|
'İnsan Manzaraları...'
Fransa;
ve Cezayir’de yaptığı katliamdan bir kesit…
İkinci dünya savaşının sona ermesinin yıldönümü Cezayir’de de
anılıyor. Savaşın bittiğinin açıklanması üzerine yapılan
kutlamalarda, Cezayir bayrağı açılması üzerine Fransız askerleri
kutlamalara müdahale etmiş ve binlerce Cezayirliyi öldürmüştü.
Günlerce süren operasyon sırasında 40 bin civarında kişi
öldürüldü. Batılı araştırmacılar, Cezayirli tarihçilerden farklı
olarak, bu rakamın 20 bin civarında olduğunu savunuyor. 8 Mayıs
1945’te öldürülen Cezayirliler dün Setif kentinde düzenlenen
törenlerle anıldı. Fransa’nın Cezayir büyükelçisi 27 Şubat’ta
kenti ziyaret etmiş ve olayları, ‘affedilmez bir trajedi’ diye
nitelemişti. Fransa dışişleri bakanı Mişel Barnie ise konunun
iki ülke tarafından kurulacak ortak tarih komisyonuna havale
edilmesini önerdi. (Almanyanın sesi, 9.5.2005)
Abd;
ve Vietnam’a serptiği “turuncu madde!”
Vietnam,
Amerikalıların ülkeden çıkarılması ve ülkenin yeniden
birleşmesinin 30. yıldönümünü geçtiğimiz haftasonu kutladı.
Kutlamaların ana temalarından biri, geçmişi saygıyla anarken,
geleceğe bakmayı unutmamaktı; ancak, geçmişin hala kapanmayan
bir yarası. Bir çok Vietnamlı için, geleceğe bakışı gölgelemeye
devam ediyor; bu yara ‘turuncu madde’ tartışması…BBC muhabiri
Amerikan uçaklarının muazzam miktarlarda güçlü tarım ilaçlarıyla
yüklendiğini, bu dev operasyonun amacının, hem Vietnam
tarlalarını, hem de ormanları yok etmek olduğunu söylüyordu.
“İki uçak geldi
ve kimyasal maddeyi püskürttü etrafa. Sis başmış gibiydi adeta.
Çok keskin bir kokusu vardı; o kadar keskindi ki, gözlerimiz
yaşardı, burunlarımız aktı. Bazı yoldaşlar kan tükürdü ve kustu.
Üzerimizdeki giysiler eriyiverdi. Uçakların bu maddeyi
püskürtmesine 5 kez tanık oldum. Bazen çift halinde
geliyorlardı. Püskürttükleri malzeme sarı renkte bir duman
gibiydi. Bu duman, önce ağaçları sarıyor, sonra yere kadar
çöküyordu. 5 gün ila 1 hafta sonra, hala ağaçlık kalan yerler
varsa, uçaklar geri gelip buralara da o maddeden püskürtüyordu.
Yer altı sığınaklarına saklandık ama, duman oralara da sızdı.
Nefes alamaz hale geldiğimizden, sığınaktan çıkmak zorunda
kaldık. Ne yazık ki, bu koşullara uygun donanımımız yoktu. Ben
birinci kez bu maddeye maruz kaldığımda ishal oldum; ikincisinde
ise bayıldım.”
Amerikalıların
kullandığı kimyasal maddenin etkisi bitkilerle sınırlı değildi:
“1967’de Amerikan uçakları pirinç tarlalarına zehirli kimyasal
maddeler püskürtmeye başladı. Önce keşif uçakları tepemizde
beliriyor, ardından kimyasal madde püskürten uçaklar geliyordu.
Bu madde, çevredeki tüm bitki örtüsünü imha etti, tüm ağaçlar
mahvoldu. Maskelerle gezmek zorunda kaldık ama bu madde yine de
sızıp gözlerimizi yakıyordu; giysilerimiz ise lime lime
oluyordu. Göremez hale geldik ve bazılarımız ise bayıldı.”
“Amerikan
uçakları kimyasal madde püskürtmeye başlayınca biz kadınlar
başlarımızı hemen örtemedik; bu yüzden saçlarım döküldü, burnum
ve kulaklarımdan kan geldi. Derim de etkilendi. Ağzımda acı bir
tat kaldı. Bir an gözlerim görmez oldu.” Başkent Hanoy’un 600
km. güneyinde bulunan Kuantry bölgesinde savaşmış Vietnamlı
gazilerin tanıklıklarını dinledik. Burası savaş sırasında
Vietnam’ın en yoğun biçimde bombalanan bölgelerinden biriydi.
Günümüzde bölge,
yoğun bir bitki örtüsü altında. Palmiyeler ve bambularla kaplı;
ama toprak hala Amerika’nın, savaş sırasında kullandığı ve adı
en kötüye çıkmış silahlardan biri olan ‘turuncu madde’nin etkisi
altında: “Savaş ardından evime döndüğümde cilt hastalığına
yakalanmış haldeydim. Bu bir kadın için özellikle acı bir
durumdu tabi. Bize layık görülen bu muamele için söyleyecek söz
bulamıyorum. Onu artık size bırakıyorum. Tabi ki halim büyük bir
acı veriyor bana. Ne bir kocam var, ne malım mülküm; elimde kala
kala bir bu cilt hastalığı kaldı.”
“Şu ayaklarımın
haline bakın, tüm kaslarım eriyip gitti. Zehirli kimyasal
maddelere maruz kaldığımı ve Amerikan yönetiminin bize yardım
için hiçbir şey yapmadığını düşündüğümde büyük acı çekiyorum,
göz yaşlarımı tutamıyorum. Şimdi sürekli bir baş ağrısı
çekiyorum. İlk çocuğum daha yeni öldü, fiziksel kusurlarla
doğmuştu; ikinci çocuğumun da aynı benimki gibi baş ağrıları
var.”
Amerika,
bölgedeki operasyonlarında 80 milyon litre zehirli kimyasal
madde kullandı. 10 yıl boyunca ‘yeşil madde’, ‘pembe madde’,
‘mor madde’, ‘beyaz madde’ gibi adlarla anılan çeşitli
kimyasallar denendi; ‘turuncu madde’ bunların en çok kullanılan
ve adı en çok bilineni. Amerikalılar Vietnam topraklarının
ondabirlik bölümüne 45 milyon litre ‘turuncu madde’ püskürttü.
Bu madde, gizlice komşu Kamboçya ve Laos’un da bir bölümünde
kullanıldı. Gerekçe; Amerikan işgaline karşı savaşan
Vietnamlıların, bölgenin bitki örtüsü altında saklanabilmesini
önlemek için bu örtünün imhasıydı. Ama tahribat, az önce de
dediğimiz gibi doğayla sınırlı kalmadı.
Kuantry
bölgesindeki bir dağ köyü olan Kamçin’deyiz. Köy halkı ‘turuncu
madde’ kurbanları için gönderilen gıda ve yardım maddelerini
boşaltıyor. Çevre köylerden, bisikletleri üstünde gelenler sıvı
yağ, pirinç ve bisküvi gibi gıdalar ve giysileri özenle
yükleniyorlar. Tabi, çocukların gözü yiyeceklerden çok
giyeceklerde. Bu yardımı almaya gelenlerin bir çoğu,
Amerikalılar bölgeyi ‘turuncu madde’ yağmuruna tutarken dünyaya
bile gelmemişti. Ama bu kimyasal maddelerin, kuşaklar boyu
etkisini sürdürdüğüne ilişkin güçlü kanıtlar var. Bu bölgede
doğan çocukların çok yüksek bir oranında fiziksel ve zihinsel
sorunlar, kanser ve başka hastalıklarla karşı karşıya
kalıyorlar. Sorunun kökeninde ‘turucu madde’nin olduğuna
Vietnamlı doktorların hiçbir kuşkusu yok. Tüm ömrünü bu köyde
geçirmiş olan 1963 doğumlu doktor, bölgede yaşanan insanlık
dramının sorumlusunun, ABD olarak görenlerden biri: “Bence tüm
bu sorunların nedeni, Amerikalıların bölgeye püskürttüğü zehirli
maddeler; çünkü, eskiden bu bölge son derece temizdi, şimdi bu
hale geldi.” Bu iddiada bulunan sadece Vietnamlılar değil.
1990’lı yılların sonlarına doğru Kanadalılar tarafından yapılan
bir araştırmada, komşu bir bölgedeki toprak, göl, balık, ördek
dokusu ve insan kanı örneklerinde tehlikeli düzeyde yüksek
oranda zehirli maddeler bulundu. Vietnamlı doktorlar ‘turuncu
madde’nin kullanıldığı bölgeleri, bunun söz konusu olmadığı
bölgelerden örneklerle karşılaştırdı. ‘Turuncu madde’ye maruz
kalan bölgelerde üç kat fazla çocuğun ciddi fiziksel sorunlarla
doğduğu, sekiz kat fazla çocukta fıtığa rastlandığı ve üç kat
fazla çocuğun zihinsel yetersizliklerle doğduğu saptandı: “Bir
Japon üniversitesi tarafından yapılan araştırmaya göre çevreye
sinen zehirli madde oranı, uluslar arası standartların onüç
katı. İnsan dokusunda bu oran, uluslar arası standartların yirmi
katına çıkıyor.” Dr. Done, çocuklarda çok sayıda fiziksel kusuru
tedavi ettiğini ve giderek artan sayıda kanser vakasıyla karşı
karşıya kaldığını söylüyor. Bütün bunlar savaşın bitiminden 30
yıl, söz konusu maddelerin kullanılmasından da 35 yıl sonra
yaşanıyor.
26 yaşındaki Le
Siha’nın evine konuk oluyoruz. İki çocuğu var, ikisi de kör
doğmuş; ve çocuklarının görememe nedenlerinin kimyasal
maddelerin zehirlediği toprak olduğunu söylüyor. Kendi babası da
kullanılan kimyasallardan etkilenmiş. Tabi ki tüm bunların
nedeni ‘turuncu madde’ diyen Le, şu anda çocuklar için devlet
desteği alıyor ve Amerikalıların da ailesine yardım eli uzatması
gerektiğini söylüyor…
Vietnam’daki
Amerikalı yetkililerle mülakat için bir çok girişimde bulunduk;
ancak, tüm çabalarımıza karşın bu programda görüş bildirmeyi
reddettiler ve ‘turuncu madde’ tartışması, daha uzun süre devam
edeceğe benzer. (bbc, 8.5.2005)
Dünya
bankası; ve hazırladığı ‘danışıklı’ raporlar…
Dünya bankasının
her yıl yayınladığı ‘yolsuzluk endeksi’nde Türkiye 79. sırada.
Bu konuda Hülya Polat, Toplumsal Saydamlık Hareketi Derneği başkanı Erciş Kurtuluş’la konuştu. Kurtuluş Türkiye’de
yolsuzlukla mücadele hakkında şunları söyledi: “Türkiye,
yolsuzluk endekslerinde (bu sürpriz değil) her zaman alt
sıralarda yer alıyor. Tabi bu endekslerin nasıl hazırlandığı,
nasıl kıyaslamalar yapıldığı bende hep kuşku yaratmıştır. Zaman
zaman bunların alt yapısını araştırmaya kalkarız; saydam bir
ortamda tartışma fırsatı bulamayız. Tabi bütün dünyada olduğu
gibi Türkiye’de de böyle magazin haberler ön plana çıktığı için
(şu, şu sırada yer almış; bu, bu sırada yer almış) büyük yankı
yapıyor; ama ondan sonra unutulup gidiyor.
Şimdi, Türkiye’de ne yazık ki tüm sektörlerde çok yoğun bir kirlilik
var; başta siyaset, yargı medya… Böyle 15 sektörü
sıralayabiliriz. Hepsi birbirini kıskandıracak şekilde kirliliğe
boğulmuş durumda. Ve bütün bu sektörlerin ileri gelenleri hep
yolsuzluk tartışması yaparken, genel konuşuyorlar, başka
sektörlerin problemlerini konuşuyorlar. sOysa yapılması gereken,
her sektör lideri, her siyasal lider, önce kendi mutfağındaki
kirliliği dile getirmeli ve temizleme önlemlerini almalı. Bu da
tabi siyasetten başlıyor. Siyasal ahlak ön plana geçirilmedikçe,
siyasal ahlakın kuralları tartışılmadıkça bu konuda bir ilerleme
mümkün değil. Görünen o ki, bu günkü siyasal iktidar da siyasal
ahlak konusunda bir adım atmama niyetinde; çünkü o zaman bütün
temel taşları sarsılıyor sistemin.
Dünya Bankası
açısından bakarsak nedir durum?
Bu konuda
üzülerek şunu ifade edeyim, Dünya bankası bu tür magazin
haberleri çok seviyor. Çok akademik raporlar; biraz böyle
‘fildişi kulede hazırlanmış.’ Üç-beş bürokratın, üç-beş
akademisyenin yardımıyla hazırlanmış raporlarla ön plana çıkmayı
yeğliyor; ama işin temeline inmiyor. Mesela Türkiye’de hiçbir
şekilde ciddi bir diyalog yoktur, ciddi bir araştırma yoktur. Dünya bankası Türkiye’de siyasal ahlak sorununun temel
problemlerini tartışmaz. Ne yapar dünya bankası? Bir-iki
akademisyenle işbirliği içindedir, onlarla birtakım çalışmalar
yapar. Bir pahalı konferans düzenler, dünya bankasından bir-iki
yetkili gelir, burada bir şeyler söyler, bırakır giderler. Bir
arpa boyu ilerleme kaydedilmez. Dünya bankası bu konularda
gerçekçi olmalı. İkincisi; dünya bankası, konuyla yakından
ilgili, geniş tabanlı kurumlarla diyalog içine girmeli. Biz ne
yazık ki, bir- birbuçuk yıldır dünya bankasının buradaki
yetkilisiyle bir dertleşme randevusu alamadık. Dünya Bankası
hiçbir şekilde saydam değil, belki bize onun için mesafe
koydular. Türkiye’de harcadıkları paraları, destekledikleri
akademisyenleri veya sivil toplum kuruluşlarını açıklasınlar
istedik; kesinkes açıklamadılar. Böyle saydam olmayan bir
ortamda çalışan bir örgüt dürüstlükten ve yolsuzlukla
mücadeleden söz edebilir mi?
Washington’da hazırlanmış bu tür raporlarla hiçbir sonuca
varılamaz. Çok akademik şeyler bunlar.” (Amerikanın sesi,
11.5.2005)
sayfa başına dön
Yayına Hazırlayan: Celal SANCAR
|