Untitled Document

Untitled Document
 
:: ÖZGÜR ÜNİVERSİTE    FORUMU
 
Sayı 31
Ekolojik Felaket
 
 
:: DUYURU
 

 

 

ÖZGÜR ÜNİVERSİTE İSTANBUL 2008 GÜZ SEMİNERLERİ

 

Tarih: 7 Haziran Cumartesi – 15.00
Yer: İstanbul Özgür Üniversite


 
GÜNCEL YAZILAR

İNSAN MANZARALARI

3. BÖLÜM
Güneydoğu izlenimleri; ve zorunlu göç
Kumru BAŞER

Hangi köyden göçtünüz?
(Bir erkek): Biz Kocaköy ilçesine  bağlı Tepecik köyü; bizim gelişimizin tarihi de 92’nin 12. ayın 20’si.
Siz köyden ayrıldığınız günü hatırlıyor musunuz?
(Bir kadın): İyice hatırlıyorum; ben içerde oturuyordum. Korucular ilk önce geldiler. Köyü taradığı zaman ben penceredeydim. Tam kurşun başımın üstünden geçti. Kahvaltıyı ben sermiştim, çocuklarım üstünde oturuyordu. Sonra panzer falan sesi geldi; ben dedim, ‘Zaten panzer, asker gelirse çatışma duracak. Artık durmadı; ben de “eşşedümü” getirdim, dedim son şeydir.
Saat kaçtı?
Saat 8’len 9 arasında idi; sabah. Ben tekrar çıktım, dedim ‘tek çocuklarımın canını kurtarayım.’ Çocuklarım çırım çıplak, ayakkabısız, elbisesiz içerden çıkarttım, gittim caddenin üstüne; arkamızdan önümüzden kurşunlar sıkılıyor, evler yanıyor. Hayvanlar içerde diri diri yandılar; hayvanların sesi geliyor. Benim küçük oğlum, şimdi gördünüz, birbuçuk yaşındaydı. Ben aldım o çocukları, getirdim Diyarbakır’a; hiçbir şeyim kalmadı.
Zorunlu göçle ilgili programlarımızın sonuncusuna Diyarbakır’da, köylerini 14 yıl önce terk ettikleri günü unutamayanların anlattıklarıyla başladık. 1998 yılında yayınlanan TBMM komisyonu raporu., sorunlu göçü ‘en uzun süreli ve en kapsamlı hak ihlali’ diye tarif etmiş; ve zorla yerinden edilen bir kişinin, tam 7 anayasal hakkının birden ihlal edildiğini belirtmişti: “Zorunlu göçe maruz kalan insanlar uzun süreye yayılmış bir yer değişim yaşamıyorlar; yani köyü yıkılan insanın köyü en fazla on Dakka içersinde yerlebir ediliyor. Yıllarca ikamet ettikleri, oturdukları o toprağa bağlılıkları bir anda koparılıyor; evlerine bağlılıkları bir anda koparılıyor. Hak ihlalleri açısından baktığınızda zaten sadece tek bir hakkın ihlali değil yani; sadece bir yaşam hakkının, sadece bir mülkiyet hakkının, yani bir spesifik hak ihlali yok burada. Burada pozitif hukuk, evrensel hukukun güvenceye bağlamış olduğu, neredeyse bütün haklarınız ihlal ediliyor. Yani bir haklar zinciriniz ihlale maruz kalıyor.” Diyarbakır barosundan Av. Mahsuni Karaman, yaraları hala sarılamayan göçün insanlarda yol açtığı travmanın, Diyarbakır’da yaşanan her sorunda etkisi olduğunu düşünüyor; sokak gösterilerindeki şiddetten, artan kadın intiharlarına, uyuşturucu bağımlılığından sokak çocuklarına, hatta kaçak elektrik kullanımına kadar.
Ama yaraların sarılması artık göçün geriye döndürülmesi anlamına gelmiyor. 1980’li yılların ortalarında başlayan zorunlu göç sürecinin çocukları, artık göç ettikleri kentlerde büyümüş olan yetişkinler; ve çoğu geri dönmek istemiyor. Diyarbakır Bağlar mahallesinde görüştüğüm sorunlu göç mağduru ailenin büyükleriyle gençleri, geri dönüş konusunda çok farklı düşünüyorlar. Örneğin, kimin isteğinin ağır basacağı ise belli:
Siz Diyarbakır’da mı büyüdünüz?
6 yaşında buradayım.
Siz?
Ben de üç yaşından beri buradayım.
Burada okula gittiğiniz zaman Diyarbakır’da yerleşik diğer ailelerden farklı hissettiniz mi kendinizi; ya da zorluklarınız oldu mu?
Evet, yeni geldiğimizde tam Türkçe bilmiyorduk. Onlar Türkçe konuşuyor, biz Kürtçe. Yavaş yavaş Türkçe’ye alıştık. Ben hatırlamıyorum; işte bu Fatih caminin orasında, bir bodrum katta yatıp kalkıyorduk. Babam hapisteydi, ağabeyimgil bizi geçindiriyordu.
Peki siz okula gidiyor musunuz hala?
Ben gitmiyorum…
Ben lise bir…
Ne yapmak istiyorsun?
Valla, öğretmen olmak istiyorum
Ne öğretmeni?
Sınıf öğretmeni, ya da coğrafya…
Siz ne yapıyorsunuz şu anda, çalışıyor musunuz?
Çalışıyorum
Ne iş yapıyorsunuz?
Belediyede, ilaçlama…
Ne kadar zaman oldu?
5 sene
Peki sizler dönmeyi düşünüyor musunuz?
Elimize düşerse düşünüyoruz. Kendi köyün hali başka; her şey bedavadır, hiçbir şeysi paraylan değil. Yumurtası bedava, yoğurdu bedava.
Peki, ya gençler gelmezse; onlar Diyarbakır’da kalmak isteyebilir.
Ben gençlerimi Diyarbakır’da yalnız bırakamam; onlar neredeyse ben de ordayım.
Kadınların durumu genellikle çocuklarına, eşlerine ya da babalarına göre şekilleniyor; Tepecik köyüne geri dönenlerden Sezi ve annesi örneğin:
Sezi merhaba
Merhaba!
Kaç senedir köye geri gelmişsin?
2 senedir gelmişim.
Daha önce bu köyde mi yaşıyordun?
Daha önce, evet bu köyde yaşıyorduk
Burada mı doğdun?
Evet, burada doğdum.
92’de mi sizde buradan kaçtınız, ayrıldınız?
Evet.
Sonra buraya dönme kararını nasıl verdiniz?
Yani şimdi dönme kararı; benim ailem başka bir köydeydi, ben İzmir’de kalıyordum, ağabeymin yanında. Ben işte babamlar zaten sürekli gidip geliyordu köye işte. Babam çok istiyordu. Şimdi millet de yerleşince köye; e, babam da birden aynı kararda aslında. Yani, ‘Gitcem’ dedi; benim pek annem gitmeye-gelme taraftarı değildi. Ama işte, babamın dediği dediktir.
Bir de yarı köyde, yarı şehirde yaşayanlar var; Diyarbakır’a yakın Mermer köyünden Dilan gibi: Askerim şu anda.”
Nerde askerliğini yapıyorsun?
İszmit(te askerim, Kocaeli’de askerim.
Süresi ne kadar karlı?
Süresi, 150 günüm var daha. 150 gün sonra inşallah teskeremi alıp, tekrar gelirim buralara.
Nerde yaşıyorsun?
Ben normalde Antalya’dayım.
Ne zaman göçtün Antalya’ya?
8 senedir gidip geliyorum işte; köye gidiyorum, Mermer. Bizim karakol var orda.
Peki Antalya’da ne yapıyorsun?
Antalya’da barmen, dj’cilik yapıyorum.
Ne tür müzikler?
Yabancı, ondan sonra Slow olsun… O tür müzikleri, şarkıları biz…
Türistlerin geldiği bir yer mi?
Türistlerin geldiği bir yer; otel şey, bar olduğu için.
Arkadaşların ne oldu? Mesela köydeki arkadaşların falan…
Şimdi gençler, fazla bulamazsınız köylerde. İş zamanı, bu vakitler çıkıyorlar, işte şehirlere… Kışın gene geri geliyorlar; gurbet çekilmiyor, geliyorlar tekrar.
Köylerine dönemeyen ve 15-20 yıldır şehirlerde yaşayanların ne kadarı acaba, bütün koşullar uygun olsa geri döner? Ya da bunca yıldır ne kadar kentli oldular? Bu anlamda göçtükleri kentleri nasıl etkilediler?
Dicle Üniversitesi Sosyoloji bölümünden Yard. Doç. Mahzar Bağlı, Diyarbakır’da bu sorulara cevap arayan bir araştırma yapmış. 1990 ile 2000 yılları arasındaki 10 yıllık bir dönemi kapsıyor ve 416 kişinin katıldığı bir anket çalışmasına dayanıyor: “Üç temel hipotezimiz vardı; bunlardan birincisi, buraya göç eden insanların çok ciddi anlamda kentli bir tutumla karşılaşamadıkları ve dolayısıyla kentleşmenin gittikçe uzayan, yani aksayan bir süreç olarak ortaya çıktığını gördük. Bir de bununla beraber, psikolojik olarak kişinin, kendisini göçe hazır hissetmemesinden kaynaklanan sorunlar var.
Bir diğeri de, geri dönme isteğinin hakkaten çoğunlukla dile getirildiği bir biçimde güçlü bir şekilde devam edip etmediğidir. Çünkü Türkiye’nin diğer bölgelerinde, göç edenlerin önemli bir kısmı geri dönmek istemiyorlardır. Zaten bunu psikolojik olarak, kendilerini hazır hissetmiyorlar ve belli bir gerekçeyle göç ediyorlar. buradan, nerdeyse insanların kendilerinden kaynaklanan bir gerekçe yok; başkalarından kaynaklanan birtakım gerekçeler var. Ve dolayısıyla bu, başkalarından kaynaklanan gerekçeler ortadan kalkarsa, ‘Acaba geri dönmek isteyecekler mi?’ diye sormuştuk. 96’da yapılan araştırmada %70 civarında; 99’daki araştırmalarda %60; bizim araştırmamızda %50 civarında çıktı, geri dönme isteği.
Kadınlarda geri dönme isteğini daha düşük gördük ki, bu da kentin, belki onlara sunmuş olduğu imkanların varlığı ile açıklanabilir. Yani imkanlara kavuşmuş olmak değil, görüyor olmak ve belki, ‘Bir gün bunlara kavuşabilirim!’ özlemiyle burada kalmayı arzu ediyorlar. Doğrusu buradaki problem, başta da söylediğim gibi, yani buraya göç eden insanlar, geldikleri zaman kentte, kentli bir sınıfla –deyim yerindeyse- karşılaşmamışlardır. Ve bunun da çeşitli nedenleri var; belki Diyarbakır’ın çok yerlilerinin önemli bir kısmı bu süreçte buradan göç etmiş olmaları. Zaten Diyarbakır’ın göçle ilgili en büyük özelliklerinden birisi, aldığı göçün iki katı bir göç veriyor olmasıdır da. Yani kent merkezinden göç veriyor: aynı zamanda kent merkezine de göç alıyor. Mesela İstanbul’da da bu problem var, belki Ankara’da da var bu problem; ama oralardaki insanlar, gittiklerinde Ankaralı bir kesimle karşılaşıyorlar ve İstanbullu birileriyle karşılaşabiliyorlar. Ha, burada böyle bir şeyle karşılaşılmadı; yani insanlar ordaki bütün tutum ve davranışlarını buraya taşıdılar ve bir başkasının gözüne batmadı bunlar. Hem karşılaşılan toplumsal tabaka kentli bir tutuma sahip değildi, hem de üretim açısından da gerçekten ve informel alanlarda çalıştıkları için bir dönüşüm, ne yazık ki, gerçekleşmedi. Tabi, bu dönüşüm gerçekleşmeyince işte, belki 15 yıl, 20 yıldır devam ediyor; bu göçle birlikte gelen yeni nesil artık bir nevi, kenti kuşatmış oldu.”
Devletin köye dönüş ve tazminat konularındaki uygulamalarını önceki programlarda ele aldık; ama halen kentlerde yaşayan ve bundan sonra da önemli bir kısmı, muhtemelen kentlerde yaşamaya devam edecek olan zorunlu göç mağdurlarının yeni bir yaşama uyumu, rehabilitasyonunu hedefleyen özel bir program yok. BM kalkınma örgütünden Yeşim Oruç: “Zorla değil de hani böyle, ‘Aman, köye dönüş iyidir, aman gidin, gidin!’ demekle çok doğru bir yere varılmıyor. İnsanlar 10 yıldan fazladır bir süre kent merkezlerinde oturuyorlar. Özellikle  gençler, hatta kadınlar, çocuklar; bunlar köye geri dönmek pek istemiyorlar açıkçası. Onun için kentsel entegrasyon, tazminattan yararlanmak kanımca nerdeyse çoğunluğu için yerinden olmuş kişilerin çoğunluğu için daha etkin önlem alanları olacaktır. Burada, yerinden olmuş kişilere özel bir program yok! Her vatandaşın yararlanabildiği eğitim, sağlık ve sosyal yardım alanlarından her vatandaşla eşit şartlarda yararlanabilmeleri ilk adım. Bunların tabi, insanları hakir görücü veya küçük düşürücü şekillerde değil; insanların onurlarının daha dikkate alınarak onların yapabilir kılınmalarına özen göstererek toplumsal hayata katılımlarını teşvik ederek, mümkünse üretim alanlarına katılımları teşvik edilerek sosyal yardımların ciddiyetle hatta hatta hacminin her geçen gün artırılarak; zaten verildiğini görüyoruz, daha da artırılmasını çeşitli çalışmalarımızda da öneriyoruz.”
Doğu ve Güneydoğu da yaklaşık son 20 yılda yaşanan zorunlu göçün boyutları konusunda farklı rakamlar ve tahminler var. Ancak herkesin kabul ettiği bir şey, bu bölgelerdeki il ve ilçe merkezlerinin nüfusunun bu dönem içinde ikiye, üçe, bazen dörde katlandığı. Bunun yarattığı sorunları izlemek için, bu süreçte büyük göç alan merkezlerden biri olan Hakkari’nin Yüksekova ilçesine uzanalım. Yüksekova, kendisine bağlı olup, boşaltılan 40’a yakın köyün yanı sıra Çukurca, Hakkari, Şemdinli ve Şırnak tarafından göç almış. Yüksekova kaymakamı Uğur Kalkar anlatıyor: “İlçemiz, özellikle son dönemlerde köylerin boşaltılmasıyla beraber, gerek kendi ilçemizin köylerinden, gerekse de civar ilçelerdeki köylerin boşaltılmasıyla beraber; özellikle ilçe merkezi yoğun bir göç almış durumda. İlçe merkezimizin nüfusu 1990’larda 20 bin, 25 bin civarındayken, şu anda 80 binlere, 100 binlere dayanmış durumda. Yani çok kısa süre içersinde, 15 yıl gibi kısa bir süre içersinde nüfusu 3’e katlanmış durumda. Bunun, beraberinde getirdiği çok önemli sıkıntıları var.
Peki, bu sorunların giderilmesi konusunda gerekli kaynaklara sahip olduğunuzu düşünmüyor musunuz?
Şimdi, göçün tabi beraberinde getirdiği altyapı ile ilgili sıkıntılar değil, bir takım sosyal ve kültürel sıkıntılar da var. Onların, takdir edersiniz ki, hepsini bir anda aşmak çok zor! Biz bu sorunları aşmak için elimizden gelen bütün çabayı gösteriyoruz. Özellikle eğitimle, sağlıkla alakalı altyapı eksikliklerini, okul ihtiyaçlarımızı, öğretmen eksikliklerimizi gidermeye çalışıyoruz. Kaynak sıkıntısı duyduğumuz noktalarda kendi üstlerimize ve Ankara’ya bu ihtiyaçlarımızı bildiriyoruz. Bu konuda devletimizin hassasiyeti çok yüksek; ihtiyaç duyulan kaynakları temin edebiliyoruz; ama daha fazla kaynağa ihtiyaç duyuyoruz.”
Sorunların boyutları çok büyük. Bölgedeki hemen tüm il ve ilçe belediyeleri gibi Yüksekova’nın yerel yönetimi de bir yandan zorunlu göçün, bir yandan onunla daha ağırlaşan yoksullaşmanın yükü altında, deyim yerindeyse “inliyor!” Belediye başkanı Salih Yıldız, nüfusun belediye, jandarma ve sağlık müdürlüğü tarafından 100 binin üzerinde saptanmasına rağmen, resmen 60 binin altında kaydedilmesinin iller bankasından gelen kaynakları da yarıya indirdiğine dikkat çekti: “Hizmet konusunda çok zorlanıyoruz; çünkü 2003’te imar planı yapılmış şehrin. Ondan önce çarpık kentleşme nedeniyle rasgele herkes her yere ev yapmış, bina yapmış. Cadde, sokaklar nizami değil, dar. Adam küçükbaş hayvanını, büyükbaş hayvanını olduğu gibi getirmiş; tavuk kümesinden, bilmem hindisine kadar, her şeyini şehirde besliyor. Şimdi bundan biz zorlanıyoruz. Neden zorlanıyoruz? İtfaiyenin geçemeyeceği, yangın olduğu zaman sokaklarda zorlanıyoruz, çöp temizlenmesinde zorlanıyoruz, su götürme hizmetinden zorlanıyoruz. Aynı zamanda da bu kültür, bu insanlar bu güne kadar dayatmışlar, para ödememişler; para ödeme alışkanlığı olmamış belediyeye. Hizmet de istiyorlar; e, şimdi durumu iyi olmayan 135 bin nüfusa hizmet eden, 59 bin nüfusa göre iller bankasından payı gelen, 300 personeli olan, personelin maaşını en yüksek, bir belediye olarak gelen para ancak personel maaşına yetiyor. Tabi ki, para artmayınca hizmet götürmekte zorlanıyoruz. Bir de %80’ e, belki 85’e tekabül eden kesimin işsiz olduğu; işte 2000-3000, işportacılıkla kendini öyle geçim kaynağı sağlıyor. Bunların bile yaşamları böyle sokakta, kaldırımlarda sorun haline geldiği bir kentte…  Gerçekten sağlık karnesinden, bilmem ilaç almasından; geçim sıkıntısında herkes, gelip bizi buluyor.”
Çeşitli boyutlarıyla izini sürdüğümüz ve sürerken de yer yer ayrıntıları görebilmek için bölgedeki siyasi ve toplumsal başka sorunlardan, bir ölçüde soyutlamak zorunda kaldığımız zorunlu göç hakkında aslında daha çok şey söylemek mümkün; ama belki de en önemlisi, zorunlu göçün bölgede sadece 20’yi aşkın yıldır devam eden şiddet ortamının bir sonucu değil, aynı zamanda yaraları sarılamadığı ölçüde ve o sürece çok karmaşık yeni sıkıntıların ve sorunların ve yepyeni çatışmaların da kaynağı haline geldiğini vurgulamak!
Siz nerde yaşıyorsunuz?
Ben Yüksekova’da kalıyordum 2 senedir. Evim Van’dadır. Eşim de kalp hastasıdır. Bu sene de Van’a taşındık.
Peki, daha önce köyünüz var mıydı?
Köyümüz vardı tabi; yani köyde durumumuz süperdi. Ağalar gibi geçinip gidiyorduk.
Neyle geçiniyordunuz?
Koyun! Hayvanlarımız vardı, durumumuz iyiydi. Köyler yakıldı.
Köyünüzün ismi neydi?
Yeşilöz köyü, Beytüşşebap’a bağlı; Kürtçe Feraşi’dir. Biz orda yaşıyorduk, 89’da yaktılar.
(Çocuk öksürüğü sesleri)
Kaç çocuk var?
2 tane çocuğum var.
Adı ne kızın?
Rojin!
Rojin ne demek?
Rojin, yani ‘yeni yaşam’ demek.
Yeni Yaşam…
Taze bir yaşam, yepyeni bir sayfa; bu da, nerde o günler! (bbc, 16.5.2006)

 

Hazırlayan: Celal Sancar

 

 

Untitled Document

YENİ YAYINLAR

Sefaletin Yoksulluğu Kovduğu Bir Dünya


Sayfa: 348
Fiyatı: 16 TL

Resmi Tarih Tartışmaları 7


Sayfa: 278
Fiyatı: 14 TL

SEVR BİR ÖCÜ MASALI


Sayfa: 219
Fiyatı: 12 TL

: RESMİ TARİH TARTIŞMALARI 6


Sayfa: 451
Fiyatı: 22 TL

:Seçilmiş Yazılar 2

Gıda yardımı alan bir kadın
Seçilmiş Yazılar 2
Sayfa: 336
Fiyatı: 15 TL

: Ekonomik Kurumlar ve Kavramlar Sözlüğü


Sayfa: 1449
Fiyatı: 47 TL

: RESMİ TARİH TARTIŞMALARI 5


Sayfa: 198
Fiyatı: 12 TL

:Sevr'den Lozan'a Kürt Sorunu ve Kemalist Hareket


Sayfa: 462
Fiyatı: 22 TL

:: Marksist Ekonomi El Kitabı


Sayfa: 685
Fiyatı: 27,50 TL

: Köylü ve İşçi Mücadeleleri


Sayfa: 411
Fiyatı: 22 TL

: KALKINMA SÖZLÜĞÜ
Sayfa: 494
Fiyatı: 25 TL

: RESMİ TARİH TARTIŞMALARI 3


Sayfa: 373
Fiyatı: 16 TL

:: RESMİ TARİH TARTIŞMALARI 4


Sayfa: 233
Fiyatı: 14 TL

:: ULUSALCILIK

Sayfa: 180
Fiyatı: 10 TL

:: RESMİ İDEOLOJİ SÖZLÜĞÜ
Sayfa: 728
Fiyatı: 30 TL

:: REEL ATATÜRKÇÜLÜK
Sayfa: 288
Fiyatı: 12 TL


::KAVRAM SÖZLÜĞÜ II


Sayfa: 642
Fiyatı: 30 TL
 

 



Mail Grubumuza Üye Olun

Lütfen e-mail adresinizi giriniz...


Untitled Document
 
Merkez: Menekse Sokak 16/8 Kizilay-ANKARA
Tel: (0 312) 418 32 41 - Faks: (0 312) 418 32 87 e-mail:ozguruniversite@ozguruniversite.org
Istanbul Sube: Kumbaraci Yokusu 57/3 Tünel- Beyoglu
Tel: (0 212) 243 54 81 - Faks: (0 212) 249 12 92 e- mail:istanbul@ozguruniversite.org


 
2006
Başlangıç Tarihi: 17 Şubat 2003