Untitled Document

Untitled Document
 
:: ÖZGÜR ÜNİVERSİTE    FORUMU
 
Sayı 31
Ekolojik Felaket
 
 
:: DUYURU
 

 

 

ÖZGÜR ÜNİVERSİTE İSTANBUL 2008 GÜZ SEMİNERLERİ

 

Tarih: 7 Haziran Cumartesi – 15.00
Yer: İstanbul Özgür Üniversite


 
GÜNCEL YAZILAR

TÜSİAD, kaplumbağayı geç fark etti

 

Deniz ÖZYKAKIŞIR

 

Patronlar kulübü olarak nitelenen TÜSİAD (Türk Sanayici ve İşadamları Derneği) özellikle son günlerde genel anlamda hükümet politikalarına özelde ise hükümetin başındaki R.Tayyib Erdoğan'ın kimi açıklamalarına hayli sert cevaplar veriyor. Türkiye'nin yakın siyasal tarihini çok yakından bilenler hatırlayacaklardı ki TÜSİAD, ekonomik düzlemdeki misyonundan çok, siyasi zeminde boy göstererek (diş göstererek) özellikle İslamcı ve sol eğilimli partilerin veya hükümetlerin politikalarına sürekli müdahale etmekte ve sert eleştiriler yöneltmektedir.

Hatta bazen karşı tarafı daha iyi sorgulayacak bir mercii olarak Cumhuriyet savcılarını göreve çağırmaktan geri kalmayan TÜSİAD, bu yöndeki çağrılarını desteklemek için de iddialarını “Laiklik elden gidiyor” şeklindeki ideoloji sosuna batırmaktadır. Tabi Erdoğan da fazla bir beklenti içine girmemekle birlikte daha doğrusu sonuç alamayacağını bile bile patronların anayasal suç işlediklerini ve bu yüzden savcıların derhal görevlerini yapmalarını istemektedir. Tamda bu noktada 30 yıl öncesine dönersek aslında bugün yaşananların hiç de yeni olmadığını ve TÜSİAD'ın hâkim gücünü nasıl kullandığını görmek mümkündür. Zira 1970'li yıllarda Ecevit'in ekonomi politikaları çıkarlarına ters düşünce, gazetelere ilan vererek Ecevit hükümetini “iktidarsızlıkla” suçlamıştı. (Ne ilginçtir ki, o dönemde de Ecevit, patronları şikâyet etmişti.) TÜSİAD'ın aynı tepkileri hatta Refahın temsil ettiği değerler doğrultusunda uyguladıkları politikaları dikkate aldığımızda daha sert tepkileri Refahyol hükümetine yönelik geliştirdiğini söylemek mümkündür.

Burada değinilmesi gereken önemli bir konuda, Başbakan'ın TÜSAD için savcıları göreve çağırmasından sonra işçi sendikası konfederasyonu DİSK'in (Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu) TÜSİAD'a ve Mustafa Koç'a destek için eylem yapacağını ve dayanışma içinde olacağını açıklamasıdır. Nitekim DİSK Başkanı Süleyman Çelebi, "Koç''un söyledikleri suç unsuruysa, aynı suçu DİSK Başkanı olarak işliyorum. Koç''a destek yürüyüşü de yaparız, mahkemeye de gideriz" diyor! Böylece, sırf AKP'nin inadına bir duruş sergileyen ve bu yönde bir tavır alan DİSK, Türk siyaset tarihinde de eşi görülmemiş bir çelişkiye ve birlikteliğe imza atmış oluyor. Dolayısıyla bu perspektiften baktığımızda, sermaye burjuvasiziyle devrimci işçilerin birlikte hareket etmeleri ve AKP'ye karşı aynı cephede buluşmaları, bize mevcut sürecin niteliği hakkında hayli önemli ipuçları vermektedir. Bununla birlikte bu karşılıklı atışmada arabulucu olduğunu söyleyen Adalet Bakanı Cemil Çiçek farlı bir konuya istemeden de olsa temas etmiş oluyor ve bir anlamda da hükümetinin içinde bulunduğu durumu/çıkmazı itiraf edercesine şöyle bir açıklama yapıyor: “Bir olay oluyor yarım saat sonra AB'ye söyleriz oluyor. Bunlar çok doğru şeyler değil. Hep beraber noktayı koyalım. Biz kavga etmek istemiyoruz. Ekonomik ve siyasi istikrarı korumalıyız. Bu ortamdan birçok iş adamı karlı çıktı” Bu açıklama bile başı başına AKP hükümetinin içinde bulunduğu durumu açıkça göstermektedir.

Gelinen noktada patronlar kulübünün, Türk siyasetinde belirleyici bir rol oynadığını ve uygulanan politikalara ne ölçüde etki ettiğinin açıkça görmekteyiz. Bu etki alanı özünde iki argümanla şekillenmektedir: Bunlardan birincisi ve en önemlisi soldan gelen ve genelde onların çıkarlarına ters düşen ekonomi politikaları, ikincisi ise muhafazakâr kesimden gelen ve genelde din temelinde gelişen ve uygulanan politikalardır. Her iki kesimdeki konular arasında en çok gündeme gelenler; yabancı sermaye, türban konusu, imam hatip liseleri vb.dir.

Öte yandan AKP-TÜSİAD kavgasının arka planına baktığımızda yukarıdaki klasik ve klişeleşmiş nedenlerden çok daha farklı bir boyutla karşılaşmaktayız. Şöyle ki; AKP iş başına geldiğinden beri özellikle yabancı sermayeye hayli ılımlı yaklaştı hatta başbakanın bizzat kendisi “ ülkemi pazarlamak benim görevimdir” diyecek kadar da sermayeye göz kırptı, diğer bir deyişle sermaye için kapıları ardına kadar açtı. Nitekim karşı taraf, bu jesti daha başından beri gördüğü için olsa gerek hükümete –uyguladığı ekonomi politikalarına- bol bol süslü iltifatlar yağdırıyordu. Bu iltifatlar, hükümetin AB ile müzakere tarihi almasıyla doruk noktasına ulaşmıştı. Bütün bunlar da gösteriyor ki çıkarlara ters düşmediği sürece ekonomi yönünden iki taraf arasında hiçbir sorun yoktur ve olamaz da.

Peki, asıl sorun nereden kaynaklanmaktadır? İşte kilit soru budur ve bu soruya verilecek cevaplar mevcut süreçteki tartışmaların da kaynağını gösterecektir. TÜSİAD, sorunun bu noktasında ekonomi gömleğini çıkararak siyaset gömleğini giymektedir. Peki, TÜSİAD neyi fark etmiş olabilir, bu değişimi gerçekleştirmek için? Fark edilen şey aslında birçoğumuzun da fark ettiği şeydir: Milli görüş çizgisini terk ettiğini söyleyerek iş başına gelen AKP, iktidarı dönemi boyunca uyguladığı politikalarla “mirasına veya özüne” bir anlamda ihanet etti. Yani tabanının kendisinden beklediklerini yerine getir(e)medi. Tabi burada korkular/engeller vardı ve belli ki o korkulardan dolayı AKP, AB kartını sonuna kadar oynamaya çalışmaktadır. Ama AB kartının, kendi hükümetinin sonuna yetişmeyeceğini ve bu arada seçimlerin de yaklaştığını fark edince “özüne dönüş” yapmaya başladı. Bu dönüşe her ne kadar yerel nitelikte olsa da içki yasağıyla hızlı bir giriş yapan AKP, kaplumbağa misali risk aldığı ölçüde başını çıkarıp yoluna devam ediyor. Burada özellikle Erdoğan'ın Cumhurbaşkanı olacağına dair söylentilerinde gün geçtikçe artması elbette ki risklerin sayısını arttırmaktadır. İşte asıl fırtınada burada kopuyor ve bu noktada egemen resmi ideoloji başta olmak üzere, statükocu düzen partileri ve sol perspektiften hareket ettiğini söyleyen kimi sivil toplum örgütleri hükümete karşı aynı ideolojik cephede savaşıyorlar.

Ayrıca başta Kıbrıs meselesi olmak üzere, AB konusunda ve Orhan Pamuk davasında gösterdiği üstün performansla MHP'yi bile aşan bir çizgide hareket eden ve bunlara rağmen büyük bir aymazlıkla solculuk oynayan CHP'nin de bu konuda sermayeden yana olması elbette ki sürece farklı bir boyut kazandırmıştır. Sonuç olarak bütün bunları kavram kargaşasına girmeden ve en önemlisi de sağlıklı bir eleştiri süzgecinden geçirerek değerlendirmek ve süreci bu yönüyle okumak oldukça önemlidir.

dozyakisir@gmail.com 30.12.2005

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Untitled Document

YENİ YAYINLAR

Sefaletin Yoksulluğu Kovduğu Bir Dünya


Sayfa: 348
Fiyatı: 16 TL

Resmi Tarih Tartışmaları 7


Sayfa: 278
Fiyatı: 14 TL

SEVR BİR ÖCÜ MASALI


Sayfa: 219
Fiyatı: 12 TL

: RESMİ TARİH TARTIŞMALARI 6


Sayfa: 451
Fiyatı: 22 TL

:Seçilmiş Yazılar 2

Gıda yardımı alan bir kadın
Seçilmiş Yazılar 2
Sayfa: 336
Fiyatı: 15 TL

: Ekonomik Kurumlar ve Kavramlar Sözlüğü


Sayfa: 1449
Fiyatı: 47 TL

: RESMİ TARİH TARTIŞMALARI 5


Sayfa: 198
Fiyatı: 12 TL

:Sevr'den Lozan'a Kürt Sorunu ve Kemalist Hareket


Sayfa: 462
Fiyatı: 22 TL

:: Marksist Ekonomi El Kitabı


Sayfa: 685
Fiyatı: 27,50 TL

: Köylü ve İşçi Mücadeleleri


Sayfa: 411
Fiyatı: 22 TL

: KALKINMA SÖZLÜĞÜ
Sayfa: 494
Fiyatı: 25 TL

: RESMİ TARİH TARTIŞMALARI 3


Sayfa: 373
Fiyatı: 16 TL

:: RESMİ TARİH TARTIŞMALARI 4


Sayfa: 233
Fiyatı: 14 TL

:: ULUSALCILIK

Sayfa: 180
Fiyatı: 10 TL

:: RESMİ İDEOLOJİ SÖZLÜĞÜ
Sayfa: 728
Fiyatı: 30 TL

:: REEL ATATÜRKÇÜLÜK
Sayfa: 288
Fiyatı: 12 TL


::KAVRAM SÖZLÜĞÜ II


Sayfa: 642
Fiyatı: 30 TL
 

 



Mail Grubumuza Üye Olun

Lütfen e-mail adresinizi giriniz...


Untitled Document
 
Merkez: Menekse Sokak 16/8 Kizilay-ANKARA
Tel: (0 312) 418 32 41 - Faks: (0 312) 418 32 87 e-mail:ozguruniversite@ozguruniversite.org
Istanbul Sube: Kumbaraci Yokusu 57/3 Tünel- Beyoglu
Tel: (0 212) 243 54 81 - Faks: (0 212) 249 12 92 e- mail:istanbul@ozguruniversite.org


 
2006
Başlangıç Tarihi: 17 Şubat 2003