Untitled Document

Untitled Document
 
:: ÖZGÜR ÜNİVERSİTE    FORUMU
 
Sayı 31
Ekolojik Felaket
 
 
:: DUYURU
 

 

 

ÖZGÜR ÜNİVERSİTE İSTANBUL 2008 GÜZ SEMİNERLERİ

 

Tarih: 7 Haziran Cumartesi – 15.00
Yer: İstanbul Özgür Üniversite


 
GÜNCEL YAZILAR

İnsan Manzaraları

Yoksullukla mücadelede Jeffrey Sachs'la mülakat…

ABD'nin New York kentindeki Columbia Üniversitesi'nde Dünya Çalışmaları Enstitüsü profesörü olan Jeffrey Sachs, ekonomik gelişme ve yoksullukla mücadele konularında dünyanın en tanınmış uzmanlarından biri.

Kendisiyle Afrika başta olmak üzere yoksul dünyanın karşı karşıya olduğu sorunları ve varlıklı ülkelerin yardım için neler yapabileceğini tartıştık. Yayına hazırlayan Hüsnü Kural.

Niçin bazı ülkeler zengin, diğerleri fakir?

BBC: Küresel fakirlikle mücadele tartışmasında ilk adımı, biraz basit hatta belki de aptalca görünebilecek bir soru ile atalım. Niçin bazı ülkeler müreffeh, diğerleri ise yoksul? Bunun bir açıklaması var mı?

JEFFREY SACHS: Bence sorunun aptalcası olmaz yanıtın aptalcası olur; umarım benim yanıtım öyle olmaz... Zenginlik ile fakirliğin nedenleri tabi ki oldukça karmaşık ve Adam Smith'den beri bunu anlamaya çalışıyoruz. İki şeye işaret eder Smith ama biz genelde bunlardan birini unutmaya meyyalizdir. Ekonomik sistem ve pazarlarla ticaretin önemi hakkında söylediklerini hatırlarız ama işe coğrafya ile başladığını unuturuz. Adam Smith dünyanın ulaşılması güç bölgeleri ile, deniz kıyısında veya büyük ırmak boylarıve ticaret yolları üzerinde bulunan yerleri ekonomik avantajları açısından birbirinden ayırır. Baktığımızda, politikaları açısından farklı bir dünya kadar, coğrafyası açısından da farklı bir dünya görüyoruz karşımızda. Hastalıklar, açlık, iklim ve diğer doğal afetlerin kısıtlamalarından sıyrılmaya çalışan ülkeler görüyoruz.

BBC: Bu sunduğunuz tablo ilk haritaları akla getiriyor; sadece kıyıların haritası çıkarılabilmiş, iç kesimler ise büyük bir sırdan ibaret... Sizin tasvir ettiğiniz ekonomi dünyası da bunu anımsatıyor sanki?

JEFFREY SACHS: Fark şu ki benim tasvir ettiğim dünyada iç kesimlerde olup bitenler sırdan ibaret değil... Çoğu zaman söz konusu olan fakirleşmeden başka bir şey değil. Küresel gelişme krizinin merkezindeki Afrika'ya baktığınızda örneğin, kıyılardan, ırmaklardan uzaklarda, sulama olanaklarına ulaşımı olmayan, tarımı ne zaman yağacağı belirsiz olan yağmura bağlı, sıtmanın kol gezdiği bölgelerde yaşayan insanlar görüyorsunuz. Bu tabi ki ekonomik büyüme için çok zorlu bir başlangıç noktası.

BBC: Tabi eserlerini 18. yüzyılın ikinci yarısında vermiş bir İskoç düşünürü olan Adam Smith'den bahsettiğimizde, onun aslında ekonomist değil ahlak felsefesi profesörü olduğunu da unutmamamız lazım, öyle değil mi?

JEFFREY SACHS: Ekonomistliğine diyecek yoktu doğrusu; ama, ahlaki sorunlarla da yakından ilgileniyordu. Politika, coğrafya, karşılaştırmalı analiz diğer ilgi alanlarıydı. 125 yıl önce yazdığı o muazzam eserinde işin basitine kaçtığı tek bir satır bile yoktur diyebilirim. Adam Smith'in eseri bize, günümüzdeki takipçilerininkinden çok daha zengin bir dünya portresi sunar. Tartıştığımız konuda oldukça tek boyutlu görüşler atılıyor ortaya.. Örneğin, 'Afrika fakir çünkü yolsuzluk içinde' deniyor veya 'Afrika, kültürü yüzünden fakir' deniyor. Tabi, bu tür düşüncelerin ardında ırkçı görüşler vardı; örneğin, sadece bazı dinlerin gelişmeye açık olduğu söylenirdi. Tüm bunlar son derece basit düşünce tarzları; gerçek ise çok daha karmaşık. Hastalıklar var, ulaşım ve taşımacılık sorunları var ve tarımsal sorunlar var, bunlara ek olarak da tabi ki siyaset ve ekonomi politikası kaynaklı sorunlar...

BBC : Küresel düzeyde ekonomi ve ahlak dediğimizde akla gelen bir konu; varlıklı ülkelerin, dünyanın yoksul kesimlerine yardım elini uzatması. Örneğin, kendi ülkeniz olan ABD'nin, bu yardımı son birkaç yıl içinde azaltmış olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

JEFFREY SACHS: Amerikalılar olup bitenin tam anlamıyla farkında değil. Doğrusunu isterseniz, gerçekler halka pek sık anlatılmıyor. ABD'nin milli hasıladaki payı açısından yoksul ülkelere yardıma en az kaynak ayıran ülke olduğunu kabul etmek zorundasınız Milli hasılamızın binde yedisini bu işe ayırma sözü verdik; ama şu anda binde birbuçuk civarındayız henüz. Bu, Amerika'nın güvenliği açısından çok büyük bir hata. Askeri harcamalar milli hasılamızın yüzde dörtbuçuğunu buluyor; dünyanın istikrarsız bölgelerinde, barışçı yollarla ekonomik gelişmelere ayırdığımız para ise binde birbuçuk . Bu otuzdabirlik oran, Amerika halkının güvenlik içinde yaşamasını sağlayacak bir oran değil.

Afrika çapında yoksulluk ve sosyal erozyon

BBC: Afrika kıtasının Sahra çölünün güneyinde kalan bölümü uzmanlık bölgelerinizden biri. Dünyanın bu kesimi son yirmi yıl içinde oldukça kötü bir performans sergiledi ekonomik açıdan. Bunun nedenleri nedir?

JEFFREY SACHS: Bu felaket bir dönem oldu; kişi başına gelir geriledi, hastalıklar, salgınlar birbirini izledi. HIV-AIDS bunlar arasında insanı en çok şok edeni ama sıtmanın da yeniden ortaya çıkışını gördük. Sıtmanın geri dönüşünün nedeni ilaca bağışıklığın artışı, kamu sağlığı sisteminin çöküşü; ne yazık ki, geçtiğimiz çeyrek asır boyunca, Afrika'ya bağış ağı darmadağın oldu. Yardım edip, ihtiyaç duyulan yatırımları artıracağımıza, nutuklar attık. Tabi nutuklar bir çocuğu sıtmadan korumaz, nutuklar AIDS'ten ölen bir anneyi kurtarmaz.

Uluslararası yardım destek mi köstek mi?

BBC: Peki, bu tür bölgelere uluslararası yardım konusunda ortaya atılan bir iddia var; yardımın yoksul ülkelerde yolsuzluğu derinleştirdiği, dışa bağımlı bir ülke yarattığı iddiası... Bu konudaki değerlendirmeniz nedir?

JEFFREY SACHS: Bu konudaki tavsiyelerimiz gayet açık. Sahtekarlara para vermeyin. Koşulsuz para vermeyin. Aldıkları yardımı iyi biçimde kullanacaklarını net şekilde gösteremeyen ülkelere para vermeyin... Bu kriterler tabi ki bir çok ülkeyi yardım listesinden çıkarır ama tümünü çıkarmaz. Dünyanın dört bir yanında, içinde bulundukları koşullar itibariyle kahramanca yönetilen onlarca fakir ülke var; o kadar fakirler ki ilerleme sağlayacak adımlara bile güçleri yetmiyor. Eğer iyi hükümetlere destek için elimizden gelen herşeyi yapıyor olsaydık, dış yardıma karşı dile getirilen görüşlere kulak verirdim ama bunu yapmıyoruz. Toptan inkar içindeyiz; 'Afrika'ya yardım etmek mümkün değil' diyoruz.

Ama Afrika kıtasında Sahra'nın güney kesiminde kırk dokuz ülke var; bunların bir çoğu fakirlik tuzağından çıkma çabası içinde; bunlar kendilerine verilecek parayı hayat kurtarmada, çocukları eğitmede ve aşırı fakirlikten kurtulmada kullanabilir. Dünyanın dört bir yanında, içinde bulundukları koşullar itibariyle kahramanca yönetilen onlarca fakir ülke var.
Bağımlılık bahsine gelince; şu anda yaptığımız şey yardımı damla damla vermekten ibaret; bu ise yardımın hiç bir işe yaramaması için en ideal yöntem. Bu yolla söz konusu ülkelerin fakirlik zincirini kırması olacak iş değil. Eğer bağımlılığa son vermek istiyorsanız, fakir insanların üretici olup, fakirlik tuzağından çıkmasını sağlayacak araçları verin. Bunu yapmadığınız sürece de bu rezaleti temizleyemezsiniz. Çünkü bu bir tuzak.

Yoksulluk-yolsuzluk sarmalı...

BBC: Kimilerine göre de, Afrika kıtasındaki yoksulluk yolsuzluğun ürünü; bu teşhisi tatmin edici buluyor musunuz?

JEFFREY SACHS: Herşeyden önce, fiili performanslar geniş bir yelpazede çeşitlilik gösteriyor. Bazı yerler akıl almaz derecede yolsuzluğa batmış durumda; bunların çoğu, biz dışardakilerin yolsuzluğa batırdığı ülkeler. Diğer taraftan yolsuzluk bize Afrika'nın ekonomik performansı hakkında nihai tabloyu sunmuyor. Yolsuzluk bize Afrika'nın ekonomik performansı hakkında nihai tabloyu sunmuyor. Bu oldukça karmaşık bir hikayenin sadece bir parçası, çünkü iyi yönetilen yerler bile büyük acılar çekiyor ve fakirlik tuzağından çıkmayı başaramıyor. Bunun nedeni ise Afrika'nın sorununun yönetim sorunundan ibaret olmaması; bu sorunların arkasında kuraklıktan, hastalığa, kırsal yalıtılmışlıktan, yol ve elektrik olmamasına kadar çeşitli unsurlar var. Bu yüzden basitleştirmelerden kaçınmak durumundayız.

BBC: Yani size göre, yoksulluk yolsuzluğun olmaktan ziyade, yolsuzluk yoksulluğun ürünü? Öyle mi?

JEFFREY SACHS: Ortalama olarak daha fakir ülkelerde yolsuzluk algılaması, zengin ülkelerden daha yüksek. Şu son derece açık. Bir ülkenin kaynağı yoksa, memurlarının maaşını ödeyemiyorsa, profesyonel kadrolar istihdam edemiyorsa, bilgisayarı, bilgi akış sistemleri yoksa, istismarların hiç değilse bir kısmını önleyecek kadar kamu bilgilendirme olanakları yoksa, istismarlar, yolsuzluklar tabi ki olacaktır. Bu anlamda fakirlik zayıf yönetimin sonucu değil nedenidir. Bu yüzdendir ki yönetimi ve bilgi akışını güçlendirmeye yatırım yapmalıyız; bu ülkelerde temel bilgisayar ağını, temel yönetsel kapasiteyi yerleştirmeliyiz. Zayıf yönetimleri mutlak bir engel olarak görmektense, bunu fakirlik tuzağından çıkmak için yatırım yapılması gereken bir alan olarak görmeliyiz.

Çözüm olasılıkları...

BBC: Yerli olsun, uluslarası nitelikte olsun özel sektörün tüm bu senaryoda nasıl bir rolü olabilir?

JEFFREY SACHS: Tabi, nihayetinde gerçek ekonomik büyümenin kaynağı özel sektördür. Yol olsun, elektrik olsun, klinikler veya okullar olsun, genelde kamu yatırımı olan bu çalışmaların kilit hedeflerinden biri üretici bir özel sektörün önünü açmaktır. Kırsal kesimden sanayi ve hizmetlere, özel sektörün ekonomiyi yüklenmesini ve uzun dönemli büyümeyi sağlamasını bekliyoruz. Kısacası, sağlıklı, işlevsel ve üretici bir ekonomiye temellik yapacak kamu yatırımlarının yanısıra, makroekonomik istikrara, hukuğun üstünlüğüne ve serbest ticarete ihtiyaç var; özel sektör asli işi olan yatırım yapmak ve para kazanmayı ancak böyle başarabilir.

BBC: Tabi, bunları söylemesi kolay, yapması oldukça zor...

JEFFREY SACHS: Bunları yapmak olanaksız değil hiç bir şekilde; dahası bir çok yerde başarıldı bunlar. Afrika söz konusu oldu mu, gerekli reformlar yapılıyor ama yatırım çekilemiyor. Ancak Afrika söz konusu oldu mu, gerekli reformlar yapılıyor ama yatırım çekilemiyor. İşadamlarına soruyorsunuz niye yatırım yapmadıklarını; 'kesintisiz elektrik istiyoruz' diyorlar, veya, 'malımı fabrikadan veya kırsal kesimden limana taşıyabileceğim yollar olsa ne iyi olur' diyorlar. Diğer bir deyişle özel sektörün makro ekonomik istikrardan fazlasına ihtiyacı var. IMF'nin sürekli vurguladığı şeyler var: makroekonomik istikrar, üretkenliğin temelini atacak altyapı ve sağlıklı, eğitimli bir nüfus... Biz de, 'şimdi yönetim, istikrar, makroekonomi ve altyapı konularında birbirimizi yemekten vazgeçelim, bunun bir anlamı yok' diyoruz. Tabi ki bunların hepsine ihtiyaç var, ama bu ülkeler bunu tek başlarına başaramaz; onun için onlara kaynak sağlamamız lazım.

 

Diplomasi; ikiyüzlülüğün diğer adı

Peki, neden gelecek yıl yapılması planlanan Anayasa referandumunu rafa kaldırmakta bu kadar aceleci İngiltere?

Birçok gazeteye göre, böyle bir referandumdan "Hayır" çıkması ihtimali son derece güçlü. Dolayısıyla, Anayasa'nın ruhuna inansa da, bu siyasi riski almak istemiyor Başbakan Blair. Guardian ise başyazısında farklı bir açıklamada bulunmuş. Bunun İngiltere'nin geleneksel çizgisinin devamı olduğunu şu satırlarla anlatıyor gazete; "Emret Bakanım dizisinin 1980'lerde yayınlanan bölümlerinden birindeydi. Sağ kolu Sir Humphrey, Bakan Jim Hacker'a, Avrupa'nın birlik olmasını engellemenin, son 500 yıldır İngiliz dış politikasının öncelikli hedefi olduğunu şöyle anlatır; 'Böl ve yönet taktiği. Avrupa Birliği'ni parçalamayı bu yüzden istiyoruz. Bunu önce dışarıdan yapmaya çalıştık ama işe yaramadı. Şimdi içeride olduğumuza göre, tüm hadiseyi berbat etmekte özgürüz.' Bu açıklama karşısında afallayan Bakan sorar; 'Peki Dışişleri Bakanlığı neden daha fazla ülkenin katılmasını sağlamaya çalışıyor?' Sir Humphrey cevap verir; 'Bir kuruluşun üye sayısı arttıkça, orada çıkacak karışıklık da artar. Etkisini ve gücünü yitirir.' Bakan; 'Ne dehşet verici bir ikiyüzlülük' der. Sağkolu cevap verir; 'Evet Sayın Bakanım, biz buna diplomasi diyoruz." (bbc, 6.6.2005)

İstatistiki bilgiler iç karartıcı rakamlarla dolu

Dünyanın en zengin üç kişisinin, dünyadaki en yoksul ülkelerde oturan 600 milyon kişiden daha varlıklı olduğunu duymuş muydunuz; ya, her yıl 10 milyon çocuğun açlıktan ve önlenebilir hastalıklardan öldüğünü? Bu, her üç saniyede bir çocuğun ölmesi demek!

Sahra'nın güneyindeki ülkelerde 25 milyon kişi HIV ya da AIDS ile yaşarken; her gün 1600'ü çocuk, 8500 kişi HIV virüsüyle ilintili hastalıklardan ölüyor. Her gün de 30 bin çocuk, aşırı yorgunluk nedeniyle canını yitirmekte; her gün açlık ve önlenebilir hastalıklardan ölen insanların sayısı da 50 bini bulmakta.

İşte bir istatistik daha…

Dünya nüfusunun yüzde kırkından fazlası, düşük gelirli ülkelerde yaşıyor; ancak, bu ülkelerin dünya hareketindeki payı yüzde üçün üzerine çıkmıyor. (bbc, 6.6.2005)

S.O.S

Guardian: “Blair, Bush'u Afrika'ya yardımın arttırılması planlarına ikna etmeye çalışadursun, BM raporuyla ortaya çıkan gerçek; uluslar arası toplumun 2015' e kadar 5 yaş altı ölümleri ciddi oranda azaltma sözünü tutamaması nedeniyle 3 milyon çocuk ölüm tehlikesiyle burun buruna. Afrika'da 5 yaşın altında hayata gözlerini yumacak çocukların sayısı, yakın zamanda New York, Londra ve Tokyo'daki 5 yaş altı tüm çocukların toplamının iki katına çıkacak.” (bbc, 8.6.2005)

‘Binyıl projesi' başkanı Jeffrey Sachs'dan Afralı liderlere…

10 yıl içinde küresel yoksulluğun yarı yarıya azaltılmasını öngören BM ‘binyıl projesi'nin başkanı Jeffrey Sachs Afrika ülkelerine, ‘borçlarını reddetmeleri çağrısı' yaptı. Sachs, Mali'de Afrika'nın sağlık sorunlarının tartışıldığı toplantıda konuştu. Sachs, bölge ülkelerinde normal sağlık hizmeti verilebilmesi için, kişi başına yılda ortalama 40 dolar harcama yapılması gerektiğini söyledi ve mevcut koşullarda Afrika ülkeleri için bunun imkansız olduğunu söyledi. Sachs konuşmasında, “Afrikalı liderler tek taraflı olarak, borç ödemelerini askıya almalı” dedi ve alkışlar arasındaki konuşmasını şöyle sürdürdü: “Müzakere için vakit yok! Çocuklarınız ya da borçlarınız arasında tercih yapmanız gerekiyor; bana göre, önceliğiniz çocuklarınız olmalı.”

Jeffrey Sachs Afrikalı liderlerin bu kararının, kıtanın borçlarının silinmesini tartışan ülkeleri de rahatlatacağını savundu. Sarchs'a göre Afrika'nın sorunlarını çözebilecek para, zengin dünyanın gayri safi milli gelirinin sadece yüzde birini oluşturuyor. Sachs; “Bu para onlar için hiçbir şey!” diyor. Sachs, bu gün Tony Blair Beyaz Saray'da. Başkan Bush ona, “Afrika'ya yardım için paramız yok!” diyecek; çünkü 500 milyar dolarlık azkeri harcama yapıyor! Belki de zenginlere 300 milyar dolarlık vergi indirimi yaptığı için panası kalmamıştır. Sizi temin ederim ki, benim ülkemde çok para var!”

‘Binyıl Projesi'nin hedeflerinin belirlenmesinin üzerinden 5 yıl geçmesine karşın bir çok Afrika ülkesinde hala, yeterince mesafe kaydedilemedi. Mevcut ilerleme hızıyla, ‘binyıl projesi'nde öngörülen hedeflere, ancak 22. yüzyılın 2. yarısında ulaşılabileceği belirtiliyor.” (bbc, 8.6.2005)

 

'Adalete uzun yürüyüş çağrısı'

İngiltere gazetelerinde bugün öne çıkan bir başka konu ise, şarkıcı Bob Geldoff'un, Afrika konusunda dünyayı harekete geçirmek amacıyla düzenlediği konserler dizisine ilişkin açıklamaları... Geldoff'un ''milyonları adalete doğru uzun yürüyüşe'' çağıran sözlerini haberinin başlığına çıkaran Independent gazetesi, 7 sayfasını Afrika'nın yoksulluğuna ayırıyor. Gazetenin, Afrika'nın ekonomik ve sosyal yaşamına ilişkin çizdiği tablodan bir özet şöyle: ''Afrika'nın en yoksul ülkelerinde gelir düzeyi yüzde 25 azaldı. Dünyanın en zengin üç insanının sahip olduğu varlıkların değeri, dünyanın en yoksul ülkelerinde yaşayan 600 milyon insanın sahip olduğu varlıkların toplamından daha fazla. 2 milyar 800 milyon kişi, yani dünya nüfusunun yaklaşık yarısı, günde 1 İngiliz sterlininden biraz fazla, yaklaşık 3 Yeni Türk Lirası civarında bir gelirle yaşamaya çalışıyor. Her yıl açlık ve önlenebilir hastalıklar nedeniyle 10 milyon çocuk ölüyor. Afrika'da AIDS virüsüne yakalanmış 25 milyondan fazla insan var. Yoksul ülkelere verilen her 1 dolar yardımın iki katı, adil olmayan ticaret engelleri nedeniyle zengin ülkelere gidiyor. Ve Afrika'nın dünya ticaretindeki payı yalnızca yüzde 1 oranında arttırılsa, geliri, kıtanın aldığı yardımın beş katı tutarına, yani 70 milyar dolara ulaşabilir.''

'Afrika'nın siyasi elit sorunu'

Aynı gazetede ''Pop konserleri sorunlarımızı çözemez'' başlıklı yazısında Basildon Peta; Afrika'ya yardım için başlatılan girişimlerde çok önemli bir unsurun eksik oluğunu savunuyor: ''Afrika'nın sömürge sonrası siyah seçkinlerinin suçlu beceriksizlikleriyle mücadele stratejisi..'' Afrikalı yöneticilerin, halklarını kalkındırarak yoksulluktan kurtulmalarını sağlamak yerine, kendi halklarına karşı savaş yürüttüklerini'' kaydeden Peta'nın yazısında şu görüşü dile getiriyor: ''Sıradan insanlar yalnızca, caydırılarak ve yönlendirilerek liderlerini işbaşında tutmaları için önemli. Bu seçkinler, kıtanın zenginliklerinden çaldıklarıyla İsviçre bankalarındaki hesaplarını kabartırken, sıradan insanlar, bu seçkinlerin daimi siyasi ayrıcalıklarını korumanın araçları haline geldiler.''(bbc,1.6.2005)

“Uzman Görüşleri…”

İran'daki Şeriatçı yönetim ve Kuzey Kore'deki Komünist diktatörler nükleer silah programlarını geliştirme tehdidinde bulunuyor. Tahran'daki mollalar ve Kuzey Kore'deki diktatörlerle müzakere yapmanın, bu ülkelerin nükleer silahlardan vazgeçmesini sağlayamayacağını görüşü oldukça yaygın. Barış Ornarlı bu konuda uzman görüşlerini derledi: “Güvenlik politikası merkezi başkanı olan Frank Gafry İranlı yetkililerin, müzakerelerde bulunarak zaman kazanmakta olduğunu düşünüyor: ‘İngiltere, Almanya ve Fransa inatçı bir İran'la dans etmeye devam ediyor. Görüşmelerin sonuna yaklaşıldığına dair bazı işaretler var. İngiliz hükümeti Washington'a katıldığını ve konunun BM Güvenlik Konseyine havale edilmesi gerektiğini belirtti. Tabi, konu Güvenlik Konseyi'nin gündemine alınsa bile büyük bir ihtimalle veto edilecek ve bu konuda bir ilerleme sağlanamayacak.

Londra'da bulunan Arap-İran araştırmaları merkezi yöneticisi Ali Rıza Nurizade ise İran'ın nükleer silah tehdidi ile insan hakları ihlallerinin üstünü örtmeye çalıştığını söylüyor: ‘Bence Avrupalılar İranlılara, “Eğer uranyum faaliyetlerinden vazgeçerseniz, İran'daki iç gelişmelere uyguladığınız baskıya ve terör örgütlerini desteklemenize göz yumarız” diyor, “Eğer nükleer silahlardan vazgeçerseniz Irak, Afganistan ve Lübnan'a müdahale etmenizi affederiz.” Bu rejim bir atom bombası yaparak hem kendi halkını hem de bütün Ortadoğu'yu tehdit edecek.'

Uzmanlar İran ve Kuzey Kore'den kaynaklanan nükleer tehdidin, ancak demokratikleşmeyle giderileceği görüşünde.” (Amerikanın sesi, 2.6.2005)

Rusya İçişleri bakanına göre, “Gençlik elden gidiyor!”

Rusya içişleri bakanı Raşit Nurgadiyev ülkedeki sağlık koşullarının alarm verici boyutlarda olduğunu söyledi. Nurgadiyev Moskova'da üst düzey yetkililerle yapılan toplantıda, gençler arasında uyuşturucu ve alkol kullananlarla, sokaklarda yaşayanların sayısının arttığını ve okuma-yazma oranının düştüğünü belirtti, “Bu durum, ülke kalkınmasına ciddi bir tehdit oluşturuyor” dedi. Muhabirimizin haberi: “Rusya içişleri bakanı ülkede 700 bin kimsesiz ve sokaklarda yaşayan çocuğun olduğunu söylüyor. Bakana göre ülkede en az 4 milyon genç uyuşturucu kullanıyor. Bakan, bu verilerin yeterince ürkütücü olmasına rağmen, bunun buzdağının sadece görünen kısmı olduğunu, gerçek rakamların daha yüksek olduğunu tahmin ettiklerini belirtti.

Ülkede uyuşturucuya başlama yaşı da giderek düşüyor. Şırıngayla uyuşturucu kullanmanın artması Rusya'yı AIDS'in en hızlı yayıldığı ülkelerden biri haline getirdi. İçişleri bakanı Nurgadiyev sosyal sorunların gençlerin sadece sağlığını değil, eğitimlerini de etkilediğine dikkat çekti. Bakana göre Sovyet döneminde yüzde yüz okuma yazma oranıyla gurur duyan ülkede, 2 milyon genç okuma-yazma bilmiyor. Nurgadiyev mevcut durumun ancak 1920'lerdeki iç savaş koşullarıyla, ya da ülkenin harabeye döndüğü 2. Dünya savaşı yıllarıyla kıyaslanabileceğini kaydetti. Bu açıklama, son 20 yılda Rusların yaşadığı dönüşüm sürecinin ne kadar sancılı, ne kadar yıkıcı olduğuna işaret ediyor.” (bbc, 2.6.2005)

'Avrupa, ABD tarzı kapitalizm istemiyor'

''Avrupalı seçmenler daha fazla demokrasi istiyorlar, daha çok serbest piyasa değil'' başlıklı yazısında, Independent yazarı Johann Hari ise, ''Blair ister beğensin ister beğenmesin; Avrupalılar'ın, Atlantik'ten daha farklı bir kapitalizme bağlı olduklarını'' savunuyor: ''Fransa, Almanya ve İspanya halkları, bir derece zenginliğe ulaşıldıktan sonra, hep daha fazlası için tırmalamanın insan mutluluğunda yeterli bir artış getirmediğini anladı.''

''Avrupalılar, haftada 60 saat, yılda 50 hafta çalışıp, çocuklarını nadiren görmek ya da başdöndürücü bir eşitsizlik ve cezaevlerinde çürüyen iki milyon kişi görmek istemiyor. Başka bir ifadeyle, Amerika Birleşik Devletleri gibi olmak istemiyorlar.'' (bbc,3.6.2005)

Hazırlayan Celal Sancar

 

 

 

 

 

Untitled Document

YENİ YAYINLAR

Sefaletin Yoksulluğu Kovduğu Bir Dünya


Sayfa: 348
Fiyatı: 16 TL

Resmi Tarih Tartışmaları 7


Sayfa: 278
Fiyatı: 14 TL

SEVR BİR ÖCÜ MASALI


Sayfa: 219
Fiyatı: 12 TL

: RESMİ TARİH TARTIŞMALARI 6


Sayfa: 451
Fiyatı: 22 TL

:Seçilmiş Yazılar 2

Gıda yardımı alan bir kadın
Seçilmiş Yazılar 2
Sayfa: 336
Fiyatı: 15 TL

: Ekonomik Kurumlar ve Kavramlar Sözlüğü


Sayfa: 1449
Fiyatı: 47 TL

: RESMİ TARİH TARTIŞMALARI 5


Sayfa: 198
Fiyatı: 12 TL

:Sevr'den Lozan'a Kürt Sorunu ve Kemalist Hareket


Sayfa: 462
Fiyatı: 22 TL

:: Marksist Ekonomi El Kitabı


Sayfa: 685
Fiyatı: 27,50 TL

: Köylü ve İşçi Mücadeleleri


Sayfa: 411
Fiyatı: 22 TL

: KALKINMA SÖZLÜĞÜ
Sayfa: 494
Fiyatı: 25 TL

: RESMİ TARİH TARTIŞMALARI 3


Sayfa: 373
Fiyatı: 16 TL

:: RESMİ TARİH TARTIŞMALARI 4


Sayfa: 233
Fiyatı: 14 TL

:: ULUSALCILIK

Sayfa: 180
Fiyatı: 10 TL

:: RESMİ İDEOLOJİ SÖZLÜĞÜ
Sayfa: 728
Fiyatı: 30 TL

:: REEL ATATÜRKÇÜLÜK
Sayfa: 288
Fiyatı: 12 TL


::KAVRAM SÖZLÜĞÜ II


Sayfa: 642
Fiyatı: 30 TL
 

 



Mail Grubumuza Üye Olun

Lütfen e-mail adresinizi giriniz...


Untitled Document
 
Merkez: Menekse Sokak 16/8 Kizilay-ANKARA
Tel: (0 312) 418 32 41 - Faks: (0 312) 418 32 87 e-mail:ozguruniversite@ozguruniversite.org
Istanbul Sube: Kumbaraci Yokusu 57/3 Tünel- Beyoglu
Tel: (0 212) 243 54 81 - Faks: (0 212) 249 12 92 e- mail:istanbul@ozguruniversite.org


 
2006
Başlangıç Tarihi: 17 Şubat 2003