SOSYAL GÜVENLİĞİN SAĞLANMASI MÜMKÜN MÜ?
BABÜR PINAR
Emperyalist sermayenin; sanayi yatırımlarını geri kalmış ülkelere “kaydırmalarının” en önemli koşulu; bu ülkelerde üretim ve dağıtım maliyetlerinin ucuz olmasıdır. Bu durum; bu ülkelerde üretimi gerçekleştiren iş gücünün “en az maliyetle” satın alınmasını ifade eder. Kaldı ki bu ülkelerde “milli” sayılabilecek sektörlerin ve dahası, küçük sermaye işletmelerinin, sermaye birikimi sağlamaları ve rekabet güçlerini artırmaları için üretim maliyetlerini düşürmeleri kapitalist pazarın zorunlu koşuludur. Bu gereksinimin karşılanacağı ekonomik girdi ise işgücüdür. Dolayısıyla emperyalizme bağımlı ülkelerde; ucuz iş gücü ihtiyacının sürekliliği, işçinin sosyal güvencesinin en az olmasının ya da hiç olmamasının koşullarını yaratır.
Emekçilerin sorunlarına yaklaşım bu genel durumdan kopuk değildir; iş gücünün maliyetini en aza indirmeye endeksli bir ekonomik sistemde; emekçilerin payına düşen yoksulluk ve “ölmeden yaşamayı” sağlayacak bir ücrettir. Kapitalizmin azami kârı olağanlaştıran bir üretim tarzı olması; işçiye verilen ücretin asgari olmasının nedenidir. Kapitalist üretim tarzında; işçiye azami ücret, sermaye sahibine asgari kâr, “paylaşım” sistemi gerçekleşemez. Kapitalizm var oldukça emekçinin ücretinin olabildiğince (sınıflar çatışmasının sonucu oluşan güçler dengesine bağlı olarak) düşük düzeyde tutulması kaçınılmazdır.
Türkiye’de, çalışanlar; “değer üreten” değil de, yaratılan “değerden” pay alanlar olarak görülür ve bu “payın”, en az olması gerektiğine ilişkin yaygın bir yargı oluşmuş durumdadır. Dolayısıyla ekonomik düzenleme içinde emekçiler, adeta “yük” sayıldığı ve bu ön yargıyla sosyal güvenlik sorunlarına çözüm arandığı için; sosyal güvenlik sorunlarının “burjuva demokratik” anlamda dahi düzenlenmesi yapılamaz durumdadır.
Kapitalizm tüm kavramların içini boşaltır ve kendi ilişkilerinin aracı yapar. Kapitalist toplumlarda; burjuva siyasileri ve ideologları, “sosyal” kavramını, olabildiğince burjuvalaştırdılar. “Sosyal devlet, sosyal güvenlik, sosyal adalet” kavramları; pratik anlamda, burjuvazinin egemenliğine, ezilen sınıfların rıza göstermesini kolaylaştırıcı toplumsal ortamın düzenlenmesini ve sömürülen sınıfların köle unsur olarak, daha üretken olmasını sağlayacak ölçüde, yaşam koşullarının “iyileştirilmesini” ifade etti.
Kapitalist sistem yalnızca burjuvazinin yaşamını güvence altına alır. Sosyal güvenlik sistemi ise, işçi sınıfının, burjuva sınıfın yaşamına tehdit unsuru olmadan ölmeyecek kadar / sürünerek yaşamını sürdürme koşullarına sahip olmasını düzenler. Burjuva devlet hukukunun asli argümanı olan sosyal güvenlik yasası, işçi sınıfının kendini köleleştiren sisteme onay vermesini ve karşılığında, kölelik koşullarının sürdürülmesinin güvence altına alınmasının kurallarını koyar. Sosyal güvenlik yasası kölelik yasasının kapitalizm dilinde okunuşudur.
Kapitalist üretim ilişkilerinin egemen olduğu bir ülkede; işçi sınıfının hak elde etme mücadelesinin en “ileri” noktası burjuva demokratik bir düzenin kurulmasıdır. Burjuva demokrasisinin asli olan yükümlülüğü, burjuva çıkarlarının güvencesi olmakla birlikte; burjuva demokratik anlamda sosyal sorunların nispi çözümü için de, öncelikle “devlet” merkezli anlayıştan; “insan”, merkezli yaklaşıma geçmek ön koşuldur. Yani öncelikle “ideolojik, siyasi zihniyet” değişimi gereklidir. Burjuva despotluğu yerini burjuva liberalizmine bırakmalıdır. Burjuva hukuku kapitalist üretim ilişkilerinin kaçınılmaz sonucu olan sömürünün bu yaklaşım farklılıklarından birisinin resmileşmesi üzerine biçimlenir. Türkiye’de burjuva demokratik anlamda bir sosyal güvenlik yasasının olmaması; Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluşundan itibaren yapısal olarak, despotik, tepeden inmeci, cuntacı kurumları ve yönetim tarzını içselleştirmesinden kaynaklanmaktadır. Bu yapısal durumun sürdürülmesi, Türkiye’nin iktisadi ve siyasi olarak emperyalizme bağımlı olmasına doğrudan bağlıdır.
Sosyal Güvenlik Yasası emekçilerin mağduriyetinin nasıl giderileceğini değil; kapitalist sömürünün nasıl sürdürüleceğinin kurallarını koyar. Yani Sosyal güvenlik yasasındaki bir değişim, sömürü siteminin nasıl sürdürüleceğine ilişkin bir değişimdir. Sosyal güvenlik yasasının, işçi sınıfını burjuvazinin iktisadi saldırısına karşı koruduğu koskoca bir yalandır. İşçiler, ancak, sömürü sisteminin toprağa gömüldüğü bir toplumda gerçek anlamda güven içerisinde yaşayabilirler. Kapitalist sistemin kendisi, emeğini satmak zorunda bıraktığı insanların, güven içerisinde yaşama olanaklarını ve koşullarını yok eder. Sosyal güvenlik, burjuvazinin istemiyle değil; işçi sınıfının, burjuvazinin iradesini zorlama gücü oranında gerçekleşebilir
Kapitalist sistem içerisinde “haklar” için mücadele gereklidir ve yapılmalıdır. Ancak burjuva demokratik hakların elde edilmesinin, sömürüyü en aza indirmeyi sağlayamayacağı da asla unutulmamalıdır. Kölelik koşullarının iyileştirilmesi için mücadelenin bir adımı olan sosyal güvenlik yasasının “demokratikleşmesini”, işçi sınıfının kurtuluşunun bir adımı gibi görmek ham hayaldir.
Düş insanın damağında bir tat bırakır, ama gerçeği değiştirme gücü vermez.