Şemdinli yeniden
Adil Okay
Sokaktan geçen herhangi bir adama Irkçılık ve milliyetçilik nedir diye sorsanız hemen bir yanıt bulur. Ama şovenizm nedir sorusuna yanıt vermekte zorlanır. Büyük olasılıkla bu sözcüğü daha önce duymamıştır. Duyanlarda milliyetçilik ya da ırkçılık olarak anlamıştır. Doğru sayılabilir. Ama eksik bir tanımdır bu. Şovenizm en basit açıklamayla, ırkçılıkla milliyetçiliğin birleşiminden türemiştir. Marksistler şovenizmi, ezen ulus, egemen ulus milliyetçiliği olarak tanımlar.
16. yüzyılda, kapitalizmin gelişmesiyle başlayan ve ikinci dünya savaşına kadar insanlara sadece felaket getiren ırkçı ideolojiler, günümüzde de yıkıcı etkisini sürdürüyor. Ancak bu gün dünyada ırkçılık suç sayıldığı için ırkçı ideolojiler, emperyalizmin yedek ideolojilerinden milliyetçiliğin ve şovenizmin içinde gizlenip yaşamaya devam etmektedir.
Bu gün Türkiye’de, kalıcı barışın önündeki en büyük tehlike kendini gizleyen şovenizmdir. Çünkü ülkemizde azınlık ulus, din ve mezheplere karşı, gizli-açık bir savaş yürütülmesini isteyen, savaştan beslenen karanlık güçler, şoven propaganda ile insanları kışkırtıp, provokasyon ortamı hazırlamakta, katliam provaları yapmaktadır. 6–7 Eylül olaylarından, 12 Eylül darbesinden, Sıvas katliamından bu güne koşullar çok fazla değişmemiştir. Bu karanlık güçler, Gladio, JİTEM, Özel Harp Dairesi, Kontr- Gerilla v.b. adları altında faaliyetlerini kesintisiz sürdürmüş, insanlığa ve ülkemize büyük zararlar vermişlerdir. Şemdinli olayları da bu kapsamda değerlendirilebilir.
Benim babamı devlet öldürmüş
Şemdinli olaylarıyla ilgili kitap yazmak için Hakkari’ye giden Çocuk Psikologu Esra Çiftçi Şemdinli olaylarında hayatını kaybeden Zahir Korkmaz’ın yedi yaşındaki kızının, ‘’benim babamı devlet öldürmüş. Abla kim bu devlet?’’ diye kendisine sorduğunu aktarıyor.
Soru hüzünlü, ürkütücü ve düşündürücü değil mi. Aklıma hemen Uğur Kaymaz geliyor. 12 yaşında polis kurşunlarıyla ‘terörist sanılarak’ katledilen çocuk. Devlet hata yapmaz diyenler, AİHM’de, devletin güvenlik güçlerinin ‘yanlışlıkla öldürdüğü, işkence yaptığı, haksız yere hapis yatırdığı, zorla sürdüğü Kürt asıllı vatandaşlarından-yakınlarından defalarca özür dileyip, tazminat ödemeyi kabul ettiğini anımsasınlar. Ve bunun nedenlerini sorgulasınlar. (Tabi Devletin bu yaptığı ‘Yanlışlıklardan’ sadece Kürt asıllı vatandaşlar zarar görmüyor. Türk ve diğer kökenlerden muhalifler de zarara uğradı-uğruyor... Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı her çalışan, işçi-memur-yoksul köylü-işsiz, aynı sömürü-adaletsizlik çarkında eziliyor, 12 Eylül hukukundan zarar görüyor.)
Biz bu gerçekleri on yıllardır biliyor, söylüyor ve yazıyorduk. Ama sesimiz duyulmuyordu. Bu nedenle de yargısız infazlara uğruyor, işkence görüyor, hapis yatıyor veya sürgünde yaşamak zorunda bırakılıyorduk. Bu gün özgürlükçü geçinen, AB yanlısı görünen basın, geçmişte bütün bunlara kulağını tıkıyordu. ‘Tekel Aydınları’, ‘Nöbetçi Aydınlar’, ‘Satılık kalemler’ üç maymunları oynuyordu. Ve günün birinde Susurluk olayı patlak verdi. Bizim yazıp çizdiğimiz gerçekler, ‘Devlet- Mafya- İşadamı- Siyasetçi- Ülkücü Katil’ ittifakı, kamyonun altında kalan mersedesin içinden çıkarıldı. O güne kadar suskun kalan tekelci medya mensupları yeni duymuş gibi yaptılar. 1 dakika karanlık eylemleri yapıldı. Mahkemeler kuruldu. Soruşturmalar yapıldı. Milliyetçi-Şoven katillerden-piyonlardan bazıları tutuklandı.
Doğrusu hakkımız yense, bizden özür dilenmese de gelişmelere, insanların aydınlanmasına sevindik. Ama ne yazık dağ fare doğurdu. Eski polis şefi Mehmet Ağar, korgeneral Veli Küçük gibi asıl suçlulara dokunulamadı. Hala serbest geziyorlar.
Takdir-i İlahi
Gün oldu devran döndü bu kez Şemdinli’de derin devletin bombası elinde patladı. O güne kadar yakınlarını yargısız infazlarda kaybeden yaslı insanlar ‘Takdir-i İlahi’ dediler. Katiller bu kez halk tarafından suçüstü yakalanmış ve delilleriyle birlikte ‘adalete’ teslim edilmişti. Şemdinli olayı o kadar açık, delilli, belgeliydi ki, güvenlik güçleri olayı örtbas edemedi, devlet ve hükümet yetkilileri ikinci Susurluk vakasını kabul etmek zorunda kaldılar. Boyalı basın da gecikmeli olarak bombalama olayının, ‘Bölücü örgütler’ tarafından değil, devletin güvenlik güçlerince yapıldığını açıklamak zorunda kaldı.
Şemdinli katilleri foyaları meydana çıktığı için katil Ağca veya Çatlı gibi alkışlanamadı. Orgeneral Yaşar Büyükanıt, sanıklardan astsubay Ali Kaya için ‘iyi çocuktur’ dedi ama arkasını getiremeyip sustu. (Bu ikilinin birlikte şirket kurdukları, çıkar ilişkileri olduğu iddiaları, TBMM Şemdinli Olayları Araştırma Komisyon tutanaklarına yansımış durumda. Bkz. 9 Şubat tarihli Birgün gazetesi.)
Şemdinli katilleri kamuoyunun baskısı karşısında tutuklandılar. Bölge halkı ‘Doğuda hukuk yok.’ sözünün artık tarih olacağı umuduna kapıldı. Ancak bir süre sonra silahsız, masum bir insanı öldüren, dört kişiyi de yaralayan Tanju Çavuş, akıllara durgunluk verecek biçimde serbest bırakıldı. Cinayet şebekesi yine kazandı. Halk kaybetti. Ülkemiz kaybetti. Hukuk kaybetti. Umutlar yine hüsrana dönüştü.
Tarafsızlık adına kirlilik
Irkçılıkla milliyetçiliğin birleşmesinden oluşan şovenizm, ne yazık artık ülkemizde içsel bir hal almıştır. Kurtlar vadisi v.b. gibi dizilerle, şovenizmin maşası katiller sempatik gösterilmeye başlanmıştır. Gerçeklere ulaşmaktan uzak, yalana dayalı enformasyonlarla aldatılan, linç kültürüyle eğitilen Türk gençleri tuzağa düşmekte, bu ülke halklarının, emekçilerinin asıl düşmanlarını görememektedir. Katil Ağca’yı alkışlayan, uyuşturucu tüccarı ‘ülkücü Çatlı’yı dizilerde kahramanlaştıran vatan-millet hainleri, toplumun bellek zayıflığına güvenerek yeni Şemdinli senaryoları yazmaya başlamıştır.
Bu asparagas yazarlar, en hafif deyimle, her ata oynayan kumarbaz, her devrin adamı, onursuz, satılık kalemlerdir. Bunlar, ikinci dünya savaşından sonra ırkçılığın anayasal bir suç olduğunu çok iyi bildiklerinden asıl yüzlerini gizlerler. Tarafsızlık adı altında yalan haber yapmak, havayı bulandırmak onların işidir. Oysa tarafsızlık da taraf olmaktır. Tarafsızlık adına, ırkçı-şöven görüşlere, yalan haberlere yer veren basın organları da suç ortağıdır.
Bu gün geçmişle yüzleşme-hesaplaşma zamanıdır. ‘Geçmişi karıştırmayın, olan olmuş, yararı yok’ deyip yan çizen sözüm ona demokratlara, geçmişte olduğu gibi sıranın kendilerine de gelebileceğini anımsatmak gerekir. 12 eylül diktatörleri ve karanlık güçler sadece komünistlere değil, Kemalistlere, sosyal demokratlara da saldırmışlardır. Bu bağlamda başta Kenan Evren olmak üzere, tüm 12 Eylül generallerini, Susurluk ve Şemdinli sanıklarını işledikleri insanlık suçlarından yargılamak için, namuslu basın-yayın organlarına, demokratik kitle örgütlerine ve aydınlara görev düşmektedir.
Kurt dumanlı havayı severmiş.
Biz ise temiz toplum ve temiz hava istiyoruz.
okayadil@hotmail.com