Untitled Document

Untitled Document
 
:: ÖZGÜR ÜNİVERSİTE    FORUMU
 
Sayı 31
Ekolojik Felaket
 
 
:: DUYURU
 

 

 

ÖZGÜR ÜNİVERSİTE İSTANBUL 2008 GÜZ SEMİNERLERİ

 

Tarih: 7 Haziran Cumartesi – 15.00
Yer: İstanbul Özgür Üniversite


 
GÜNCEL YAZILAR

'İnsan Manzaraları...'

Birinci Bölüm:

Demokrasi aranıyor; Ve, demokrasi ile kek tarifi arasındaki ilişki…

 

Demokrasi nedir; arzulanacak bir şey mi, yoksa bir aldatmaca mı?

“Demokrasi örneği şehir” olarak gösterilen Kaliforniya’dan ayrılıp sonraki durağımıza gitme zamanı. Burada neler öğrendiğimize bir bakalım şimdi; evet Kaliforniya’da çok seçim yapılıyor, belki de gereğinden çok. Bu, Kaliforniya’da çok fazla demokrasi olduğu anlamına mı geliyor? Herkes için değil. Santana’dakilerin üçte biri, belki de yarısı Amerikan vatandaşı değil, bu yüzden demokratik süreçte hiçbir rol oynamıyorlar. Kaliforniya’dan ayrılmadan önce siyaset bilimci Prof. Mark Petreka’ya bir soru daha sormak istiyorum:

“Bir sonraki durağımız Kamboçya’ya Orange County tarzı demokrasiyi ihraç etmek mümkün mü?”

Prof. Mark Petreka: “Demokrasi böğürtlenli kek gibi bir şey değil ki, bu kekin tarifini Kamboçya’ya götürüp onlardan, bizim burada yaptığımız kekin aynısını yapmasını bekleyemezsiniz. Bu, tarif onlara vermekten daha fazla çaba harcamamızı gerektiren bir şey; önce Kamboçyalıların ne tür bir kek istediğini belirlemek gerek. Bu yüzden Amerikalıların, Batılıların demokrasinin hangi unsurlarının nakledilebileceğini, hangi unsurlarının yerel ihtiyaçlara göre belirleneceğini tespit etmek için daha fazla kafa yorması gerek; bunu yaparken dine, kültüre, yaşam tarzına saygı gösterilmesi lazım.”(bbc, 19.9.2005)

 

İkinci Bölüm:

Demokrasinin gelişme sürecini bu hafta Kamboçya’da izliyoruz. “Demokrasi aranıyor!” dizimizin bu bölümünde, yakın geçmişte korkunç bir baskı rejimi altında büyük acılar çeken bir ülkedeyiz. Bu baskı rejimi, sonunda bir başka ülkenin askeri müdahalesiyle devrildi. Ardından uluslar arası toplum devreye girerek, ülkede demokratik bir sistem kurmaya çalıştı.

Afganistan, Irak… Hayır, Kamboçya’dayız! Bu ülkede demokrasinin durumuna bakacağız. BM, 12 yıl önce Kamboçya’da devreye girerek bu çökmüş ve baskı altında büyük eziyet çekmiş olan ülkede demokrasiyi inşa etmeye çalıştı. Fakat, otomobille başkent Phnom Penh’nin iki saat kuzeyine çıktığımızda Kamboçya tipi demokrasinin kırsal alandaki halk için, özgürlükten çok, zor yaşam koşulları anlamına geldiği izlenimini ediniyorsunuz. Kuç Meng bu bölgedeki bir köyün muhtarı. Yöre halkının, geçimini temin etmek için bağımlı olduğu bir ormanın, özel bir şirket tarafından nasıl yok edildiğini anlatıyor: “Eskiden ağaçlar, şimdi gördüğünüz gibi değildi; çok daha uzundular. İnsanlar geçimlerini bu ağaçların meyvelerinden, sağlardı; ayrıca lastik yapmak için reçine, sepet yapmak için de kamış toplardık.”

Kuç Meng, ormanın yok olmasından hükümeti sorumlu tutuyor; fakat suçladığı hükümet seçimle işbaşına gelmiş. Kuç Meng, halkın bilinçli bir tercih yapmadığı inancında: “İnsanlar cahil oldukları için onlara oy verdi. Politikacılar halkın oylarını satın alıyor, sonra da onları aldatıyorlar. Seçimden bir gece önce yerel siyasetçiler halkın kapısını çalmaya başlar. Onlara pirinç,baharat ve giysi verirler. Ertesi gün de halk, onların partisine oy verir. Şu sırada iktidarda olan herkes; polis, askerler,yerel yetkililer, bunların tümü toprağı işgal etmeye çalışıyor. Eğer niyetleri bölgeyi kalkındırmaksa niye okul, sağlık merkezi ya da yol yapmıyorlar? O zaman daha mutlu olurduk. Fakat ormanın yok edilme projesinden hiç memnun değiliz. İnsanlar giderek yoksullaşıyor; geceleri hiddetlerinden ağlıyorlar.”

Bölgede artık pek bir ağaç kalmamış, onun yerini çalılık bir alan almış; köylülere vaat edilen kalkınmadan da pek bir eser yok. Bu yüzden geleneksel topraklarının çalındığını söyleyen bölge halkı, protesto eylemlerine başlamış. Geçtiğimiz Kasım ayında köylüler bir gösteriden sonra dinlenmeye çekildikleri sırada, gecenin geç saatlerinde köylerine el bombası atılmış. Küçük ahşap kulübesinin önünde uyumakta olan bir köylü kadın, yaşadıklarını şöyle anlatıyor: “Ormanı korumak için, ağaçları kesen özel şirkete karşı protesto gösterilerine katılmıştık. Buralar bizim yurdumuz; gelecekte çocuklarımın, torunlarımın yaşamlarını sürdürebilecek hiçbir şeyin kalmamasından endişe ediyorum. Gece uluyordum, el bombasının gürültüsüyle uyandım. Yaralanmışım ama önce fark etmedim. Hamağımdan düşüp yerde sürünmeye başladım. Diğerleri gelip bana yardım ettiler; şimdi bile ayaklarım hala tutuk.”

Protesto eylemleri sadece bir bölgeyle sınırlı değil. Geçtiğimiz Mart ayında Kamboçya’nın Tayland sınırında, topraklarından atılan köylüler gösteri yaparlarken polis ateş açmış, altı kişi ölmüş. Kamboçya’nın neresine gitseniz, insanlar yolsuzluktan şikayet ediyor. İnsanların hayatını, demokrasinin teorik yararlarından çok, gündelik küçük çaplı yolsuzluk belirliyor. BM, ülkeye seçim sistemini getirmiş ama yolsuzluğa karşı pek bir şey yapılmamış; ya da yapamamış. Her yerde bas bas bağırarak para konuşuyor. İnsanların oy hakkının ise bir fısıltı kadar önemi yok. Başkent Phnom Penh sokaklarında trafik polisinin, şehir içinde ulaşımlarını motorsikletleriyle sağlayan insanları durdurup rüşvet talep etmeleri, gündelik bir olay haline gelmiş. Polis bir dolar, bazen de daha az miktarda bir para almadan bu insanların, yollarına devam etmelerine izin vermiyor.

Demokrasinin bir temel unsuru da hukuk devleti ilkelerinin egemen olması; acaba Kamboçya’daki hukuk sistemi nasıl işliyor? Yani sistem adil ve tüm ülke vatandaşlarına açık mı? Ülkenin önde gelen insan hakları avukatlarından Lao Meng Hay kuşkulu: “Yargı sistemi bütün vatandaşlara açık, ama adil olduğu son derece kuşkulu. Birincisi, yargıçlarımız tamamiyle bağımsız değil; ayrıca, mesleklerinde ehil oldukları kuşkulu. Yeterince güçlü olan ya da varlıklı olan kişilerin baskıları nedeniyle tarafsızlıkları da kuşkulu. Parası olan, nüfuzu olan kişilerin, davaları kazanma şansı daha fazla; bu anlamda, Kamboçya’da demokrasi henüz yok!”

Angkor Vat, Kamboçya tarihinin en görkemli dönemini yansıtan bir tapınak. Khmer imparatorluğunun Güneydoğu Asya’nın tümünde egemen olduğu 12. yüzyılda yapılmış. Tapınağın girişinde müzik çalanlarsa, ülkenin daha karanlık bir dönemini yansıtıyor; onlar Kamboçya’da hala ciddi bir sorun olmaya devam eden kara mayınlarının kurbanları. Bazılarının ayakları yok, bir tanesi ama. Ülkenin önde gelen tarihçilerinden Kint Boğatay, Angkor Vat tapınağının Kamboçyalıların gözünde ne anlama geldiğini anlatıyor: “Angkor Vat tapınağı ulusal kimliği, ulusun ruhunu temsil eder. Kamboçya’nın altın çağında inşa edilmiştir. Kamboçya bayrağının amblemidir aynı zamanda; çünkü Kamboçya’nın, tarihinde en güçlü olduğu, imparatorluğun neredeyse Güney Asya’nın tümünü yönettiği bir dönemde, yani yaklaşık bin yıl önce yapılmıştır. Dünya’daki en büyük dini yapı olarak bilinir.”

Angkor Vat gibi semboller Kamboçyalıları bir araya getiren değerler. Demokrasilerde halkın, ortaklaşa benimsediği ulusal kimliği belirleyen sembollerin önemi var. Kamboçya halkı için de Angkor Vat böyle bir sembol. Fakat Kamboçya’da ülkenin en karanlık dönemini temsil eden semboller de hala insanların belleklerinden silinmiş değil. Kamboçya’da 1975 yılından itibaren yaşananları hatırlamadan bu ülkeyi anlamak mümkün değil. 1975’te Vietnam savaşı nedeniyle ülkeyi işgal eden ABD’nin çekilmesi ardından Kızıl Khmerler iktidarı ele geçirdi. Bundan sonraki 4 yıl içinde Kızıl Khmer iktidarının, bazılarına göre 1.5 milyon, bazılarına göre 2, hatta 3 milyon insanın ölümüne neden olduğu tahmin ediliyor. Başkent Phnom Penh’in merkezindeki bir başka sembol Kızıl Khmer döneminin bu dehşetini yansıtıyor: “Tol Sleng müzesinin tam merkezindeyiz. Burası eskiden cezaeviydi.” Yung Chang, Phnom Penh’deki dökümantasyon merkezinin yöneticisi. Kızıl Khmer döneminde yaşananların araştırılıp, ortaya çıkarılması için en fazla çaba gösterenlerden biri: “Burası eskiden cezaeviydi, şimdi ise soykırım müzesi. Burada Kızıl Khmerler döneminde 14 bin mahkum öldürüldü, sadece 12 kişi sağ çıkabildi.” Müzenin odalarından birindeki camlı dolapların içinde, ülkenin değişik yerlerinden bulunup getirilen kafatasları var: “Bunlar insan kafatasları; hepsi de Kızıl Khmerlerin kurbanı olmuş kişiler. Kamboçya’da Kraldan mütevazı bir çiftçiye kadar, ailesinin en az bir üyesi işkence görmemiş veya öldürülmemiş bir kişiye rastlayamazsınız.”

Peki Kızıl Khmerler döneminde yaşayan bu dehşet, bu gün Kamboçya’da demokrasinin yerleşmesini nasıl etkiliyor? Yung Chang ülkenin, bu dönemin etkisini hala üzerinden atamadığını söylüyor: “Kamboçya bugün kırılmış bir bardağa benziyor; yere düşüp paramparça olmuş bir bardak. Ve biz şimdi bu cam parçalarını zamkla yapıştı çekindiğini rıp, bardağı onarmaya çalışıyoruz; yaptığımız bu. Bu yüzden ileriye doğru adım atmak çok zor oluyor. Kızıl Khmerlerin yaklaşık 2 milyon kişiyi yok etmesi sadece 4 yıl aldı; fakat ülkede yeni bir başlangıç yapmak, toplumu yeniden inşa etmek için neredeyse 30 yıldır uğraşıyoruz.” Dökümantasyon merkezinin yöneticisi Yung Chang, Kamboçya halkının Kızıl Khmerler döneminde yaşanan şiddet ve baskının etkilerini hala üzerinden atamadığını ve bugün bile ülkenin siyasi liderliğine karşı muhalefet etmekten, protesto eylemleri düzenlemekten çekindiğini belirtiyor: “Kızıl Khmerler dönemindeki korku ve tedirginliğin etkileri hala sürüyor. İnsanlar seslerini çıkarmaktan hala korkuyorlar. Bu yüzden daha iyi bir yaşam talep etmek için tutum alamıyorlar. Ayrıca her şeye neden olarak Kızıl Khmerleri göstermeye başlarsanız, o dönemden sonra her şey, bir gelişme olarak görülmeye başlanıyor. Örneğin, ‘Bu gün on gömleği, on çift ayakkabım var. Kızıl Khmerlerin dönemindeyse hiçbir şeyim yok’ gibi; dolayısıyla Kızıl Khmerleri geçmişte bırakmanın zamanı geldi, o dönem bitti artık!

Kızıl Khmer rejimi Vietnam ordusunun, 1979 yılında Kamboçya’yı işgal etmesiyle yıkıldı. Bunun ardından ülkede yıllar süren bir iç savaş yaşandı. Sonunda Kamboçya’ya davet edilen BM, Phnom Penh’e karargah kurdu ve 1993 yılında yapılan genel seçimleri düzenledi. Seçimlerin ardından da hemen ülkeyi terk etti. Bazılarına da ‘Kamboçya’daki yeni demokrasi yeşerene kadar ülkede kalıp halka yardım etmediği’ gerekçesiyle gerekçesiyle eleştirildi. Eleştirildi. Peki günümüzde Afganistan ve Irak’ta yaşananlar göz önüne alındığında Kamboçya deneyinden çıkarılabilecek dersler var mı? 1993 yılında BM görevlisi olarak Phnom Penh’de bulunan Peter Bartu: “Aslında yabancıların bir ülkeye gidip o ülkenin siyasi ve kültürel dinamiklerini köklü bir şekilde değiştirmesi olağanüstü zor bir şey. Bir ülkenin yasaları, oyunun kuralları, ticaret, siyaset ve sosyal ilişkileri, o ülkenin coğrafyası ve kültürüne sıkı sıkıya bağlı. Başka ülkelerden ithal ettiğiniz uygulamaların bu ülkelerde kök salması çok zor; dolayısıyla bu tür girişimlerin, son derece sınırlı bir etkisi olduğunu anlamak gerek.”

Bu sınırlı etkileri Kamboçya’da gözlemek pek zor değil. Demokrasinin, ülkede gerçekten henüz kök salmadığı açık. Başbakan Unsen 20 yıldır iktidarda; Ve Irak ve Afganistan gibi Kamboçya’da da geleneklerin, modern bir demokrasinin, modern bir demokrasinin araçlarından çok daha güçlü olduğu görülebiliyor. Fakat bir çok Kamboçyalı demokrasinin, kendileri için vazgeçilmez bir hak olduğunu düşünüyor ve bunun için mücadele etmeye kararlı. Tekstil işçisi Lay bunlardan biri. Diğer işçilerin sendikalara katılması için mücadele eden Lay, Kamboçya’nın demokrasi yanlısı kahramanlarından biri olarak görülüyor: “Örgütlenme özgürlüğümüz yok, ama ben kararlıyım; işçilerin, kendi sendikalarına sahip olması gerektiğine inanıyorum. Bu konudaki kararlılığım ve fabrikadaki faaliyetlerim yüzünden hedef seçildim; daha iyi şartlar, daha güvenli çalışma koşulları, hamile işçilerin doğum izni alabilmesi için mücadele ettim. Sonunda genel grev ilan ettik ve sorun bu andan itibaren başladı. Evime gelip beni nefessiz bırakmak için yüzümü bir bezle bağladılar. Ellerimi bağlayarak, boynuma demir çubuklarla vurdular. Fabrika sahibi, bizim kendi sendikamızda örgütlenmemizi istemiyor; çünkü sendikalar işçilerin daha iyi haklara, daha iyi  ücrete sahip olması için çalışıyor. Bu yüzden işverenlerin boğazına takılmış bir kılçık gibiyiz aslında.”

Kamboçya’nın gerçek bir demokrasi haline gelebilmesi için katetmesi gereken daha uzun bir yol var; fakat, sonunda başarabilir mi? Mo Sochu eski bir bakan; demokratik hakların geliştirilmesi talebiyle, daha sonra muhalefete geçmiş. Kamboçya’nın önünde başka bir seçenek olmadığını söylüyor: “Ukrayna’ya bakın, Ukrayna’yı görün! ‘Turuncu devrimi’ düşlüyoruz; varolan liderliği iktidardan devirecek kadar güçlü bir halk iktidarı. Kamboçya’daki muhalefet partisinin Ukrayna’dan öğrenmesi gereken şey; halkla birlikte çalışmanın önemi, halkın kendi kaderini kendi eline alması için çalışmak ve insanlara, bir şeyleri değiştirebilecekleri inancını vermek!”

Kamboçya hükümetinin eski bakanlarından Mo Sochu’nun Ukrayna hakkında düşündüklerinin doğru olup olmadığını, “Demokrasi aranıyor!” dizimizin bir sonraki programında inceleyeceğiz ve Ukrayna’nın demokrasi serüvenine göz atacağız. (bbc, 26.9.2005)

 

 

“Çocuklara kim bakacak acaba?”

Daily Telegraph Fransa Sosyalist Parti'sini sarsan bir tartışmayı ''Cumhurbaşkanlığına oynayan kadına partisinden cinsiyetçi sataşmalar'' başlığıyla vermiş.

Habere göre, partinin lideri François Hollande'ın hayat ortağı ve dört çocuğunun annesi Segolene Royal, bir magazin dergisine cumhurbaşkanlığına aday olacağını açıklayınca büyük tepki almış. En başta da cumhurbaşkanlığında gözü olan bir diğer sosyalist politikacı, Laurent Fabius'dan. Eski başbakan Fabius, ''çocuklara kim bakacak acaba?'' diye sormuş. Bir başka sosyalist politikacı Senator Jean Luc Melenchon da ''güzellik yarışması mı bu canım?'' diyerek sürdürmüş cinsiyetçi sataşmaları. Hatta, Royal'in çocuklarının babası François Hollande bile ''Ben ona söylemiştim, bunu açıklamanın zamanı değil şimdi diye'' sözleriyle eşine destek vermekten kaçınmış.

Independent gazetesi de aynı konudaki haber-yorumunda şöyle diyor.

''Segolene Royal cumhurbaşkanlığına adaylığını koyunca kıyamet koptu. Mesele ne peki? Adayın kadın olması.. Fransa'nın aşırı sağcılarıyla sosyalistleri her konuda saatlerce tartışabilir. Ama şimdi bir konuda anlaştıkları ortaya çıktı: Fransa Cumhurbaşkanlığı kadınlara göre bir iş değildir.''(bbc,27.9.2005)

'Türkiye'de psikiyatri kliniklerinde işkence'

Merkezi Washington'da bulunan Zihinsel Özürlülerin Hakları adlı bir kuruluş, Türkiye'de devlete ait psikiyatri merkezleri ve yetiştirme yurtlarında insan haklarının ihlal edildiğini savundu. Kuruluşun Türkiye'deki iki yıl süren araştırması sonucunda bugün yayınladığı raporda, bu merkezlerde işkence sayılabilecek uygulamalar görüldüğü kaydedildi. Raporda "Zihinsel özürlüler, yasa dışı ve Avrupa normlarına aykırı olarak koğuşlara hapsediliyor. Birçoğu için bu durum ölene kadar sürüyor. İşkenceyi yasaklayan uluslararası sözleşmeler ihlal ediliyor" deniyor. Örgütün en çok dikkat çektiği nokta ise elektroşok tedavileri.

Rapora göre, Avrupa normlarına aykırı olarak 9 yaşındaki çocuklara bile anesteziye gerek duyulmadan elektroşok tedavisi yapılıyor. Kuruluşun Avrupa Sorumlusu Ivan Fiser, "Bu uygulamaların çoğu ölümle sonuçlanıyor" dedi. Fiser özellikle çocukların durumunun kaygı verici olduğunu söyledi. Türkiye'nin ölüm oranları konusunda kuruluşa veri sağlamayı reddettiği belirtilen raporda, Ankara yakınlarındaki bir rehabilitasyon merkezinde her yıl, tedavi gören çocuklardan yarısının öldüğü tahminine yer verildi. Raporda söz konusu merkezlerde hemşirelerin ilgisizliği sonucu bebeklerin açlık ve ishalden öldüğü, küçük çocukların tek başlarına küçük odalara hapsedildiği, bazılarının da yataklarına bağlandığı iddia edildi.

Bu arada, İnsan Hakları İzleme örgütü Human Rights Watch, eşcinsellerin kurduğu KAOS GL adındaki grup hakkında, ahlaki gerekçeler öne sürerek kapatma davası açan Ankara vali yardımcısını protesto etti.(bbc, 28.9.2005)

“ABD; ikiyüzlü imparatorluk!”

Venezüela hükümeti 1976 yılında Karakas’tan kalkan bir uçağa bombalı saldırı planlamakla suçlanan bir Kübalıyı kendilerine iade etmeyen Washington yönetimini, teröristleri affetmekle suçladı. Texaslı bir yargıç, Luis Parado Corilles’in Venazuela’ya iade edilmesi halinde işkenceye maruz kalabileceğine hükmetmişti; karar, zaten gergin olan Washington-Karakas ilişkilerinde, yeniden tansiyonların yükselmesine neden oldu.

Venezüela cumhurbaşkanı yardımcısı, Texaslı yargıcın aldığı kararın, 70’den fazla kişinin ölümüne sebep olan uçak saldırısı kadar karanlık olduğunu söyledi. Cumhurbaşkanı Hugo Chavez de bu karar için, “Irak’ta gözaltına alınan kişilere işkence eden ve çocukları bombalayan; ancak bir zanlıyı Venezuela’ya göndermeyen Amerikan imparatorluğunun ikiyüzlülüğü” nitelemesini kullandı ve kararı kınadı. (bbc,29.9.2005)

'Evlilik gözden düşüyor'

Daily Telegraph, bir çok gazetede aktarılan bir resmi araştırmanın sonuçlarını manşete çekmiş.

''Evlilik gözden düşüyor'' başlıklı habere göre, mevcut eğilimler devam ettiği takdirde, çok değil yalnızca 25 yıl sonra İngiltere'de 45 yaşına gelmiş erkeklerin yarısı, kadınların ise üçte birinden fazlası evlenmemiş olacak.

Buna karşın aynı araştırmaya göre evlenmek yerine birlikte yaşamayı tercih eden çiftlerin sayısı aynı süre içinde iki misline çıkacak.

Bu eğilimler, aile değerlerine en bağlı muhafazakar seçmenin gazetesi Daily Telegraph açısından kaygı verici. Gazete, hükümetin izlediği politikaların evliliği zayıflattığını yazıyor.(bbc,30.9.2005)

(8sutun.com, 30/09/2005)

 

Medyanın haberi olsa ne değişiyor ki…

Guardian: “Dünyanın en zengin 500 kişisinin gelirleri, en fakir 416 milyon kişininkilerden fazla. Bu gün Zambiya’da yaşayan bir kişinin 30 yaşını görme şansı, 1840’da İngiltere’de yaşayan bir kişiden az. Asya’daki tsunami felaketinin acı hatıralarını, katrina kasırgasından acı manzaralar aldı; ancak her saat 1200 çocuk, medyanın dikkatinden uzak şekilde ölüyor.” (bbc, 8.9.2005)

“Ben sünniyim, eşim ise şii; sizler benim, eşimi öldürmemi mi istiyorsunuz?”

Times, Şiilerin hedef alındığı saldırılarla ilgili olarak; "Teröristler Irak'ta iç savaş çıkarmak için birleşti" başlığını atmış. Dünkü olaya, Amerikan istihbarat kaynaklarının bulguları çerçevesinden bakan haberde şu satırlar dikkat çekiyor; "Times'a bilgi veren kaynaklar, Irak'ta son iki yılın en kanlı eylemlerinden sorumlu tutulan Ebu Musab ez Zerkavi'nin, rakip gruplardan binlerce savaşçıyı biraraya getirdiğinin altını çiziyor. Amerikan istihbaratına göre hedef, Şiileri hedef alarak ülkede iç savaş çıkarmak."

Independent'ın ünlü Orta Doğu muhabiri Robert Fisk, Amerikan istihbaratının bu yaklaşımını eleştiren bir yazı kaleme almış bugün. "Irak'ta hiçbir zaman iç savaş olmadı ve olmayacak" diyan Fisk şöyle devam ediyor; "Emperyalist güçlerin anlamadığı, Irak'ın mezhep çizgileriyle bölünmüş bir ülke olmadığı. Irak kabile ilişkilerinin daha hakim olduğu bir toplumdur. Bundan bir yıl önce, ağabeyi Şiiler tarafından öldürülen birine sormuştum; 'Irak'ta iç savaş çıkar mı?' diye. 'Neden siz ve Amerikalılar iç savaşa sürüklenmemizi istiyorsunuz? Ben Sünniyim, eşim ise Şii; eşimi öldürmemi mi istiyorsunuz?' diye yanıt vermişti. Şiiler Amerikalıların istediği iç savaşı çıkarmamakta direniyor. Neden? Çünkü İmam Ali, zamanında bu insanlara şöyle demişti; 'Bir adamla karşılaştığınızda, ya dini bakımdan kardeşinizdir, ya da insani bakımdan kardeşisinizdir.’

Lübnan'da iç savaş kolay çıktı. Çünkü Sünniler ve Şiiler Hristiyan Marunilere karşı savaşıyordu. Lübnan'daki savaş 150 bin cana mal oldu? Iraklılar bunu istemezken biz niye böyle bir dilekte bulunuyoruz?" (bbc,15.9.2005)

 

İstatistiklerin diliyle; Dünya ve Türkiye…  

Dünya genelinde yapılan bir kamuoyu yoklamasına göre tüm dünya halklarının %65’i, ülkelerinin halkın iradesiyle yönetilmediği görüşünde. BBC dünya servisi için Gallup International’ın yaptığı araştırma tam 68 ülkeyi kapsıyor ve bu bağlamda dünya genelinde yapılan en geniş kamuoyu yoklamalarından biri olarak niteleniyor…

New York’ta BM zirvesini izleyen diplomasi muhabirimiz Jonathan Marcos, kamuoyu araştırmasının sonuçlarını şöyle yorumluyor: “BM’in 60. yıldönümünde yapılan ‘milenyum zirvesi’ için, çoğu orta yaşlarında 150’den fazla devlet ve hükümet başkanının toplandığı bir sırada, ‘Sizi kim yönetiyor?’ gerçekten duruma en uygun düşecek sorulardan biri; ancak BBC dünya servisi için yapılan Gallop araştırmasının ortaya koyduğu sonuçlar, buradaki liderleri şaşırtacak cinsten. Zira çoğu kendilerinin demokrasiyi temsil ettiklerini düşünüyor; ancak kamuoyu araştırmasına göre, dünya genelinde halkların %65’i, ülkelerinin halk iradesi doğrultusunda yönetilmediğini düşünüyor. Eskiden Sovyetler Birliği’nin denetiminde olan topraklardaysa bu oran %75’e kadar çıkıyor. Sadece İskandinavya ve Güney Afrika’da çoğunluk, kendi istekleri doğrultusunda yönetildiklerini düşünüyor.

Araştırmaya katılan kişilerin yarısından azı, ülkelerinde yapılan seçimlerin adil ve özgür olduğuna inanıyor. Ancak bu tür araştırmalarda görüleceği üzere büyük ölçüde bir bölgesel değişim de söz konusu. AB ülkelerinde seçimlerin özgür ve adil yapıldığını düşünenlerin oranı %82; Güney Afrika’da bu oran %76, Afrika’nın batısındaysa sadece %24.

Buradaki liderleri en çok kaygılandırması gereken bulgulardan biri, siyasetçilerin kişisel toplum düzleminde genellikle kendilerine en az güven duyulan kesim olması. Araştırmaya göre halkların sadece %13’ü siyasetçilere güveniyor ve %16’lık bir kesim, kendilerine daha fazla yetki verilmesini istiyor. Ayrıca güç ve nüfuzun daha geniş ölçekte yayılması yönünde küresel bir istek var gibi görünüyor.

Araştırma sonuçları yazarlar, akademisyenler ve diğer entelektüellerin daha fazla güce sahip olması gerektiği yönünde bir kanıt olduğunu da ortaya koyuyor.

Dini ve askeri liderler hatta gazeteciler hakkında bile iyi görüşlere rastlandığı, ancak siyasetçilerin bundan nasibini alamadığı görülüyor.”

BBC Dünya servisi için yapılan araştırmaya katılan ülkeler arasında Türkiye de bulunuyor; sonuçları kısaca aktaralım: “Türkiye’de halkın en çok güvendiği kesim %41’lik oranla ordu ve polis, bunu %24’le dini liderler izliyor. Medyaya duyulan güven %8 düzeyinde. Halkın en az güvendiği kesimse siyasetçiler; siyasetçilere güven duyanların oranı %5’te kalıyor.

‘En çok kime güven duyuyorsunuz?’ sorusuna, ‘bu kesimlerden hiç birine güvenmediği’ şeklinde yanıt verenlerin oranı ise %30.

‘Ülkenizde daha çok hangi kesime yetki tanınmasını isterdiniz?’ sorularına verilen yanıtlarda da ‘Asker ve polis’ diyenler başı çekiyor Türkiye’de; ordu ve polis gücüne daha fazla yetki tanınmasını isteyenlerin oranı %40. Siyasetçiler yine gerilerden, %7’lik bir oranla geliyor. ‘Aydınlara daha fazla yetki verilsin’ diyenlerin oranı ise %13. 

Kamuoyu araştırmalarına göre Türk halkının, kararlarını aile ve eşler etkiliyor. ‘Hayatım hakkındaki kararlarımda en çok ailem ve eşimin etkisi oldu’ diyenlerin oranı %77. Halkın %29’u ‘Hayatımı değiştirmek için yapabileceğim çok az şey var’ diyor.

‘Sizin için hangisi en önemli?’ sorusunaysa, %33’lük bir kesim ‘Ulusal kimliğim’ derken; aynı soruya ‘Dinim’ yanıtını verenlerin oranı %44. Bu soruya ‘Etnik grubum’ diyenlerin oranıysa, sadece %2’de.” (bbc, 15.9.2005)

 

sayfa başına dön

 
 

 

 

 

 

Yayına Hazırlayan: Celal SANCAR


Untitled Document

YENİ YAYINLAR

Sefaletin Yoksulluğu Kovduğu Bir Dünya


Sayfa: 348
Fiyatı: 16 TL

Resmi Tarih Tartışmaları 7


Sayfa: 278
Fiyatı: 14 TL

SEVR BİR ÖCÜ MASALI


Sayfa: 219
Fiyatı: 12 TL

: RESMİ TARİH TARTIŞMALARI 6


Sayfa: 451
Fiyatı: 22 TL

:Seçilmiş Yazılar 2

Gıda yardımı alan bir kadın
Seçilmiş Yazılar 2
Sayfa: 336
Fiyatı: 15 TL

: Ekonomik Kurumlar ve Kavramlar Sözlüğü


Sayfa: 1449
Fiyatı: 47 TL

: RESMİ TARİH TARTIŞMALARI 5


Sayfa: 198
Fiyatı: 12 TL

:Sevr'den Lozan'a Kürt Sorunu ve Kemalist Hareket


Sayfa: 462
Fiyatı: 22 TL

:: Marksist Ekonomi El Kitabı


Sayfa: 685
Fiyatı: 27,50 TL

: Köylü ve İşçi Mücadeleleri


Sayfa: 411
Fiyatı: 22 TL

: KALKINMA SÖZLÜĞÜ
Sayfa: 494
Fiyatı: 25 TL

: RESMİ TARİH TARTIŞMALARI 3


Sayfa: 373
Fiyatı: 16 TL

:: RESMİ TARİH TARTIŞMALARI 4


Sayfa: 233
Fiyatı: 14 TL

:: ULUSALCILIK

Sayfa: 180
Fiyatı: 10 TL

:: RESMİ İDEOLOJİ SÖZLÜĞÜ
Sayfa: 728
Fiyatı: 30 TL

:: REEL ATATÜRKÇÜLÜK
Sayfa: 288
Fiyatı: 12 TL


::KAVRAM SÖZLÜĞÜ II


Sayfa: 642
Fiyatı: 30 TL
 

 



Mail Grubumuza Üye Olun

Lütfen e-mail adresinizi giriniz...


Untitled Document
 
Merkez: Menekse Sokak 16/8 Kizilay-ANKARA
Tel: (0 312) 418 32 41 - Faks: (0 312) 418 32 87 e-mail:ozguruniversite@ozguruniversite.org
Istanbul Sube: Kumbaraci Yokusu 57/3 Tünel- Beyoglu
Tel: (0 212) 243 54 81 - Faks: (0 212) 249 12 92 e- mail:istanbul@ozguruniversite.org


 
2006
Başlangıç Tarihi: 17 Şubat 2003