'İnsan Manzaraları...'
Kuzey Irak'ta son dönemde yaşanan gelişmeler…
Hazırlayan Celal SANCAR
Kuzey Irak'ın başkenti Erbil artık telaşlı bir şehir; oteller, çoğu Türkiye'den gelen iş adamlarıyla tıka-basa dolu. Burada özel şirketler ve bölgesel hükümetin ortaklığıyla kurulan ve kalkınmayı teşvik eden bir kuruluş da var. Iraklı Kürtler görece barış ortamını, altyapılarını inşa etmek için kullanıyor.
Peki tam olarak ne inşa ediyorlar?
Kürtler şimdi 1991 yılından bu yana sahip oldukları özerkliklerinin Irak anayasasında kabul edilmesinden ve Bağdat'taki güç dengeleri üzerinde söz sahibi olmalarından ötürü daha fazla siyasi güvene sahip. Kürt politikacılar Irak'ın toprak bütünlüğüne bağlı olduklarında ısrar ediyor; ancak bazı Iraklılar buna şüphe ile yaklaşıyor. Zira bölgede yapılan son kamuoyu yoklamalarına göre, halkın büyük bölümünün isteği ‘tam bağımsızlık!' Kürt politikacılar federal, demokratik ve nispeten laik bir Irak'a bağlı olacaklarını ifade ediyorlar.
Uluslar arası kriz grubunun Irak uzmanına göre Kürtlerin, uzun vadede bağımsızlık istedikleri çok açık: “Tabi ki, bağımsızlığı hedefliyorlar; sorun, nasıl ve ne zaman olacağı! Burada liderlik ve iki parti, mevcut süreçte bölgesel durum nedeniyle bağımsızlık mümkün olmadığından Kürtlerin siyasi olarak gelecekte Irak'tan ayrılma olasılığını nasıl artıracaklarının yollarını aramaları gerektiği üzerinde anlaştı.”
Bölgenin insan hakları bakanı Muhammed İhsan'a göre de Iraklı Kürtlerle Araplar,birbirinden çok farklı: “Kuzey'deki Kürtleri, bizim geleceği dair bir vizyonumuz var. Sunni ve Şii Araplara bakarsanız, onların vizyonları geçmişe yönelik; İslam'ın, yeniden gündeme getirilmesine dayalı. Eğer Irak federal ve demokratik olmazsa biz, diğer seçenekleri değerlendirmek zorunda kalacağız. Eğer, Irak bir İslam devleti olursa; bu, bizim için felaket olur. Şahsen, ben bunu kabul edemem; müslümanım ama buna katlanamam!”
Ancak Muhammed İhsan gibi siyasetçiler dahi, Kürtlerin şu anda Irak'tan ayrılmasının, kendileri için siyasi intihar anlamına geleceğini itiraf ediyor.
Kürkleri Türkiye'yle ilişkileri nasıl?
Son dönemde MİT müsteşarının bölgeye yaptığı ziyaret, yeni başlatılan uçak seferleri ve Türk şirketlerin bölgede petrol arama çalışmalarında boy göstermeleri, ilişkilerin gerek siyasi gerekse ekonomik düzlemde gelişmeye başladığına işaret ediyor. Kuzey Irak'ta iş yapan şirketlerin yüzde doksanını Türk iş adamları oluşturuyor. Bölgede çalışmalar yürüten “Çelikler” firmasının yöneticisi İlnur Çevik, Türk firmalarının faaliyetlerini şöyle anlatıyor: “Nerdeyse 315 Türk şirketi orda faaliyet gösteriyor. 800 milyon dolara yakın bir iş hacmi var. Türkiye'nin bölgeye yalnız sattığı mal 1.5-2 milyar doları aşıyor. Neresinden baksanız Türkiye, her şeyiyle girmiş durumda. Eğer ekonomik gücünü bu bölgeye yansıtabilirse daha sonra tabi bunun siyasi getirileri de olacaktır.” (bbc, 25.12.2005)
ABD'li büyükelçiden yalanlar…
ABD geçmişte pek çok kez insan hakları ihlalleriyle suçladığı Suriye'yle, terörle mücadele için işbirliği mi yapıyor?
Londra'daki Amerikan büyükelçisi geçtiğimiz günlerde bbc'nin bu sorusunu yanıtlarken, ‘olağanüstü nakil' adı verilen ve son aylarda çok tartışılan terör zanlılarının, sorgulama için üçüncü ülkelere gönderilmesi uygulamasının Suriye'yi de içerdiğine dair kanıt olmadığını söyledi; ancak bu açıklamaya, büyükelçilikten düzeltme geldi. Elçilik, bu uygulamayı doğrudan teyid etmemekle beraber, basında haberlere bakılırsa Suriye'ye de böyle bir nakil yapıldığını kaydetti. Muhabirimizin haberi şöyle: “Amerikalı büyükelçinin, ülkesinin Suriye'ye terör zanlısı göndermediği yolundaki açıklamasına rağmen, bir Kanada vatandaşının ABD'de gözaltına alınıp Suriye'ye gönderildiği yolunda çok ayrıntılı haberler medyada yer almıştı. Mahir Arar 2002'de New York'da bir terör zanlısı olduğu gerekçesiyle gözaltına alınmış, uçakla Ürdün'e gönderilmiş; oradan da Suriye'ye nakledilmişti. Arar, Kanada hükümetinin müdahalesi üzerine, aradan bir yıl geçtikten sonra serbest bırakılmıştı. Mahir Arar Suriye'deyken kendisine işkence yapıldığını söylüyor.
Amerikan büyükelçiliği şimdi basındaki haberlerde Suriye'ye böyle bir nakilden söz edildiğini belirtiyor; ama olayın ayrıntısı konusunda yorum yapmıyor. Bununla birlikte işkenceye göz yumulmadığı ve yetkililerin bu gibi uygulamalara karışmadığı söyleniyor; ancak büyükelçinin sözleri ve buna yapılan düzeltme, bir kez daha ‘olağanüstü nakil uygulamaları' konusunda soru işaretleri yarattı. Bu uygulamalar ABD ile Avrupalı müttefikleri arasında da gerginlik yarattı.”
Büyükelçinin yalanlamasına getirilen düzeltme diplomasi çevrelerince, büyükelçi açısından utanç verici bir gelişme olarak yorumlanıyor. Zira büyükelçi, geçtiğimiz aylarda da ülkesinin Irak'ta beyaz fosfor maddesini kullanmadığını söylemiş, birkaç gün sonra bu maddenin Felluce'de kullanıldığı ortaya çıkmıştı. (bbc, 26.12.2005)
Yeryüzü sıkış tıkış dolu!
Yerküre yaşlanıyor, yerkürede yaşayan insanların sayısı da giderek artıyor. Fransa'nın Milli Demografik Çalışmalar Enstitüsü, 19 Aralık tarihi itibarıyla dünya nüfüsunun 6,5 milyara ulaştığını açıkladı… 19 Aralık'ta doğan bir bebekle birlikte, dünya nüfusunun tam 6.5 milyar olduğunu söyleyen bilim adamları, bu bebeğin büyük olasılıkla Asya kıtasında dünyaya geldiğini tahmin ediyor. Zira, Asya kıtası, yüzde 57 ile doğum oranının en yüksek olduğu yer. İkinci sırada, yüzde 26'lık doğum oranıyla Afrika yer alıyor. Bebeklerin yüzde 9'u Güney Amerika'da, yüzde 5'i Avrupa'da ve yüzde 3'ü de Kuzey Amerika'da doğuyor.
Etiyopya'da ortalama 6 çocuk
Bu veriler ışığında, doğumların çoğunluğun gelişmekte olan ülkelerde gerçekleştiğini söylemek mümkün. İstatistiklere göre, Etiyopyalı bir kadın ortalama olarak 5 veya 6 çocuk dünyaya getirirken, Alman bir kadının sahip olduğu çocuk sayısı sadece 1,3! Ve Doğu Afrika ülkelerindeki doğumların, sadece yüzde 6'sı bir ebe ve doktorun eşliğinde gerçekleşiyor. Bu nedenle doğum yapan 100 bin kadından 10 bini doğum sırasında veya sonrasında ölüyor. Asya kıtası, doğum oranı en yüksek kıta ama ölüm oranı, doğum oranını geçen Japonya bu konuda bir istisna oluşturuyor. Japonya'nın nüfusu, gelecek yıldan itibaren azalmaya başlayacak, önlem alınmazsa bir asır sonra yarıya inecek. Doğum oranın düşüklüğü, iş gücünde kıtlık, emeklilik sisteminde aksaklık ve ülkenin vergi temelini zayıflatması gibi sıkıntıları beraberinde getiriyor, bu da dünyanın en büyüklerinden olan Japon ekonomisini tehdit ediyor.
İki saniyede bir 5 kişi doğuyor
6 milyar barajını 1999 yılında geçen yerkürenin nüfusu, son altı yılda yaklaşık yarım milyar arttı. . Her iki saniyede bir, beş; bir günde 365 bin kişi katılıyor dünya nüfusuna. Yani her hafta, 1,5 milyonluk, yılda ise 80 milyonluk bir artış söz konusu. Yıllık artışı, her yıl bir Almanya daha doğuyor diye tarif etmek de mümkün. Daha önceki dönemlere kıyasla, dünya nüfusundaki artışta bir azalma gözleniyor. Buna göre 2050 yılında dünya nüfusunun 8 ila 9 milyar olacağı tahmin ediliyor.
“Dünya bu yükü taşır”
Peki insanoğlu çoğalmaya devam ederken, yerküre bundan nasıl etkileniyor? “İnsanlar ne kadar çoğalırsa çoğalsın, yeryüzü bu ağırlığı taşıyabilir” diyen Almanya'daki Potsdam Jeo Araştırma Merkezi'nde görevli Dr. Robert Dill, Asya'daki nüfusun 5 milyar artarması durumunda, yeryürenin 1 milimetre kadar yana yatacağını, Dünya'nın kendi etrafında dönme hızının günde bir mikrosaniye, 3 bin yılda bir saniye azalacağını söylüyor.(Almanyanın sesi, 20.12.2005)
Cheney ve Donald Rumsfeld; Irak'ta yapılan pek çok hatanın iki sorumlusu…
Independent gazetesi yazarı Adrian Hamilton, yazısına "Irak'ın yabancı zevatın ziyaretlerine ihtiyacı yok" başlığını atmış... Hamilton'ın satırları şöyle başlıyor: "Yabancı devlet adamlarının ziyaretleri, seçimlere övgüler düzülmesi, 'demokrasi için önemli bir adım' nutukları atılması, uluslararası kamuoyunun desteğinin dile getirilmesi herhalde Irak'ın ihtiyaç duyduğu son şey. Ancak, Irak'ın işgalinin öncülerinden Amerika Birleşik Devletleri Başkan Yardımcısı Dick Cheney'nin Irak'a yaptığı ziyaret doğrusu en hoş karşılanmayanıydı. Cheney ve Savunma Bakanı Donald Rumsfeld, Irak'ta yapılan pek çok hatanın da sorumlusu."
Adrian Hamilton, rejim değişikliği ve bir diktatörü devirme gerekçesiyle başlatılan Irak işgalinin, bölgede demokrasiyi yayma söylemiyle sürdüğünü belirtiyor ve şunları ekliyor:
"Demokrasinin hareketlendiği ortada ama asıl amaç, İsrail'e ve Amerika Birleşik Devletleri'nin çıkarlarına bir tehdit oluşturmayacak bir Orta Doğu yaratmak. Kimse Irak'ta bundan böyle ne olacağını kesin olarak söyleyemez. Belki ülke tamamen bölünecek, belki eski Sovyet Cumhuriyetleri gibi çetelerin yönetimine girecek, belki de daha iyi bir geleceğe doğru adım atacak. Ancak ne olursa olsun, Batılı politikacılar, demokrasi nutukları atmak yerine, başlarını önlerine eğip, yarattıkları rezalet için özür dilemeli, bundan böyle Irak'ın işine karışmayacaklarına söz vermeliler."(bbc,22.12.2005)
Hazıralyan Celal Sancar