KAPİTALİST MECRADAN ORUÇ MANZARALARI
Deniz ÖZYAKIŞIR *
Kapitalist sistemin, üretim araçları üzerinden şekillendirdiği insan hayatı her anlamda bu sistemin tahakkümü altında kalırken, sistemin dinamik unsuru konumundaki “insan” bu noktada en temel değerlerinin bile örselenmesine seyirci kalabilmektedir. Bu tespitin somut uygulamalarını, içinde bulunduğumuz Ramazan ayında sıkça görmek mümkündür. “11 ayın sultanı” şeklinde de tezahür edilen ve kutsallığı ölçüsünde algılanan bu süreçte insanların söz konusu ibadeti gerçekleştirmelerinden çok, mevcut süreçte yaşanan bir takım gelişmeler, sürece yönelik atfedilen “kutsallığa” gölge düşürmektedir. Orucun mantığına yönelik olarak genel anlamda nefsi kontrol altına almak ve ona hakim olmak şeklinde bir çerçeve çizersek söz konusu kutsallığın sınırlarını da kabaca çizmiş oluruz. Çünkü bu kutsallığı tüketim argümanı şeklinde -kendi mecrasında- biçimlendiren/biçimsizleştiren kapitalizm, bu mecradan da karlı bir şekilde ayrılmak istiyor. Zira, topu topu 29 günü var! Gerçi 30.günde (Ramazan Bayramında) tüketimin ve karın zirvesine çıkan sermaye klikleri, bu mecrada da aslında bir anlamda 29 günlük karı bilançoya yazdırmanın sevinci içindeler ve bayramı da bu yönüyle kutlamaktadırlar.
Kapitalist tüketim çılgınlığının, bu süreci kendi mantığı doğrultusunda nasıl şekillendirdiğini ve Ramazan ayının kutsallığını budayarak kendisine nasıl bir “kar alanı” oluşturduğunu özellikle oruç tutanların görmesi gerekir. Kaldı ki, yaşanan bu sömürü ve tüketim, bizzat oruç tutanların tüketim kalıpları ve kutsal değerleri üzerinden varlığını meşrulaştırmaktadır. Ama söz konusu sömürüyü determinist bir yaklaşımla sadece oruçlulara indirgemek ve çözümü onların atacağı adımlarda aramak bizi fazla ileriye götürmemekle birlikte sömürü-tüketim ilişkisinin farklı boyutlara sıçramasına da yol açar. Böyle bir hataya düşmemek gerekir
Sömürüden kastım; ramazan ayı boyunca sayıları hızla artan dilenciler ve türbe önlerindeki (mum yakarak koca arayan genç kızlar, ip bağlayıp çocuk sahibi olmayı isteyen kadınlar ve daha bir çoğu) Orta Çağ cahilliğini aratmayan görüntülerdir.
Buna birde sözde ramazan yardımı ama gerçekte reklam amacı güden ve insanların yoksulluklarını kullanarak onlara gıda malzemesi dağıtan şirketlerin açık sömürüsü/işkencesi eklenince işin sömürü kısmı daha net görülebilmektedir. Zaten sistemin dinamizmini sağlayan ve ona müşteri toplayan TV’ler bu yardım (?) manzaralarını “ramazan yardımında izdiham” şeklinde masum ifadelerle saatlerce göstermektedirler.
Bu retorik kapitalist burjuva uygarlığının ikiyüzlülüğünü göstermesi açısından önemlidir. Bu tür pre-modern manzaraların yaşanması elbetteki Türkiye’nin post-modern olma iddiasını da dumura uğratmaktadır. Ama her şeyden önce bu çirkin manzaralar, insan haysiyetine ve onuruna ters düşmekte ve ileri insanlık adına utanç verici gelişmelerdir.
Kapitalist mecrada tüketim olgusuna baktığımızda ise şöyle bir manzarayla karşılaşmak mümkündür:
Süper marketlerin ramazana özel kampanyaları, içecek şirketlerinin –özellikle coca cola- pepsi ve cola-turka üçlemesinin - iştah kabartıcı ve uzun süreli reklamları, dev puntolarla ve yüksek rakamlarla yazılmış iftar menüleri yaşanan tüketimin birer somut argümanı olarak karşımızda durmaktadırlar. Tamda orucun mantığına zıt olarak gelişen bu tüketim çılgınlığına yönelik olarak “bu ne perhiz ne lahana turşusu” şeklindeki geleneksek retoriğin dile getirilmesi elbetteki mümkündür.
Bu bağlamda mevcut sürecin, koşulları ve mantığı itibariyle sömürüye ve tüketime açık olduğu akıldan çıkarılmamalıdır. Bununla birlikte, insanların sürecin kutsallığına ilaveten bir de sömürü-tüketim konusunda oruç tutmaları hayli anlamlı ve tamamlayıcı olur. Böylece kapitalist hegamonya her iki mecrada da başarısızlığa uğratılacaktır.Dolayısıyla tüketim fetişizminin/dürtüsünün bastırılması veya sınırlarının daraltılması mevcut haliyle sistemden muzdarip olan insanların mutluluğuna hizmet edecektir. Son kertede, sistemin her türlü sömürüsüne karşın sosyal alternatiflerin geliştirilmesi ve bu alternatifler doğrultusunda insan onuruna yakışır bir sürecin inşa edilmesi zorunludur.
*Master Öğr. dozyakisir@hotmail.com