'İnsan Manzaraları...'
|
Bölgeye giriş çıkışlar İsrail ordusunun kontrolünde
|
Batı Şeria'dan 'duvar' izlenimleri
Şehrin eski kısmındaki sarı taşlı evimin terasından kentin geleceğini görebiliyorum.En azından bir yüzünün…Değişimin kaba saba elleri harıl harıl işliyor… Hava açık… Uzakta Ürdün tepeleri … Önümde, tepelere sokularak ilerleyen, beton ve güvensizlikten yapılmış yeni bir gerginlik abidesi. İsrail, buna güvenlik bariyeri diyor. İsrail'e göre, duvar intihar saldırılarını engelleyecek… Ama birkaç ay içinde duvar Filistinlilerin, gelecekteki devletlerinin başkenti olarak gördükleri Doğu Kudüs'le bağlantılarını kesecek.
İki devlet, iki halk… Orta Doğu sorununun çözümü için kabul edilen formül bu. Ama Filistinlilerin üzerine devlet kuracakları toprak parçası giderek eriyor. İsrail'in amansız duvarı ilerledikçe, Filistin toprakları küçülüyor. Şehrin doğusunda bakımlı çimleri, temiz görünümlü evleriyle, tepe eteklerine kurulmuş Maale Adumim yerleşimi var. İşgal altındaki Batı Şeria'ya yamanmış varoş. Uluslararası hukuka meydan okuyan İsrail, buraya 3 bin 500 konut daha yapacak. Bu dev projenin adı E-1. Proje hayata geçirilince Doğu Kudüs'te yaşayan Filistinlilerin, düşünü kurdukları devletleriyle, Batı Şeria'daki kentleriyle ve kasabalarıyla bağları kopacak ve İsrail kansız, silahsız, belki de en büyük zaferini kazanarak Kudüs'ü ele geçirecek. Doğu Kudüs'te Zeytin Dağı'na çıktığınızda, altınızda tarihin hazineleriyle donatılmış bir masa gibi duran şehri görüyorsunuz. Üç dinin de kutsal mekanlarını barındıran eski şehri… Kubbet üs-Sahra'nın parıltılı, altın kubbesi gözünüzü alıyor. Burası, Müslümanların da Yahudilerin de hak iddia ettiği külliyenin bir parçası. İkinci intifada yani Filistin ayaklanması burada başlamıştı. Manzaraya Profesör Jeff Halper'la birlikte bakıyoruz. Halper, hükümetinin politikalarına muhalif İsrailli bir insan bilimci. Profesör Halper, 20 yıldır şehirdeki değişimin çetelesini tutuyor. Lafını sakınmadan konuşuyor. "Toprağı alıyorlar. Kudüs, sadece Yahudilerin yaşadığı bir Varoş'a dönüyor" diyor, şehrin eteklerindeki Yahudi yerleşimlerini işaret ederek ve devam ediyor: "Burada zaten kocaman Yahudi yerleşimleri var. Kudüs'ün Filistin tarafı ise küçük parçalara bölünüyor. Birbiriyle bağlantıları olmayan kuşatık bölgelere dönüşüyor. Bu da gelecekteki Filistin devletinin ekonomik açıdan ayakta kalmasının imkansızlaşması demek…"
Halper'a göre Filistinliler üçüncü dünya vatandaşı olarak kalacak. Kudüs de bir barış şehri yerine daimi gerginlik kaynağı olacak. Amerikalılar bile bu durumdan kaygılı. Başkan George Bush, İsrail Başbakanı Ariel Şaron'dan Yahudi yerleşimi inşaatlarını durdurmasını ve E-1 projesinden vazgeçmesini istiyor. Ama Şaron geri adım atmaya niyetli görünmüyor. Nihai bir barış anlaşmasında Batı Şeria'daki büyük Yahudi yerleşimlerinin İsrail'in elinde kalacağına inanıyor. Bu yüzden de fiili durum yaratıyor. İsrail E-1'in yani Doğu Kudüs koridoruna 3 bin 500 konut yapılmasına ilişkin projenin, planlama aşamasında olduğunu, inşaata başlamak için henüz bir hazırlık bulunmadığını söylüyor. Günün birinde projeden vazgeçilebileceğini ima edenler de var. Ama İsrail Dışişleri Bakanlığı, proje yaşama geçirilse bile Batı Şeria'da Filistin devletine yetecek kadar toprak olacağını söylüyor. Profesör Jeff Halper böyle düşünmüyor. Elindeki haritayla Maale Adumim Yahudi yerleşiminin genişlemesinin, Doğu Kudüs'ü nasıl kapatacağını ve Batı Şeria'yı kuzey-güney ekseninde nasıl böleceğini gösteriyor. Halper, "İki devletliliğe dayanan yaşayabilir bir çözüme ulaşma şansı kalmayacak bu durumda" diyor, haritada işaretlediği hat da aynı şeyi söylüyor…
Biraz ileride Arap mahallesi Ebu Dis var. Lazarus'un mezarı olduğu söylenen mağaranın önünden geçen dik yoldan ulaşılıyor buraya. Duvar burada tepelerin ve Ebu Ziyad Zayid'in tarlasının tam ortasından geçiyor. Şık giyimli bu milletvekili, Doğu Kudüslü Filistinlilerin oylarıyla Filistin Meclisi'ne seçilmiş. Ama şehre bir yıldır gidememiş, camide namaz kılamamış. Kudüs'e girebilmesi için diğer Filistinliler gibi onun da izin alması gerekiyor. Ama alamıyor. "Kudüs, Filistin onurunun sembolüdür" diyor öfkeli ve hafif buruk bir sesle: "Sadece Filistinlilerin değil her Arap ve her Müslüman'ın şerefidir. Eğer İsrail E-1 projesini tamamlarsa siyasi çözüm şansı ortadan kalkacak" diye devam ediyor.
Uluslararası toplum kabul etmese de İsrail, Kudüs'ü ebedi bölünmemiş başkenti olarak tanımlıyor. Kudüs'ün statüsü o kadar zor bir mesele ki olası bir anlaşmanın en sonuna bırakılması kararlaştırılan bir konu. Tabi iki taraf bu kadar ilerleme sağlayabilirlerse.
Bu arada, terasımın manzarası gözlerimin önünde her geçen değişiyor… (bbc,2.5.2005)
'Amerikan Savaşı'
Vietnam'ın geçen yüzyıllık tarihinin otuz senesinde savaş hüküm sürdü.
Komünistlerin Fransız koloni kuvvetlerine karşı 1940'lı yıllarda başlattıkları mücadele Saygon ve ülkenin tamamının kontrolünün 1975'te ellerine geçmesine dek sona ermedi. Amerikalıların "Vietnam Savaşı", Vietnamlıların da "Amerikan savaşı" diye andıkları dönem, 1965'ten 1973'e dek süren Amerikan işgalini kapsıyor. Kuzeyde mevzilenmiş komünist güçler, milliyetçi lider Ho Şi Min liderliğinde 1954 yılında Fransızları bozguna uğrattılar. Ülke, yapılan anlaşmalarla komünist kuzey ve Amerikan yanlısı güney olmak üzere ikiye bölündü, arada askerden arındırılmış bir bölge vardı. Kalıcı bir çözüm için ülke çapında seçim sözü verildi ama bu asla gerçekleşmedi. Beş yıl içinde komünistler, güneyde gerilla savaşı başlattılar.
Domino teorisi
Komünistlerle savaşmak üzere bölgeye yüz binlerce Amerikan askeri gönderildi. Nihayetinde, pahalı ve başarısız olacak; sivil huzursuzluğa ve uluslararası şaşkınlığa yol açacak bir süreçti bu. Amerika Birleşik Devletleri bilhassa domino teorisine dayanarak komünizmin yayılacağı yönündeki Soğuk Savaş kaygısıyla hareket etmişti. Bu teori, Asya uluslarından biri sol ideolojiyi desteklerse, diğerlerinin de bu ülkeyi izleyeceği savını işliyordu. 'Vietnam Savaşı' uzun ve kanlı bir savaş oldu. Hanoi hükümeti, 21 yıl süren çatışmalarda kuzey ve güneyde toplam dört milyon sivil ile bir milyondan fazla komünist savaşçının hayatını kaybettiğini söylüyor. ABD'nin verilerine göre, 200 ile 250 bin Vietnamlı asker ile 53 bin 200 Amerikan öldü ya da kayboldu. Vietnamlılar, savaşın sona erişinin otuzuncu yıldönümünü geçen ay törenlerle kutlamaya başladı. Ülkenin dağlık orta bölgelerinde bir kasaba olan Buon Ma Thuot'daki yürüyüşe binlerce Vietnamlı katıldı.
Savaşa katılmış Vietnamlılar düşen yoldaşlarının anısına yaktıkları meşalelerle yürüdüler.Bu kasabanın ele geçirilişiyle savaşın kaderi değişmiş ve kuzey Vietnam güçleri iyice güçlenmiş ve moral kazanmış, Hue, Danang ve nihayet iki ay sonra, 30 Nisan tarihinde Güney'in başkenti olan o zamanki adıyla Saygon'a girmişti. Saygon artık bugünün Vietnam'ının kurucusu ve o savaşın kahramanı lideri Ho Şi Min'in adını taşıyor.
(bbc,29.4.2005)
Kapitalistler; çekirge sürüleri…
Sosyal Demokrat Parti Genel Başkanı Franz Müntefering'in başlattığı kapitalizm tartışması, bugün de Alman basınını meşgul ediyor. Müntefering, sadece kâr amacı gütmekle suçladığı yatırımcıları “ülkeyi talan eden bir çekirge sürüsüne“ benzetmiş, konu 1 Mayıs etkinlikleri çerçevesinde de geniş çaplı tartışmalara neden olmuştu. Düsseldorf'ta yayımlanan Westdeutsche Zeitung'un konuyla ilgili yorumdan kısa bir alıntı yapıyoruz: “Kampanyalar, mangal partilerine benzer. Harlı bir ateş için önce kömüre ihtiyaç duyulur. Bazıları kapitalizm tartışmalarıyla ilgili çıkan bu yangına körükle gitti. Bazıları ise yangını söndürmek istedi. Ancak su yerine benzin kullanmayı tercih etti, sonra da yükselen alevler karşısında hayretlere gark olmuş izlenimini verdi.“ (Almanyanın sesi, 3.5.2005)
Almanya basınında; Türkiye-AB yolları taştan…
Almanya Başbakanı Gerhard Schröder'in Türkiye ziyareti, pekçok Alman gazetesinin yorum sütunlarında geniş bir şekilde konu ediliyor. Daha ziyade Türkiye'nin AB üyelik süreci üzerinde eleştirel yaklaşımlar içeren yorumlardan ilkini Düsseldorf'ta çıkan ekonomi gazetesi Handelsblatt'tan seçtik: “Türkiye, AB adaylığı konusunda iyi bir yolda değil. İçteki reform süreci çok yavaş işliyor. Ülkedeki AB taraftarlarının sayısı giderek azalıyor, karşıtların sayısı ise artıyor. Pek çok Türk, AB'ye zaten yeterince taviz verildiğini düşünüyor. Egemenliğe ilişkin daha fazla hak ve yetkinin Brüksel'e devredilmesinin özbenliğin kaybedilmesi tehlikesine yol açabileceği savunuluyor. Tüm bunlar, Türkiye ile AB arasındaki uçurum aslında ne kadar derin olduğunun açık bir göstergesi. Türkler, Avrupa olgusunu oluşturan rönesans, reformasyon, aydınlanma, halk ihtilali gibi geçmişteki hiçbir manevi ve sosyal oluşumun içinde yer almadı çünkü. Aralık ayında verilen ve Ankara ile tam üyelik müzakerelerinin başlatılmasını öngören kararın aceleyle alındığını bugün Gerhard Schröder ve Joschka Fischer gibi Türkiye'nin en ateşli destekçileri bile kabul etmek zorunda kaldı.“
Türkiye'deki reform sürecini tenkid eden bir başka yorum da Münster kentinde yayımlanan Westfälische Nachrichten adlı gazetede yer alıyor: “AB'nin sadece ekonimik birlik değil aynı zamanda bir değerler birliği olduğunu Ankara şu aşamada idrak etmekte güçlük çekiyor. AB üyeliği, Brüksel'e karşı içişlerinde de tam bir şeffaflık anlayışının kabul edilmesi anlamına geliyor. Ayrıca diğer Birlik üyelerinin eleştirilerine kulak tıkanmaması gerekiyor. Türkiye gerçekten de AB'ye yaklaşmak istiyorsa, geçmişine ilişkin pek de hoş olmayan sorulara muhatap olmaya da göze almalıdır.“
Almanya'nın doğusunda çıkan etkin gazetelerden biri olan Leipziger Volksteitung'da yeralan Tükiye ile ilgili yorumda, Schröder'in ziyaretinin, reformların hızlandırılması adına pek bir işe yaramayacağı savunuluyor: “Türkiye, AB'ye üye olabilecek olgunluğa henüz ulaşmadı. Bu gerçek, Aralık ayında alınan ve Ankara ile 3 Ekim'de üyelik müzakerelerinin başlatılması kararında etkili olan Türkiye yanlısı pekçok Avrupalı lideri de karamsarlığa itiyor. Bunlardan biri olan Almanya Başbakanı Gerhard Schröder'in çekingen bir tavırla Türkiye konusunda frene basması da bu yüzden. Federal Başbakan, Türklerin mentalitelerini değiştirmelerini ve reformların –dönüşü olmayacak şekilde- uygulamaya geçirilmesini talep ediyor. Schröder'in bu şekilde Ankara'nın rotasını değiştirmeyi başarması ise pek mümkün görünmüyor.“
Kuzeydoğu Almanya'daki Rostock kentinde yayımlanan Ostsee-Zeitung'daki yorumda ise Schröder'in ziyaret programına Fener Ortodoks Rum Patrikhanesi'ni de dahil etmesinin anlamlı olduğu kaydediliyor: “Türkiye'de milliyetçi akımların yükselişe geçtiği ve reformların yavaşladığı bir dönemde Almanya Başbakanı Gerhard Schröder hem 'reformcu başbakan' Erdoğan'ı cesaretlendirmek hem de ülkedeki insan hakları ve azınlıkların durumu gibi alanlarda iyileştirme sağlamak için Türkiye'yi ziyaret ediyor. Bu çerçevede Fener Rum Patriği I. Bartholomeus'la da biraraya gelmek suretiyle gayrimüslimlere daha fazla haklar tanınması yolunda bir mesaj vermeyi de arzuluyor.“(Almanyanın sesi,4.5.2005)
 |
|
(bbc,5.5.2005) |
Kolombiya'da İki Amerikan Askeri Tutuklandı
Kolombiya'da iki Amerikan askeri yasadışı silah sattıkları gerekçesiyle tutukladı.
Kolombiyalı yetkililer, askerlerin sağcı milis gruplara kaçak silah sattıklarını ve kaldıkları eve yapılan baskında çok sayıda silah ele geçirildiği öne sürdü. Soruşturmayla ilgili 3 Kolombiya vatandaşı da gözaltına alındı. Bogota'daki Amerikan Büyükelçiliği, Amerikalı askerlerin tutuklandığını doğruladı, ayrıntılar için yetkililerle irtibata geçtiklerini bildirdi.(Amerikanın sesi,5.5.2005)
Mayın tarlalarındaki mülteciler
Yunanistan'ın kuzeydoğu sınırında, Türkiye ile hassas sınır hattı boyunca Avrupa Birliği'nin ölüm tarlaları uzanıyor. Yunanistan ordusu, bu araziye bundan otuz yıl önce binlerce mayın döşemişti. O zamandan bu zamana ne kadar insanın hayatını kaybettiği ya da sakat kaldığı tam bilinmiyor. Ama bir tek şey çok açık ki, bu tarlaların kurbanları bir zamanlar Yunanistan'ın işgal etmelerinden korktuğu Türk birlikleri değil. Ölenler, dünyanın en umutsuz mültecileri; Afrika, Orta Doğu ve Asya'dan gelip Avrupa Birliği içinde daha iyi bir yaşam arayışı içindeki insanlar... Burundi'den gelip sığınma hakkı arayan 33 yaşındaki Guma Nhdikumana, iki ülkenin sınırını belirleyen tehlikeli Meriç nehri yolunu izleyenlerden biri.
O ve iki Afrikalı arkadaşı Türk insan kaçakçılarına kendilerini sınıra kadar eşlik etmeleri için 450 dolar ödemişler. Kaçakçılar, Guma ile arkadaşlarına nehri geçtikten sonra sola dönerlerse Yunanistan; sağa dönerlerse Bulgaristan'a gidebileceklerini anlatmışlar. "Avrupa Birliği'nin üyesi olan Yunanistan'da mayın tarlaları olabileceği aklıma gelmedi" diyor Guma. "Hiç bir uyarı da görmedik çünkü yağmur yağıyordu ve hava sisliydi. O yüzden tellerin üzerinden atlayıverdik." Arkadaşlarından biri mayına basar basmaz; diğeri ise bir kaç saat içinde hayatını kaybetmiş.
Sivil ölümler
Patlamada yaralanan Guma ise tam 14 saat boyunca mayın tarlasının ortasında Yunan askerlerinin gelip kendisini kurtarmalarını beklemiş. Hastaneye vardıklarında ise doktorlar, sağ bacağını kesmek zorunda kalmışlar. Yunanistan, mayın kullanımını yasaklayan uluslararası Ottawa Sözleşmesi'ne ilk imzayı bundan sekiz yıl önce atmış. İnsan hakları örgütleri ise buna rağmen, mayın tarlalarında ölüm ve yaralanma olayları devam ettiği için öfkeli. Bu süre zarfında, mayın tarlalarının yerini gösteren işaretler konmasında ilerleme kaydedilse de 70'den fazla sivilin öldüğü ve pek çok kişinin yaralandığını anlatıyorlar.
Artan baskılar üzerine, Yunan hükümeti 2003 yılında Ottawa Sözleşmesi'ne son onayı verdi. Bu durum, sözleşmenin geçen yıl ülkede yürürlüğe girdiği anlamına geliyor. O zamandan beri, askerler sınır hattı boyunca döşenmiş olan mayınları temizliyorlar. Ancak bu süreç epey yavaş işliyor. Ordu sözcüsünün verdiği bilgiye göre, temizleme işlemlerinin tamamlanması 2012 yılını bulacak.
Hükümet sözü
Yunanistan, sözleşmenin bu bölümünü uygulamaya başlamış da olsa süreci gözlemleyen yetkililer, hükümetin Guma gibi mayın tarlalarında sakatlananlara uzun dönemde destek sağlamakta başarısız kaldığını söylüyorlar. Bacağını kaybetmesi üzerinden iki yıl geçen, ne pasaportu ne de parası olan Guma, Atina'da komşuların yardımlarıyla hayatını sürdürüyor. Yunan yetkililer, bu kişilere daha fazla psikolojik ve ekonomik destek olacaklarını söylese de Guma'ya göre yapılan açıklamalar, 'sözden öteye gitmiyor.' (bbc,5,5,2005)
Yayına Hazırlayan: Celal SANCAR