ÖSS TOPLUMU
Cengiz Başkaya *
Üniversitelere giriş sınavı ÖSS sadece öğrencileri değil bütün toplumu derinden etkiler duruma geldi. İlköğretim ve Orta Öğretimin tek amacı neredeyse ÖSS ye hazırlıkla sınırlı görünüyor. Çocuklarını iyi bir gelecek vaat eden bir Üniversite bölümüne yerleştirebilmek için milyonlarca aile bütün olanaklarını kullanmak durumunda kalıyor. Dersane sektörü gittikçe genişleyen ve önemli miktarda kaynak kullanan bir alan durumuna geldi. Her öğrencinin dersaneye gitmesi zorunluluğu var. Bu durumun toplumsal bedelleri çok yüksek. 2004 yılında dersanelere ailelerin 8 milyar dolar ödediği hesaplanmış. Bu ekonomik fedakarlığın geri dönüşümü ise gerçekte yok gibi. Eğer Dersane sistemi olmasa ve öğrenciler İlk ve Ortaöğretimde edindikleri bilgilerle sınava girselerdi kazananlar aşağı yukarı aynı kişiler olurdu. 8 Milyar dolarla tam donanımlı 16 yeni Üniversite kurulabilecektir. Bu miktarın ülke ekonomisi için ne anlama geldiğini dış borç ararken ne fedakarlıklara katlanıldığını anlatmaya gerek yok. Bazı dersanelerin yıllık ücretleri 10 milyara (10 bin YTL) kadar çıkıyor. En ucuz dersaneye devam edecek bir öğrenci için bile asgari ücretle yaşamını sürdürmeye çalışan bir ailenin yıllık gelirinin yarısını ayırması zorunlu. Önceleri Sadece Lise son sınıf öğrencileri dersaneye giderken, rekabet arttıkça Lise 1. ve 2. sınıflar da kervana katıldı. Tabii sadece Lise öğrencileri için değil, İlköğretim için de yarış söz konusu. Liselere giriş sınavı da (LGS) ayrı bir pazar oluşturdu. Tabii ki Lise giriş sınavının da amacı ÖSS de yüksek başarı oranı yakalayan okullardan birine kapağı atmaktır. Ama çok iyi bir Lisede okumak ta dersaneye gidilmeyeceği anlamına gelmiyor. İlköğretimden başlayıp 9-10 yıl dersaneye giden öğrenciler var.
ÖSS sistemi bir bakıma toplumu esir almış durumda. Ailelerin daha Ana Sınıflarını seçerken gösterdiği titizlik 13 yıl sonrasının hesapları ve endişeleriyle ilgili. Öğrenciler eğitim görüyorlar çünkü Üniversiteye gitmeleri amaçlanıyor. Eğer ÖSS de faydalı olmayacaksa birçok şeyi öğrenmek anlamsız görülüyor. Örneğin Edebiyat, resim, müzik, felsefe gibi kişisel gelişim açısından çok gerekli dersler önemsenmiyor, çünkü bu derslerden soru çıkmıyor. Okul, dersane ve özel ders trafiği içindeki öğrenciler sosyal gelişimleri için zorunlu faaliyetlerden uzak kalıyorlar. Bu faaliyetler asıl amaca hizmet etmedikleri için zaten yararsız kabul ediliyor. Ortaöğretim sistemi gençleri hayata hazırlamayı, bir meslek ya da beceri kazandırmayı hedeflemiyor Tek amaç ÖSS. Peki öğrencilerin ne kadarı bu yarışta öne çıkabiliyor? Geçen yıl 2 milyona yakın öğrenci ÖSS ye girdi. Sınava giren her 100 öğrenciden 40' ı Liseyi o yıl bitirenler, 40'ı daha önce sınava girip herhangi bir Yüksek Öğretim kurumuna giremeyenler, 20 si halen Üniversitede okumakta olan veya bir yüksek Öğretim kurumunu bitirenlerdi. Açıköğretim, Meslek Liselerinden sınavsız dikey geçişler ve 2 yıllık okullar (ön lisans) dışarda tutulduğunda Lisans Eğitimi için kayıt yaptırabilen öğrenci sayısı 192 bindir. Bu öğrencilerden 23 bini daha önce başka bir Üniversiteyi bitirenler, 83 bini halen bir Yüksek öğretim programına devam edenlerdir. Bu durumda Liseyi bu yıl bitirecek öğrenciler için kalan kontenjanın sadece 86 bin ile sınırlı olduğu görülüyor. Diyelim ki öğrenci büyük engelleri aşarak bu % 5 lik dilime girmeyi başardı. Büyük olasılıkla istemediği, sadece puanı gereği yerleştirildiği bir programa devam edecektir. Bu hoşnutsuzluk sınava yeniden girme eğiliminin yaygınlığından belli. Bir anket yapılsa arzuladığı bölümde okumayı başaranların sayısı 20 bini geçmez. Demek ki sistem 2 milyonda kişiden sadece 20 binini mutlu ediyor. Yani her yüz öğrenciden birini! Her yüz gençten 99 u yenilgi, başarısızlık, umutsuzluk ve yetersizlik uygularına kapılarak yaralanıyor. Ailesi ve çevresi de bilerek veya bilmeden bu yarayı derinleştiriyor. Her yıl bu şekilde yıkılmış, eğitim sisteminin özelliği gereği bir meslek ve beceri de edinememiş milyonlarla genç katılıyor kervana. Dersane sistemine akıtılan kaynakların yanında ülkenin geleceği açısından asıl felaket burada.
Gençlerin duygusal olarak yıpranmaları sadece ÖSS başarısızlığı ile sınırlı değil. Acımasız yarış çok önceleri başlıyor. Örneğin henüz İlköğretim 4. sınıftan başlamak üzere ülke çapında seviye tespit sınavları yapılıyor. Daha 10 yaşındaki çocuk, bilgisayar sistemi ile yapılan değerlendirmeyle boyunun ölçüsünü alıyor! Sen sınıfta 12. okulda 20. ilçede 90. ilde 12 binici, ülkede 420 bininci sıradasın! Ekarte etmen gereken yüzbinlerce yaşıtın var. Öyle görünüyor ki durumun pek te umutlu değil! Aileyi bir telaş alıyor. Özel dersler, hafta sonu dersaneler, yaz kursları devreye giriyor. Halbuki çocuğun oyun yaşları, kendi bedenini, doğayı ve toplumu tanıma yaşları. Bu yaşlar doğal seyrinde yaşanmazsa mutlaka bedensel ve ruhsal sorunlar baş gösterecektir. Nerdeyse güneşli havada dışarı çıkamadan yıllarını geçiren çocuklar var. Dersanelerde sık sık tekrarlanan deneme sınavları öğrencilerin sinirlerini sürekli gergin tutuyor. Bu sınavlar yüzbinlerce gencin umutsuzluğunu ve mutsuzluğunu sürekli olarak beslemekten öteye bir sonuç vermiyor. Yarışın sonu büyük ölçüde önceden belli. Zaten her 100 gençten sadece biri başarılı sayılacaksa geride kalan 99 u nasıl başarısızlıkla suçlanabilir?
Yıllarca bir çok şeyden fedakarlık ederek, neredeyse hiçbir kültürel ve sosyal faaliyete katılamadan yaşamak, eve gelen misafirlerle bile konuşamadan yani yakın sosyal çevresini bile tanımadan sürekli ders çalışmak, günde yüzlerce test sorusu çözmek zorunda olmak, bütün arkadaşlarını sürekli rakip, hatta düşman olarak görmek. Bütün bunların sonunda sadece 3 saat süren bir sınavla belirlenen bütün bir hayat. Doğrusu çelikten sinirleri olanlar için bile katlanılması zor bir işkence.
Son zamanlarda güneş sistemin 3661 yıl arayla ziyaret ettiği iddia edilen ve sisteme girdiğinde dünya için felaket getireceği öngörülen bir gezegenden sıkça bahsediliyor. Bir sonraki ziyareti için pek yakın bir tarih, 2012 yılı öngörülüyor. Mutlaka adını duymuşsunuzdur, şu yeni ünlenen Marduk gezegeni. Böyle bir gezegenin gerçekten var olup olmadığı kuşkulu. Kendi adıma bu felaket senaryosunu inandırıcı bulmuyorum. Fakat bu yıl İlköğretim 5. sınıfta okuyacak öğrencilerin dünyalarına 2012 yılında bir Marduk;un yani ÖSS nin çarpacağı kesin.
Sistemin mutlaka gözden geçirilmesi ve vakit geçirilmeden çözümler bulunması gerekiyor. Türk Eğitim Derneği'ni (TED) bu konuda başlattığı kampanya iyi bir başlangıç. TED soruyor; Hayat = 180 dakika mıdır?
* Dr. Cengiz Başkaya [ Sarıgöl Devlet Hastanesi Başhekimidir ] 05.06.2005,
sayfa başına dön