Untitled Document

Untitled Document
 
:: ÖZGÜR ÜNİVERSİTE    FORUMU
 
Sayı 31
Ekolojik Felaket
 
 
:: DUYURU
 

 

 

ÖZGÜR ÜNİVERSİTE

2010 BAHAR DÖNEMİ SEMİNERLERİ BAŞLIYOR….

Açılış Semineri
" KALKINMA DİYE BİR ŞEY VAR MI? “

Konuşmacı:

FİKRET BAŞKAYA

Dinleti:
Deyişler Nefesler Topluluğu

Programın Tamamı İçin Bak

Tarih:
20 Mart Cumartesi 2010 – Saat-15.00
Yer:
İstanbul Özgür Üniversite



 
GÜNCEL YAZILAR

LATİN AMERİKA'DAN ÖĞRENİYORUZ

Temel Demirer

“İsyanın ayak sesi, alanları döv!
Yukarı, gururlu başlar dizisi!”
İlk aşk unutulmaz,” derler... Kuşkusuz doğrudur...
“Yeryüzü aşkın yüzü olacak” kararlılığıyla yollara düşen ilk aşkımız, Başkaldıran Latin Amerika'ya, onun “Yeşil Timsah”ı Küba'ya sevdalıydı; ve kara sevdasını hiç mi hiç unutmadı...
Başkaldıran Latin Amerika bizim ilk aşkımızdı... O ilk aşkın kızıl yıldızlı beresidir ağaran saçlarımızın üzerindeki...
O ilk aşkın fotoğraflarındaki genç yüzler, düşler, umutlar, inançlar hiç eskimedi, yaşlanmadı...

Kolay mı?

O ilk aşkla çıktık, kurşunlandığımız Nurhak Dağları'na... Ve hâlâ dağlarda dövüşenler var...

O ilk aşkla “Buraya dönmeye değil, ölmeye geldik” diye haykırdık teslim alınamayan bir cüretle Kızıldere'de... Ve hâlâ teslim alınamıyor bizimkiler F-Tipleri'nden tutun da işkence tezgâhlarına dek...

O ilk aşkla tekmeledik idam sehpasını “Yaşasın Kürt-Türk Halklarının Kardeşliği... Kahrolsun Emperyalizm... Yaşasın Marksizm-Leninizm” haykırışlarıyla... Ve hâlâ sürmekte bu savaş, bizim taraf kazanana dek de sürecek elbet...

Biz, yani gençliğimiz veya bugünümüzde direnen, teslim alınamayan şeyler Başkaldıran Latin Amerika'dan çok şey öğrendik...

Nâzım Hikmet'in deyişiyle, “Biz topraktan, ateşten, sudan, demirden doğduk...” Ve ilk aşkımızdan öğrendik...

Victor Serge'nin “Militan'a Notları”ndan önce okuduğumuz, Carlos Marighela'nın “Kent Gerillası”na dair yazdıklarıydı; Camilo Torres'in, Douglas Bravo'nun ve ille de Che Guevera'nın risaleleriydi...

Bizim için umut, ısrar ve direniş olan Başkaldıran Latin Amerika'dan öğrendik... Biz Başkaldıran Latin Amerika'yı sevdik... Ve hâlâ Başkaldıran Latin Amerika'dan öğrenip, onu seviyoruz...

* * * * *

Hayır, hayır abartmıyoruz... Buna ihtiyacı yok onun...

Anımsayın kapitalizmin şafağıydı... İlkel birikim günleriydi... Tam o kesitte geldi beklenmeyen “misafir” Cristoph Colombus... 1492 yılıydı... Merkantilizm dedikleri şey korsanları ve frengi hastalığıyla ayak bastı Latin Amerika'ya...

Ve ardından da “Conquistadore” (“Fatih”) denilenler... Hernan Cortez... Francisco Pizarro... Yani “Beyaz Adamın Uygarlığı”...

Tam istim bir kıyım başladı... 60 ila 80 milyon yerli katledildi... İspanyol rahip Bartolome de las Casas'ın 1542'lerde tanık olduklarını kaleme aldığındaki üzere...

Aztekler, Mayalar, İnkalar ve ötekiler...

Hayır “resmi yalanlar”daki üzere değildi hiçbir şey...

Direndi, savaştı, başkaldırdı Aztekler, Mayalar, İnkalar ve ötekiler...

Belki “yenildiler”... Ama onların öyküsü de Spartaküs'e, bizim Şeyh Bedrettin'e benziyordu...

Diego Rivera'nın, David Alfaro Siqueiros'un, José Clemente Orozco'nun ölümsüzleştirdiği duvar resimlerine nakşolan onlar, (şimdi bugün olan) gelecek Latin Amerika'daki başkaldırının tohumlarını atıyorlardı...

Tupac Amaru, Emiliano Zapata ve ötekiler gibi...

Duymuşsunuzdur elbet: “Damlayan su taşı deler. Taşı delen suyun gücü değil, damlaların sürekliliğidir,” der bir Latin özdeyişi...

Ve de ekler E. Galeano: “Ben iki adım atıyorum, O, iki adım geriye gidiyor. Ben on adım atıyorum, O, on adım ileriye gidiyor. Ufuk erişilmezdir. O hâlde neden ütopyalara ihtiyacımız var? Şu nedenle: Yürüyüşü sürdürebilmek için...”

* * * * *

İşte Küba...

1 Ocak 1959'da Havana'ya giren Asi Ordu (Armada Rebelde), Fidel'in ağzından haykırır: “Bütün iktidar ve yetki Asi Ordu'nundur...”

Bu zafer narası José Marti'den Frank Pais'e, 26 Temmuz Hareketi'nden Che'ye uzanan insanlığın onur hikâyesidir...

Tıpkı, Monroe Doktrini'yle Latin Amerika'yı “Arka Bahçe” ilan eden Yankee sömürgeciliğine karşı bugün de Fidel ile direnmesi gibi...

Latin Amerika, ama ille de ve özellikle Batista Küba'sı onların (kumarhane ve kerhanesi olan) “Arka Bahçe”siydi...

Tam da bunun için Herry White'a yazdığı bir mektubunda ABD Başkanı Theodore Roosevelt, “Şu anda o rezil küçük Küba Cumhuriyeti'ne o kadar kızgınım ki, bütün Küba halkını dünya yüzünden silip süpürmek isterdim. Onlardan bütün istediğimiz kendi kendilerine idare edip mutlu olmalarıydı; böylece müdahale etmek zorunda kalmayacaktık. Oysa şimdi, işe bakın, mazur görülemeyecek anlamsız bir devrim başlattılar. Ve işler o derece sarpa sarabilir ki, müdahale etmekten başka çaremiz kalmayabilir. Bu da Güney Amerika'daki pimpirikli aptalları müdahale etmeye zaten hevesli olduğumuz konusunda ikna etmeye yetecektir,” diye haykırıyordu...

Ama olmadı; Yankeeler Küba'da, “İnsan, şöyle ya da böyle ölecek; önemli olan sırtın düşmana dönük olarak ölünmemesidir,” diyen Fidel Castro karşısında kaybettiler...

* * * * *

ABD emperyalistleri için Latin Amerika “Muz Cumhuriyetleri Demokrasisi” yani ölüm mangalı/ paralı askerli/ işkenceli yani Amerikalar Okulu (SOA)'lu diktatörlükleridir...

Guatemala örneğindeki üzere...

Hanginiz Arbenz Guzman'a karşı Amerikan United Fruit Co.'nun (Birleşik Meyva Şirketi'nin) 1954 darbesini ve bununla başlayan darbeler/ direnişler tarihini unutabilirsiniz... Yani Movimiento de Revolucianario 13 de Noviembre (13 Kasım Devrimci Hareketi/ MR-13) ve katledilen lideri Yon Sosa'yı... Union Revolucianario Nacional Guatemalteca'yı (Guatemala Ulusal Devrim Birliği-URNG)'yi.... Yani 32 yerli dilinin konuşulduğu acımasız kirli savaşın Guatemala'sını...

* * * * *

Hanginiz, hanginiz unutabilirsiniz volkanlar ülkesini, yani William Walker'dan Somoza'ya zulmün her çeşidine tanık ve taraf olan Nikaragua'yı...

“Özgür İnsanların Generali” Augusto Cesar Sandino'nun uğruna ölümsüz ölümü kucakladığı o isyan coğrafyasını... Carlos Fonseca'yı... Tomás Borge'yi... Daniel Ortega'yı... Hasılı Frente Sandinista de Liberacion Nacional'i (Ulusal Sandinist Kurtuluş Cephesi-FSLN)...

Hayır hiçbir şey bitmedi...

Yeniden geliyorlar; evet, evet Managua'nın yoksul varoşlarında dalgalanan kızıl/ kara bayraklarıyla yeniden geliyorlar bizimkiler...

* * * * *

Ve bizi bırakıp gitmesi ardından acısı hâlâ yüreğimizin başını sızlatan Şefik Handal'ın El Salvador'unda Agustin Farabundo Marti'nin başlattığı mücadelenin sancağı FMLN'in güvenli/ deneyimli ellerinde...

Gençliğimizin ilk gerilla radyosu olan “Radio Venceromos”un yayınladığı Perquin'in yükseklikleri, toprağa gömülü silahlarıyla hâlâ yeni bir isyana kucak açmış, gününü, vaktini, saatini bekliyor... Ve Radio Venceremos'un başlattığını, “Tele Sur” sürdürüyor...

Faşist/ CIA beslemesi ARENA'ya karşı Marti'den Handal'a uzanan yolda...

* * * * *

Ve Bolivya...

İspanyol sömürgecilerine karşı direnen Tupac Catari'nin yurdu... Che'nin “kurşunlandığı” denilse de aslında bir Condor olup göklere uçtuğu coğrafyada şimdi Morales yani Yankeelerin hiç hoşlanmadığı O yerli Başkan...

Ve yoksulluğun Bolivya'sı, kişi başı 2800 dolarlık yıllık geliriyle Güney Amerika'nın en fakir ülkesidir. Ayrıca 1986'daki sekiz aylık bir dönem dışında devamlı surette IMF anlaşmalarınca belirlenen çerçevede hareket etmiştir. Washington'un sunduğu tüm reçeteler kabul edildi, özelleştirilebilecek ne varsa, su da dahil olmak üzere, özelleştirilmiştir. Fakat tüm bu ekonomik politikalar Bolivya halkının yoksullaşması ve berbat koşullar altında yaşaması dışında bir sonuca varmamıştır. Bolivya'da apartheid rejimi süregelmektedir. Yerli halkın çoğu Avrupa kökenli seçkinlerin yönetimi altında varoşlarda mahrumiyet içinde yaşamak zorunda bırakılmış. El Alto'da nüfusun yüzde 75'inden fazlası günlük 2 dolardan daha az bir gelir elde etmektedir. Bolivya nüfusunun en zengin yüzde 20'si en fakir yüzde 20'sinden 41 kat daha fazla kazanmaktadır. Gayri safi milli gelir 2000'lerde sadece yılda ortalama yüzde 2 oranında artmıştır...

Morales bu coğrafyayı yoksullardan/ yerlilerden yana değiştirme iddiasında, gayretinde ve ısrarındadır...

O bunları yaptıkça da kalbimizin yarısı onlarla olmaya devam edecek ve gümbür gümbür de çarpacaktır...

* * * * *

Sonra Peru...

Yolsuzlukları, rüşvetçiliği ve hırsızlığıyla maruf Fujimori'ye karşı Tupac Amaru Devrimci Hareketi (MRTA) ile Başkan Gonzalo'nun (Abimael Guzman) Aydınlık Yol'unun (Sendoro Luminoso) ülkesi...

Devlet başkanlığının ilk tur seçimlerinde Amerikancı/ sermaye yanlısı Lourdes Flores'in önüne geçen Ollanta Humala'nın yani “Serbest piyasa ekonomisine müdahale sözü veren”; “ABD-Peru serbest ticaret anlaşmasına karşı çıkan” ve “Guzman'ın affını savunan” adayın kazanmasının muhtemel olduğu coğrafyada ABD şimdiden -hiç olmazsa oyunlarıyla-müdahaleye başladı bile...

* * * * *

ABD müdahalesi deyince; kimilerinin -politik bir aymazlıkla- “Caudillo” ilan etmeye kalkıştığı yoksulların Chávez'inin Venezüella'sını atlamak olmaz...

Venezüella Komünist Gençliği (JCV) Genel Sekreteri Carlos Aquino'nun, “Bolivarcı devrim Latin Amerika için yeni bir umut, yeni bir uyanış demek. Venezüella devrimi, Latin Amerika'daki ezilen ülkelerin ilişkilerini de güçlendirdi. Bu, Latin Amerika'nın birliği için önemli. Yedi yıldır ABD saldırısının etkisini hissediyoruz, karşı devrimcileri mali bakımdan destekliyorlar. Henüz bir işgal girişimi olmadı ama buna da hazırız,” dediği bir kesitte hepimiz -eleştirsek de- Chávez'e kulak kesilmeliyiz:

“ABD bilmeli ki, birileri bugün, yarın ya da gelecekte Venezüella, Küba, Bolivya, El Salvador ya da Nikaragua'yı işgale karar verirse, elde silah emperyalizme karşı savaşırız. Bu yüzyılda Amerikan emperyalizmini gömeceğiz...”

“Bay Tehlike George Bush siz bir eşeksiniz... Ayrıca katil, katliamcı, alkolik, sarhoş ve ahlâksızsın... Sen kötüsün, hastasın...”

* * * * *

Evet, evet; bir kez daha yeniden, içinde farklı eğilim ve zaafları barındırsa da Latin Amerika bir isyan dalgasıyla sarsılıyor...

Kolombiya'da FARC...

Raul Sendic'in, Tumaparolar'ın Uruguay'ında Frente Amplio (Geniş Cephe)...

Carlos Marighela'nın Brezilya'sında Topraksızlar Hareketi...

“Yürekli olan şarkı/ Her zaman yeni kalacak” diye haykırdığı için katledilen Victor Jara'nın, Salvador Allende'nin, MIR'in (Devrimci Sol Hareket) ve nihayet “Halkım ben, parmakla sayılmayan/ Sesimde pırıl pırıl bir güç var....” “Halkız biz, yeniden doğarız ölümlerde....” dizeleriyle hepimize yol gösteren Pablo Neruda'nın Şili'si...

Piqueteros'ların Arjantin'i...

“Düşmanın bir çok yüzü var, ama tek ismi var: Kapitalizm,” diye haykıran Komutan Yardımcısı Marcos'un Chiapas'ında... Rüzgârlar bizden yana esiyor...

Tıpkı Ekvador'daki gibi... Yerli halkın günlerdir süren protesto gösterilerinin tırmanması üzerine Cumhurbaşkanı Alfredo Palacio sükunet çağrısında bulundu. Protesto gösterileri, ABD ile Ekvador arasındaki serbest ticaret anlaşması görüşmelerini hedef alıyordu. Ekvador'da 2005'in nisan ayında da bir kriz yaşanmış ve dönemin cumhurbaşkanı Lucio Gutierrez iktidardan devrilmişti...

* * * * *

Adnan Yücel'in, “ey gözleri şiir yazan çocuklar/ dünya nasıl da yenik ve yaralı/ bir tek sizin gülüşünüz var/ onu güldürecek,” dizelerindeki betimlemeye tanık/ taraf olunan “zor günler”in nihayetine ulaşılırken Latin Amerika'da rüzgârlar bizden yana esiyor...

Ve Latin Amerika'dan öğrenip, Onu düşünmek bize ister istemez; “Ben sana mecburum bilemezsin/ Adını mıh gibi aklımda tutuyorum/ Büyüdükçe büyüyor gözlerin/ Ben sana mecburum bilemezsin/ İçimi seninle ısıtıyorum,” diyen Attilâ İlhan'ın dizelerini; ya da Edip Cansever'in, “Saçların, alınların, göğüslerin üstüne/ Yüreklerin üstüne/ Beyaz kemiklerin/ Mezarsız ölülerin üstüne/ Kurumuş gözyaşlarının/ Titreyen kirpiklerin üstüne/ Kenetlenmiş çenelerin üstüne/ Ağarmış dudakların/ Unutulmuş çığlıkların üstüne/ Kederlerin, yasların, sevinçlerin üstüne/ Her şeyin üstüne gül işlenecek” mısralarını anımsatıyor...

* * * * *

Evet artık diyeceklerimiz toparlayalım:

Latin Amerika'da rüzgârın bağımsızlık yönünde esmeye başlamasının hızla kıta genelinde bir kasırgaya dönmesinin tarihi yeni değil. 1780-1781'de Kuzey Amerika'da İngiliz sömürge yönetimine karşı başlayan devrime paralel olarak, İnka medeniyeti toprakları üzerinde de, büyük bir bağımsızlıkçı ayaklanmanın yanında radikal bir yerli köylü ayaklanması, Tupac Amaru ve Tupac Catari yönetiminde başladı, İspanyolların çok kanlı biçimde bastırdıkları bu ayaklanmanın artçı depremi, Simon Bolivar hareketi olarak geldi. Bolivar'ın bağımsız kıldığı cumhuriyetlerin ilki Venezüella'ydı. Onu yerli desteklerle 1819'da Kolombiya, 1822'de Ekvador, 1824'te Peru ve 1825'te Peru'nun kuzeyinin ayrılmasıyla Bolivya izledi. Bolivar 1819'da, bugünkü Kolombiya, Ekvador, Venezüella ve Panama'nın topraklarının bir kısmını içeren, daha çok kağıt üzerinde var olan Büyük Kolombiya cumhuriyetini ilan etti ve başkanı oldu.

“El Liberator” olarak anılan Bolivar 1830'da öldüğünde ardında Latin Amerika birliği fikrini bırakırken; bu düşü bölge insanlarının siyasal-toplumsal tasarımlarına izi silinmez biçimde kazıdı...

XX. yüzyılın ikinci yarısında Latin Amerika'da Che Guevara etrafında oluşan hareket de bu arayışın farklı bir ifadesiydi. Bolivarcı hareket olarak kendini tanımlayan Chávez'in, Latin Amerika'nın kuzeyinde yarattığı büyük dalgayı anlayabilmek için, bu tarihi-toplumsal referansı hatırda tutmak gerekir. ABD'den Meksika'ya geçilir geçilmez başlayan ve Güney Amerika'nın ucuna kadar etkisini güçlü biçimde hissettirmeye devam eden, XIX. yüzyıl ortasından sonra yerleşmiş “yankee” nefreti tarihi-toplumsal referansı oluşturur.

Bunları, beyaz beylerin yarı kölesi durumundan bir türlü kurtulamamış yerli halkların bastırılmış öfke ve talepleri ve yerlileri Hıristiyanlaştırma misyonu içinde bazı Hıristiyan misyonların yerlilerle, yoksul halk kesimleriyle bütünleşmesi tamamlar. Vatikan'ın şimşeklerini üzerine çeken “Özgürlük Teolojisi” bunun daha angaje bir versiyonu oldu. Bugün Latin Amerika'da esen radikal rüzgârı, neo-liberal politikalara karşı olmanın yanında, derinden besleyen kaynaklardır bunlar...

Gerçekten de “küreselleşme söylenceleri”nin karaya oturduğu ve neo-liberal reçetenin iflas ettiği Latin Amerika'da ulaşılan koordinatlardaki yoksulluk artık sürdürülemez özellikler kazanmaktadır...

Varılan nokta emperyalist-kapitalizmin Latin Amerika'daki tarihsel ekonomi-politik dayatmalarının doğrudan sonucu olup, inkârcı ve soykırımcı sömürge politikalarının da manevra alanının kalmadığının doğrudan ifadesidir...

Emperyalizm Latin Amerika'da sıkıştıkça saldırganlaşmakta ve müdahale “gerekçeleri”ni kotarmaktadır...

Örneğin “demokrasiden sıkça söz eden”(!?) Hollanda Dışişleri Bakanı Bernard Bot, Güney Amerika ülkelerinde sol rüzgârın estiğini ve Avrupa ülkelerinin kıtadaki gelişmelere ilgisiz kalması hâlinde, “bazı ülkelerin komünist diktatörlüğe kayabileceğini” öne sürdü.

NRC Handelsblad gazetesine konuşan Bot, Güney Amerika ülkelerinde, Küba lideri Fidel Castro çizgisinde yetişen ve iktidara gelen yeni liderlerin, “kıtada demokrasiyi ve istikrarı tehdit ettiği” vurgusuyla, “Güney Amerika ülkelerinin çoğunda, artık Batı ve demokrasi değerlerine sempati ve sevginin giderek yok oldu. Yeni Fidel Castro'ların hızla artacak,” dedi...

* * * * *

Bırakınız kimileri Latin Amerika'da olup-bitenlerden sol pasifist “sonuçlar” çıkarıp, herkesi reformist ilan ederek “kahinliğe” soyunsun...

Çünkü Latin Amerika tarihsel bir praksis odağıdır; ve K. Marx'ın deyişiyle, “Praksisten kopmuş bir düşüncenin doğru olup olmamasını tartışmak, skolastiktir...”

Skolastikte (ve teorisist edilgenlikten) uzak durulması gereken bu koordinatlarda Başkaldıran Latin Amerika örneği, bizlere;

Groce'in, “En büyük kötülük direnme yoksunluğundan gelir”... Marta Graham'ın, “Sıradanlık yegâne günahtır”... Eflatun'un, “Korku köleliktir”... Robespierre'in, “Hürriyet verilmez alınır”... Hannibal'ın, “Ya bir yol bulacağız ya da bir yol açacağız,” sözlerini anımsatır...

Dünyayı ısıtan ateşiyle Latin Amerika bizlere çok şey öğretti ve öğretmeye de devam ediyor...

Tıpkı Nâzım Hikmet'in, “Çocuklar inanın, inanın çocuklar/ Güzel günler göreceğiz, güneşli günler/ Motorları maviliklere süreceğiz/ Güzel günler göreceğiz, güneşli günler” dizelerindeki umut ve içtenlikle...

* * * * *

“İlk aşk unutulmaz,” derler... Kuşkusuz doğrudur... Başkaldıran Latin Amerika bizim ilk aşkımızdı...

Hâlâ da öyle...

21 Mart 2006 14:48:51, Ankara.

 

 

 

 

 

 

 

 

Untitled Document

ÖZGÜR ÜNİVERSİTE

2010 BAHAR DÖNEMİ SEMİNERLERİ BAŞLIYOR….

Açılış Semineri
" KALKINMA DİYE BİR ŞEY VAR MI? “

Konuşmacı:

FİKRET BAŞKAYA

Dinleti:
Deyişler Nefesler Topluluğu

Programın Tamamı İçin Bak

Tarih:
20 Mart Cumartesi 2010 – Saat-15.00
Yer:
İstanbul Özgür Üniversite

 

.................................................................

 

YENİ YAYINLAR

Stalinizm
Bir İdeolojinin İflası

Sayfa: 248
Fiyatı: 14 TL

.................................................................

Kapitalizmden Uygarlığa

Sayfa: 266
Fiyatı: 15 TL

.................................................................

Türk Kimliğinin Yaratılması ve
Ulusal Kimlik Sorunu Üzerin

Sayfa: 144
Fiyatı: 10 TL

..................................................................

Resmi Tarih Tartışmaları 8
Türkiye’de “Azınlıklar”


Sayfa: 390
Fiyatı: 18 TL

Sefaletin Yoksulluğu Kovduğu Bir Dünya


Sayfa: 348
Fiyatı: 16 TL

Resmi Tarih Tartışmaları 7


Sayfa: 278
Fiyatı: 14 TL

SEVR BİR ÖCÜ MASALI


Sayfa: 219
Fiyatı: 12 TL

: RESMİ TARİH TARTIŞMALARI 6


Sayfa: 451
Fiyatı: 22 TL

:Seçilmiş Yazılar 2

Gıda yardımı alan bir kadın
Seçilmiş Yazılar 2
Sayfa: 336
Fiyatı: 15 TL

: Ekonomik Kurumlar ve Kavramlar Sözlüğü


Sayfa: 1449
Fiyatı: 47 TL

: RESMİ TARİH TARTIŞMALARI 5


Sayfa: 198
Fiyatı: 12 TL

:Sevr'den Lozan'a Kürt Sorunu ve Kemalist Hareket


Sayfa: 462
Fiyatı: 22 TL

:: Marksist Ekonomi El Kitabı


Sayfa: 685
Fiyatı: 27,50 TL

: Köylü ve İşçi Mücadeleleri


Sayfa: 411
Fiyatı: 22 TL

: KALKINMA SÖZLÜĞÜ
Sayfa: 494
Fiyatı: 25 TL

: RESMİ TARİH TARTIŞMALARI 3


Sayfa: 373
Fiyatı: 16 TL

:: RESMİ TARİH TARTIŞMALARI 4


Sayfa: 233
Fiyatı: 14 TL

:: ULUSALCILIK

Sayfa: 180
Fiyatı: 10 TL

:: RESMİ İDEOLOJİ SÖZLÜĞÜ
Sayfa: 728
Fiyatı: 30 TL

:: REEL ATATÜRKÇÜLÜK
Sayfa: 288
Fiyatı: 12 TL


::KAVRAM SÖZLÜĞÜ II


Sayfa: 642
Fiyatı: 30 TL
 
 

 



Mail Grubumuza Üye Olun

Lütfen e-mail adresinizi giriniz...


Untitled Document
 
Merkez: Menekse Sokak 16/8 Kizilay-ANKARA
Tel: (0 312) 418 32 41 - Faks: (0 312) 418 32 87 e-mail:ozguruniversite@ozguruniversite.org
Istanbul Sube: Kumbaraci Yokusu 57/3 Tünel- Beyoglu
Tel: (0 212) 243 54 81 - Faks: (0 212) 249 12 92 e- mail:istanbul@ozguruniversite.org


 
2006
Başlangıç Tarihi: 17 Şubat 2003