Popüler
Kültür Tüketim Kölesini ("ATA"sını) Kurban Etti
Deniz Özyakışır
Popüler kültür, kapitalizmin kendisini tüketim temelinde
yaşattığı ve sömürü mantığı çerçevesinde hareket edip kendisini
pazarlamasıyla varlığını meşrulaştırdığı bakir bir egemenlik
ve mücadele alanıdır. Liberal kapitalizmin işleyiş mantığına
göre sermayeye faydalı olduğu ölçüde her şey popüler kültüre
dönüştürülebilir ve dönüştürülmelidir. Toplumların gelenek,
görenek ve aidiyetlerinden beslenen halk kültürleri, bu
anlamda sermaye tarafından dönüşüme uğratıldı ve tüketim
yoluyla önce sömürülüp yozlaştırıldı, sonra da marjinalleştirildi.
Çünkü kapitalist uygarlığın bundan sonra yalnız tüketicilere
ihtiyacı vardı ve bu anlamda kapitalizmin öz çocuğu modernite, maçı kazanmış gibiydi.
Mevcut haliyle postmodernizm söylemini
dillendirerek kendini demokratik olarak sunmaya çalışan
popüler kültür, bu yolla müzik, sanat, spor, edebiyat, ekonomi
vs. alanlarda kendini rahatlıkla pazarlayabiliyor. Kaynağını
küreselleşmenin itici gücünden alan tüketim çılgınlığı,
insan ile meta arasındaki farkı kaldırıp yoluna bu temelde
hızla devam ediyor.
Bu bağlamda popüler kültür, tüketim fetişizmiyle insanın
zihnini bulandırıp onu istediği kalıba sokabiliyor ve söz
konusu "insan"dan, kendi isteği ve mantığı doğrultusunda
her şeyi yaratabiliyor. Popüler kültürün yarattığı insan;
zihni işgal edilmiş, düşünceden yoksun ve şöhret uğruna
insan olmanın temel değerlerini bile ikinci plana atabilen
bir "tüketim kölesidir". Bireyi egemenlik
alanına hapseden bu kültür, önce onu dönüştürüp biçimlendiriyor,
sonra da onun üzerinden kitleleri etkileyip bir anlamda
insanlık karşısındaki zaferini ilan ediyor. Bir grup insanın
odalara konulup gözetlenmesi, seçilmesi, elenmesi ve ağlaması
bu anlamda söz konusu duruma örnek teşkil ediyor.
Ülkemiz özelinde baktığımızda, yaratılan Bayhanlar, Canerler, Tülinler ve
Semra Hanımlar bu anlamda, popüler kültürün tüketim köleleri
olarak değerlendirilebilir. "Geçici olmak" popüler
kültürün en büyük özelliklerinden biridir ve bu nedenle
kullanılan bireylerin yerini bir süre sonra başkaları almalıdır.
Tam da bu noktada şöyle bir formül karşımıza çıkar; “içeri
al, biçimlendir, kullan ve at”. Geçtiğimiz aylarda gündemden düşmeyen Caner artık yerini Semra denen reyting makinesine
bıraktı o da başka birine bırakacak.
Son yıllarda gündemi meşgul eden "Gelinim Olur musun?"
ve "Benimle Evlenir misin?" gibi bir grup kadın
ve erkeğin odalara konulup TV aracılığıyla -haberler ve
sabah programları da dahil olmak üzere- izletildiği programlara
duyulan toplumsal ilgi ve duyarlılık, popüler kültürün kölesi
olmak isteyenlerin sayısının aslında çok daha fazla olduğunu
gösteriyor. Bu da yaşanan çürümüşlüğün boyutunu ve toplumsal
sorunlardaki duyarsızlığın geldiği noktayı açıkça belli
ediyor. Kalitesizleştirme eksenindeki bu tür programların
aldığı reytingler de maalesef
bunu ispatlıyor. Yarışmacıların birbirlerini azarlamaları,
iftiralar, küfürler ve koca koca insanların bebekler gibi ağlamaları toplumdaki hoşgörüsüzlüğün,
tahammülsüzlüğün, yozlaşmanın ve niteliksizleşmenin vardığı
boyutları göstermesi açısından hayli düşündürücüdür. Tam
da bu noktada kadın kavramının içi boşaltıldı ve mevcut
bozukluklar temelinde yeniden dolduruldu. Semra Hanım gibi
popüler bir malzeme bu ülkenin kadın gerçekliğini asla yansıtmıyor,
tam tersine mevcut sorunlar ışığındaki kadın olgusunun üstünü
örtüyor.
Öte yandan kapitalizmin son yıllardaki renkli ve bir
o kadar da etkili bir piyasası olan televizyonlar, tüketim
ekseninde insan ve meta farkı gözetmeksizin yoluna devam
ederken, bu tür bireylerin (kölelerin) ve programların maalesef
uzun bir süre daha gündeme geleceğini söyleyebiliriz.
Yukarıdaki çözümlemelerimde “içeri al-biçimlendir-kullan ve at” şeklinde formüle ettiğim durum
popüler kültür ATA’sının (!) ölüm
pratiğiyle bir kez daha gün yüzüne çıkmıştır. Yaşanan ölümün
öznesi olan kişi, süreç itibariyle popüler kültüre verilen
ilk kurban olması açısından hayli düşündürücüdür. Mevcut
sürecin acı pratiği olan ölüm, aslında yukarıdaki formülün
“kullan ve at” kısmının Ata üzerinden kendini
ilk kez gerçekleştirmesidir. Bu acı pratik, özellikle son yıllarda popüler kültür
temelinde şekillenen toplumsal yapımız ve etik değerlerimizin yozlaşması adına önemli bir noktadır. Bu
noktadan hareketle insani değerlerin tüketime kurban edilmesine
paralel olarak “insanın” bizzat kendiside maalesef bu sürecin
kurbanı olabilmektedir. İşte Ata’nın ölümünü bu şekilde
okumak ve anlamlandırmak gerekir. Dolayısıyla bir zamanlar
TV ekranlarında kendilerini değil de onlara biçilen rolü
oynayan bireyler nasıl kullanıldıklarını ve işlevleri bitince
bir anda ekrandan nasıl tasfiye edildiklerini görmeli ve
buna göre hareket etmelidirler.
Popüler kültürün tüketim kölesi olarak nitelendirdiğim
bazı insanların bu şekilde kullanılıp atılması elbetteki
insan onuru açısından düşündürücü ve acı verici bir durumdur.
Tamda bu noktada şu sorular sorulmalıdır: Ata’nın katili
kim? Alkol mü yoksa onu kullanıp bir köşeye atan bu popüler
zihniyet mi? Yada geride, kullanılıp atılmış olan kaç tane
Ata daha var? Bu soruların mantık çerçevesinde cevaplandırılması
yaşanan sürecin mantığını da göstermesi açısından hayli
anlamlıdır.
Öte yandan temel kurgusunu ve dinamiğini kişilerin popülerleşmesinden
alan Popüler kültürü eleştirirken aslında medya etiğide tartışmaya açılmalıdır. Kendi kurbanının ölüsünü veya
ölümünü bile kullanmaktan çekinmeyen medya, büyük puntolarla
“Ata’mız öldü” derken aslında ikame edilebilen ama yinede
önemli bir güç kaynağını kaybettiğini itiraf etmektedir.
Ayrıca gerçek sanatçılarını ve bilim adamlarını ancak öldükten
sonra hatırlayabilen bir toplumda medyanın böyle bir zihniyetle
hareket ederek sanal kahramanlar yaratıp öldürmesi toplumsal
değerlerin de istismar edilmesine hizmet etmektedir. Ata’nın
cenazesini Türk bayrağıyla örten zihniyet bu anlamda etkin
bir hizmetçi rolü oynamıştır. Ayrıca Semra denen popüler
özne/anne, büyük bir aymazlıkla “ben vatana hayırlı bir evlat yetiştirdim”
ve “ben asker kızıyım, oğlum şehit olmuştur” diyebiliyor. Böylesi bir popüler ve klişeleşmiş şehit
söylemiyle oğlunu nitelendiren anne, söz konusu oğlunun
kimler tarafından şehit edildiğini dile getirmekten özenle
kaçınıyor. Çünkü ekrandaki misyonunu tamamlamış biri olarak
kendiside biliyor ki tüketim eksenli bu sistemde insanlar
aldıklarının bedelini çok ağır ödemek zorundadırlar. Bu
bedel; alkol komasından ölü bulunmak, uyuşturucu müptelası
olmak, kartonların üzerinde yatmak, sahte yaşam tarzları,
gerçek kişiliğini yok etmek, etik değerlerini örselemek, otel odalarında kimsesiz kalmak,
tamamen unutulmak ve en nihayetinde yok olup gitmektir.
Bu yok oluş, ülkemizde çoğu kez sessiz sedasız yaşanırken
Ata, bu yönüyle diğerlerinden şanslıdır; çünkü ölümü çok
ses getirmiştir. Öyle ki cenazesine 5 binden fazla kişi
katılmıştır.
Umarım bu acı tablo toplumsal bir ders şeklinde algılanır
ve insanlar popüler kültürün kölesi olmaktan sıyrılarak
insani değerleri referans alan bir yaşam tarzı benimserler.
Böylesi bir yaşam tarzının oluşması ümidiyle….
* Master öğrencisi, dozyakisir@hotmail.com
sayfa
başına dön