Untitled Document

Untitled Document
 
:: ÖZGÜR ÜNİVERSİTE    FORUMU
 
Sayı 31
Ekolojik Felaket
 
 
:: DUYURU
 

 

 

ÖZGÜR ÜNİVERSİTE

2010 BAHAR DÖNEMİ SEMİNERLERİ BAŞLIYOR….

Açılış Semineri
" KALKINMA DİYE BİR ŞEY VAR MI? “

Konuşmacı:

FİKRET BAŞKAYA

Dinleti:
Deyişler Nefesler Topluluğu

Programın Tamamı İçin Bak

Tarih:
20 Mart Cumartesi 2010 – Saat-15.00
Yer:
İstanbul Özgür Üniversite



 
GÜNCEL YAZILAR

'İnsan Manzaraları...'

Acılı ailelerin barış çabası

İsrail - Filistin arasındaki şiddet döngüsünde binlerce kişi yaşamını yitirdi...
Ortadoğu'da yıllardır devam eden şiddete “dur” diyebilmek için yakınlarını kaybedenlerin oluşturduğu Acılı Aileler Forumu yıllardır faaliyet gösteriyor. Hem İsrail hem de Filistin tarafından yakınlarını kaybeden aileler, şiddetin son bulmasını istiyor. DW editörlerinden Astrid Matthia'nin haberi...
Yakınlarını Filistin - İsrail şiddet döngüsünde kaybeden ailelerin oluşturduğu Acılı Aileler Forumu, “şiddete son” diyebilmek için 10 yıldır çabalıyor. 500 aileden oluşan forumun iki üyesi, 50 yaşındaki İsrailli Emanuela Cassatou ile 24 yaşındaki Filistinli Abdülaziz Ebu Sara... Acılı Aileler Forumu'ndan Filistinli Abdülaziz Ebu Sara, neden bu kuruluşta yer aldığı sorusuna biraz düşünerek yanıt veriyor. Çünkü 14 yıl önce kaybettiği kardeşi aklına geldiğinde acısının hala taze olduğu anlaşılıyor. Abdülaziz Ebu Sara, dokuz yaşındayken İsrail askerlerinin ağabeyini, kendilerine taş attığı gerekçesiyle gözaltına aldığı günü dün gibi hatırlıyor. Gözaltındaki ağabey bir yıl sonra yaralı olarak geri döndükten birkaç hafta içinde yaşama veda ettiğini anlatıyor ve devam ediyor: “Böyle bir olaya iki farklı tepki gösterilebilir. Birincisi öfke ve nefret yüzünden karşı taraftan intikam almayı isteyebilirsiniz. Ya da kafanızı kullanıp, olayı enine boyuna düşünüp, bu intikam döngüsünün devam edemeyeceğinin farkına varabilirsiniz. Ben önce ilkini yaşadım. Birkaç yılı İsrailliler'e duyduğum öfke ve kızgınlıkla geçirdim. Sonra bunun beni ne kadar boş ve umutsuz yaptığını anladım. Böyle yaşayamazdım. İşte o zaman başka bir çözüm yolu olduğunun farkına vardım.”

İsrailli Emanuela'nın hikayesi...

İsrailli Emanuela Cassatou'nin hikayesi de daha farklı değil. Cassotou kendisine amcası Emanuel'içağrıştıran Emanuela isminin verildiğini anlatıyor. Emanuela Cassoutou, kendisi dünyaya gelmeden iki ay önce amcasının Araplar tarafından öldürüldüğünü anlatıyor. İsrail - Filistin sorununa kurban giden ailenin ikinci üyesinin ise pilot olan eşi olduğunu belirtiyor. Eşini kaybettikten sonra Cassotou geride kalan iki çocuğunu kaybetmemek için Ortadoğu sorununun çözümüne adamış kendisini. Sanat tarihçisi olan, sergi organizasyonlarına ağırlık veren Cassotou İsrail ve Filistinliler'i biraraya getirecek projeleri tercih ettiğini söylüyor. Cassotou yakınlarını kaybeden İsrailli ve Filistinli aileler arasında farklar olduğunu belirtiyor ve devam ediyor: “Geride kalan ailelere bakarsak. İsrailliler'in destek aldığını, Filistinliler'in ise almadığını görüyoruz. Sorunlarımız farklı. Örneğin biz psikolojik yardım görüyoruz, sosyal hizmet danışmanlarına gidip manevi destek alabiliyoruz, mali yardım avantajına sahibiz. Peki ya Filistinliler? Hiçbir şey alamıyorlar. Forumdaki diğer insanlardan, kültürlerinin de onları zor durumda bıraktığını gördüm, Çünkü kültürleri onların başkalarından yardım almalarını zorlaştırıyor.” Astrid Matthia / DW(Almanyanın sesi, 5.1.2005)

TSUNAMİ TURİZMİ
Hint Okyanusun'daki küçücük ada Diego Garcia'daki askeri personelini zamanında uyaran ama milyonlarca insanı gözden çıkaran ABD askeri yetkililerinin açıklaması son derece soğukkanlı. Hindistan, Sri Lanka sisteme üye değil. Uyarı cihazları bulunmuyor. Kaldı ki Noel zamanı, kimi arayıp kime ulaşılacağı da bilinmiyor.

Çünkü orada, adetleri farklı, öngörülebilen ölümü konusunda uyarılması bile gerekmeyen, yüzyıllardır Batı'nın sömürgesi olarak tüketilmiş, azgın ve paralı turistler tarafından toptan fahişeleştirilmiş bir halk yaşıyor. Dünya'ya turizm hizmeti dışında hiçbir şey sunamayacak hale getirilmiş zoraki animatörler. Kolay boyun eğen, hayatını efendisinin merhametine bırakmaya hazır cinsel köleler. Dünyanın en güzel coğrafyasında , oranın gerçek sahibi olduğunu bir an olsun aklına getirmeden yaşayan masal canlıları. Onlar için yas tutmak, onlar için üzüldüğünü göstermek zorunda değilsin. En fazla hizmetlerinin karşılığını ödersin. Bahşişi biraz bol tutarsan mesele yok.

Kendi çevresi tarafından ayıplanmadan, hukukun nefesini ensesinde hissetmeden çılgın fantezilerini doludizgin yaşayabilmek için parası bol, düşleri kıyıcı o beyaz turistler, yaz mevsimi uzun mu uzun o kıyılara koşuyor. Ülkelerinde kendilerini gözaltında hisseden çocuk tacizcileri hiç yadırganmadan şık odalarına alabiliyorlar emirlerine amade kılınmış erkek ya da kız çocuklarını. O pedofiller şimdi ölüsever safariciler olarak yıkıntıların arasında karşımıza çıkıyor. Belki hep Sodom ve Gomorra'dan artakalanı merak ederlerdi. Yok, kimsenin tuzdan bir sütuna dönüşeceği de yok.

Onlar, ‘Hiçbir şey değişmeyecek' diyor. Buraya ölüm de yakıştı. Hiçbir yere gitmeyiz. Ölmüş de olsa, köpeğin ensesinden düşmeyen keneler gibi.

Basınımızda da bu yaklaşımın en kaba halini gördük. Bu korkunç felaketi, gala yangını üstüne bozulan sinirlerini dinlendirmek için orada bulunan Selma Türkeş'in (filancanın eski eşi, cemiyet hanımı) peşini bırakmayan lanet olarak okuduk. Yüz binin üstünde insanın öldüğü, milyonlarcasının evsiz barksız kaldığı bu depremle ilişki kurabilmemiz için bu bahtsız kadının başına gelenlere (ise bulanmak, özel uçakla memlekete dönmek zorunda kalmak) vahvahlanmamız gerekiyormuş gibi.

Şimdi zengin ülkelerin yardım konusunda sürekli el artırışlarına tanık oluyoruz. O yardımların nasıl ve nerelerde kullanılacağını hep birlikte göreceğiz. Şu noktada söylenebilecek en tehlikeli şey, ‘Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak'tır. Her şeyin eskisi gibi olması gerekiyor. Zengin Batılının tatil köyleri, bu kez daha görkemli olarak inşa edilecek. O ülkelerin borçları belki biraz ertelenebilir. Ama ucuz işgücü, sınırsız cinsel hizmet ve dünyanın en güzel kumsallarından kim vazgeçmek ister?

Ama Güney Asya'da yaşanan felaketin sadece doğal bir afet olmadığını görebilmek için şu an o kumsallarda yatanların rahatlığına bakmak yeterli! (Yıldırım Türker, 3.1.2005/Radikal)

Çocuklar yardım bekliyor

Afette yaşamını yitirenlerin üçte birinin çocuk olduğu belirtildi.

BM Çocuk Fonu, UNICEF, deprem bölgesinde 1,5 milyon çocuğun acil yardım beklediğini bildirdi. Örgüt, hastalık ve açlık tehlikesiyle karşı karşıya olan bu çocukların aynı zamanda deprem korkusu nedeniyle travma yaşadıklarına dikkat çekti. Bölgede çocuklar için bir diğer tehlikede çocuk istismarı...

Güney Asya'daki depremden en çok etkilenen kuşkusuz çocuklar. Afette, çoğu dev dalgalara kurban giden çocuklardan sağ kalanlar ise büyük bir şok yaşıyor. Hem deprem korkusu hem de kaybettiklerinin acısını yaşayan çocuklar acil yardım bekleyenlerin başında geliyor. BM Çocuk Fonu, UNICEF de yaptığı açıklamada çocukların durumuna dikkat çekerek uluslararası toplumdan daha fazla destek istedi. UNICEF, bu amaçla Endonezya'da deprem yardımlarının görüşüleceği konferansta uluslararası toplumun daha etkin davranmasını istedi. BM'nin tahminlerine göre, afet bölgesinde geride kalan 1,5 milyon çocuk acil yardıma ihtiyaç duyuyor. Ayrıca tsunami kurbanlarının büyük bir kısmı ise çocuk. Depremden en çok etkilenen ülkelerden Sri Lanka ve Endonezya'da ölenlerin üçte birinin çocuk olduğu ifade ediliyor.

Acil yardım beklentisi

Örgüt, sadece Endonezya'nın Aceh Eyaleti'nde 700 bin çocuğun temiz içme suyu, gıda ve ilaca ihtiyaç duyduğunu bildirdi. Çocukların ayrıca yaşadıkları korku nedeniyle hala şokta olduklarını ve psikolojik desteğe ihtiyaç duyduklarını kaydeden örgüt, uluslararası toplumun çocukların durumuna dikkatlerini yöneltmesini istedi. Afet bölgesindeki çocukların büyük bir kısmı da anne ve babalarını kaybetti. UNICEF Sözcüsü Martin Dawes, sahipsiz kalan çocuklara yakınlarının yardım etmeye çalıştığını, ancak travma geçiren çocuklarındaha fazla desteğe ihtiyacı olduğuna dikkat çekti. Aynı zamanda tsunami korkusu yaşayan çocukların normal yaşamlarına dönmesi için psikolojik yardımın da önemine işaret edildi. Endonezya kaynaklarına göre de bölgedeki 35 bin çocuğun anne ve babasından en az birini kaybetti.

Çocuk istismarı

Diğer yandan, çocuklar için bir bölgedeki diğer bir tehlike çocuk istismarı. UNICEF açıklamasında bu konuda uyarıda bulunarak özellikle Sri Lanka'da çocuklara yönelik cinsel istismarda bulunulduğuna dikkat çekti. Aynı tehlike Endonezya'da da geçerli. Bu amaçla Endonezya'da çocuk kaçakçılığını önlemek için ülkenin Aceh Eyaleti'nden çocukların yurtdışına çıkışını yasakladı. UNICEF yetkilileri, bölgede yaşanan kaosu fırsat bilenlerin çocukları hedef seçebileceğini dikkat çekti ve yardım faaliyetlerinin çocukların bu tehlikelerden korumaya yönelik olmasını istedi. Ajanslar(Almanyanın sesi,5.1.2005)

Xx

AMERİKAN USULÜ RAPOR!

Amerika dışişleri bakanlığının yayımladığı bir rapor, son yıllarda Avrupa'da Yahudi karşıtlığının tırmanışta olduğunu gösterdi. Dün yayımlanan “Küresel Yahudi Karşıtlığı” raporu 2000 yılından bu yana Avrupa'da Yahudilere, sinagoglara ve mezarlıklara düzenlenen saldırılardaki artışa dikkat çekiyor. Saldırıların sorumlusu olarak yoksul ve eğitimsiz genç Müslümanlar gösteriliyor.

Dışişleri bakanlığı yayımladığı raporda Yahudi karşıtlığının, özellikle Rusya ve eski Sovyetler Birliği ülkelerinde büyük bir sorun olduğunu vurguluyor. (Amerikanın sesi, 6.1.2005)

Xx

Endonezya'da çocuk kampları kuruluyor

Sadece Endonezya'da 30 bin çocuk öksüz kaldı...

BM Çocuklara Yardım Fonu UNICEF, afet bölgesinde çocukların kaçırılarak evlatlık verilmek üzere pazarlanmasını engellemek amacıyla çalışmalarını yoğunlaştırıyor. Sahipsiz çocuklar için Endonezya'da çocuk kampları kuruluyor. Thomas Mohr'un haberi...

Sadece Endonezya'da 30 bin çocuğun öksüz kaldığı tahmin ediliyor. UNICEF, Endonezya'da tsunami felaketi nedeniyle sahipsiz kalan çocukların, insan tacirlerinin eline geçmesini engellemek amacıyla kamplar kurmaya karar verdi. Aceh Eyaleti'ndeki çocuk kampından sorumlu UNICEF'in Cakarta temsilcisi Kendar Subroto 20 kadar çocuk kampı kurmaya çabaladıklarını belirterek “Amacımız ailesini kaybeden çocuklara yardım edip, onları anne babalarına kavuşturmak. Kampa gelen çocukların isimleri kaydediliyor. Ayrıca ihtiyaç görülen durumlarda çocuklara psikolojik danışmanlık da sunuluyor” dedi.

Çocuk tacirleri fırsat kolluyor

Çocuk kampları öncelikle çocukların kaçırılarak tacirlerin eline düşmesini engellemeyi amaçlıyor. UNICEF'in Cakarta temsilcisi Kendar Subroto, Aceh'te yaşayan çocukları durumuna dikkat çekerek şuları söyledi: “Çocuk tacirleri, öksüz kalan gençlerin dramından yararlanma peşinde. Kaçırıp pazarlamak için fırsat kolluyor. Sadece Aceh'de yüzlerce çocuk derme çatma kamplarda kalıyor ve başlarında onları koruyacak kimseleri de yok. Bu da tacirleri çekiyor.”

Hükümetin aldığı önlemler

Endonezya hükümeti de geçtiğimiz günlerde felakette ailesini yitiren bazı çocukların evlatlık verilmek üzere pazarlandığına dair haberlerin ardından bazı önlemler aldı.

Endonezya hükümeti, çocukların pazarlanmasını engellemek için 16 yaşından küçük çocukların evlatlık verilmesini yasakladı. Ayrıca Aceh'de çocukların anne ya da babası yanında olmadan bölgeyi terketmelerine izin verilmiyor.

Yardımların ulaşamadığı yerler

Bu arada UNICEF ve diğer yardım kuruluşları depremin ardından oluşan selden kaçarak dağlara sığınan insanlara da ulaşmaya çabalıyor. Çoğu Endonezyalı, sel nedeniyle zarar gören ve kentlerle bağlantısı kesilmiş kasaba ya da köylere sığındı. Uzmanlar, buralarda salgın hastalıkların yayılmasından endişe ediyor. Aynı zamanda bu bölgelerde ölü ve yaralı sayısının tespit edilmediği de gelen haberler arasında. Dağlık bölgelere yardımlar askeri helikopterler üzerinden sağlanıyor. Thomas Mohr (Almanyanınsesi, 7.1.2005)

Xxxxxxxxxxxxx

Mississippi'de 40 yıl sonra gelen tutuklama

ABD'nin Mississippi eyaletinde, 1964 yılında üç insan hakları savunucusunun öldürülmesiyle bağlantılı olduğu iddiasıyla 79 yaşındaki bir rahip tutuklandı.

Irkçı örgüt 'Ku Klux Klan' ile ilişkisi olduğu öne sürülen rahip Edgar Ray Killen
1967'de mahkemeye çıkarılmış, ancak jürinin bir karara varamaması üzerine serbest bırakılmıştı. Söz konusu üç insan hakları savunucusu, siyahların oy kullanabilmesi için kampanya yürütürken öldürülmüşlerdi. Cinayetler, ülkede büyük öfke yaratmış daha sonra Alan Parker'ın ünlü filmi Mississippi Burning (Mississippi Yanıyor) filmine konu olmuştu.

Rahip Killen suçlamaları reddediyordu. Neshoba kasabasındaki polis yetkilileri, cinayetlerle bağlantılı olarak yeni tutuklamalar yapılabileceğini söylediler. İnsan hakları savunucuları James Chaney, Michael Schwerner ve Andrew Goodman bir kilisedeki yangını araştırmak için olay yerine giderken yolda Ku Klux Klan üyesi bir grup tarafından durdurulmuştu. 21 yaşındaki Chaney dövülerek öldürüldü. 24 yaşındaki Schwerner ve 20 yaşındaki Goodman ise göğüslerinden vuruldu. Bu kişilerin cesetleri haftalar sonra bir barajda bulundu. Bunun üzerine FBI tarihinin en büyük soruşturmalarından birini başlattı. 1967'de olayla ilgili olarak cinayette rolü olduğu gerekçesiyle 18 kişi yargılanmış ancak bunlardan hiçbiri doğrudan cinayetle suçlanmamıştı. Mahkeme sonunda yedi sanık altı yıla varan farklı hapis cezalarına çarptırılmıştı. Rahip Killen de jürinin kendisi hakkında kararsız kalması üzerine serbest kalmıştı. Killen dün Philadelphia'da cinayetler hakkında bilgisi olan bir kişinin verdiği ifadenin ardından tutuklandı. 1964'te ölen insan hakları savunucularından Goodman'in annesi Carolyn Goodman, "Yıllardır bu haberi duymayı bekliyordum. Ama beklemeye değdi" dedi. (bbc. 7.1.2005)

Pentagon yazışması: Yedek kuvvetler çöküyor

Amerikan ordusunun en üst düzey generallerinden biri, Irak ve Afganistan'daki operasyonlarda önemli görevler alan yedek kuvvetlerin, bu ağırlık altında çökmekte olduğu uyarısında bulundu.

Korgeneral James Helmy Savunma bakanlığına gönderdiği bir iç yazışmada kuvvetlerin artık görevlerini yerine getiremeyecek bir noktaya geldiğini belirtti. Irak ve Afganistan savaşlarının, ordu açısından yarattığı güçlüklerle ilgili kaygıların başında, operasyonların yedek güçlere etkisi geliyor. Bu kuvvete Amerika'nın yarı zamanlı askerleri ya da yurttaş ordusu deniliyor. Irak'ta görev yapan Amerikan askerlerinin yüzde kırkı, ulusal muhafız birliklerine ve yedek kuvvetlere üye. Şimdi basına sızan haberler, Amerikan Ordusu Yedek Kuvvetler Komutanı'nın Pentagon'daki üstlerine kuvvetlerin durumu konusunda "dobra ifadelerle" uyarıda bulunduğunu gösteriyor. Korgeneral James Helmly, askerlerinin peşpeşe gelen seferberlik kararları nedeniyle hızla dejenere olduğunu ve yükümlülükleri altında çökmüş bir güç haline geldiğini söylüyor. Amerikan ordusu buna yanıt olarak yedeklerin seferberliğe çağırılma ve görevlendirilme koşullarında değişiklikler yapılmakta olduğunu belirtti; ve Korgeneral Helmly'nin kaygılarına eğildiklerini kaydetti. Ancak bu kadar üst düzey bir komutanın elinden çıkmış bir uyarının basına sızması, Pentagon'un ve savunma bakanı Donald Rumsfeld'in siyasetlerinin, uzun vadede Amerikan ordusuna zarar verdiğini savunanların eline koz vermiş olacak. Helmly yedeklere Irak ve Afganistan operasyonlarında büyük görevler verilmesinin yanı sıra mali teşvik siyasetini de eleştiriyor.

Amerikalı Korgeneral konuşlandırılan her yedek askere ayda bin dolar fazladan ödeme yapılmasının "gönüllü asker ile paralı asker " kavramlarını birbirine karıştırdığını, ayrıca muharip birliklerle "mali teşvik alan gönüllüllerin" yanyana görevlendirilmesinin "sorumsuzca ve tehlikeli" olduğunu savunuyor. Amerikan yedek kuvvetleri yaklaşık 200 bin askerden oluşuyor. Halen silah altındaki 52 bin askerden büyük bölümü de Irak'ta görev yapıyor.( Bbc,6.1.2005)

Xx

Nükleer Denizaltı Karaya Oturdu
Amerikan donanmasından bir nükleer denizaltı, Guam adasının 560 kilometre güneyinde karaya oturdu. Bu sabah erken saatlerde meydana gelen olayda biri ağır çok sayıda denizci yaralandı. San Fransisco adlı denizaltının nükleer reaktörünün hasar görmediği bildirildi. Amerikan Pasifik Filosu sözcüsü, denizaltının Guam'a dönmek üzere yola çıktığını açıkladı. 110 metre uzunluğundaki denizaltıya yardım için kıyı koruma botları ve uçaklar gönderilirken kazanın sebebi araştırılıyor. (Amerikanın sesi,8.1.2005)

ÇOCUKLAR HEM YETİM HEM DE KORUMASIZ

Sunday Telegraph gazetesinde, felaketten pay kapmaya çalışan fırsatçılarla ilgili bir haber yer alıyor. 'Karanlık kalpler' başlığını taşıyan bu haberde, diğerlerinin acısını nakde çevirmeyi düşünenlerin felaket bölgelerindeki faaliyetleri anlatılıyor. Bu kişilerin hedefinde en savunmasız durumda olanlar, yani çocuklar bulunuyor. Hindistan'ın Tamil Nadu bölgesinden 3 yaşındaki Jayashree ve iki kardeşinin hikayesine yer veriliyor ilkin. Dev dalgalar kendilerini kıyıdan alıp, ailerinden koparıp, tekrar kıyıya fırlattıktan bir saat sonra, bu üç kardeşi almaya anneanneleri, babaanneleri ve bir diğer akraba geliyor. Ancak kardeşleri birbirinden ayırmak üzere..Nedeniniyse çocukların anneannesi şöyle anlatıyor: "Devlet ve federal hükümet, her yetim çocuğu yanına almak isteyen aileye 100'er bin rupi veriyor. Ben şimdi üçünü birden yanıma alırsam, alabileceğim para sadece bu kadar. Ama çocukları birbirlerinden ayırırsak, bu paranın üç katını alıyoruz. Bu çok basit bir hesap, öyle değil mi?"

Ancak çocuklar, bu hesabın o kadar da basit olmadığını gözyaşlarıyla anlatıyor habere göre...

Haberde, durumları bundan çok daha kötü olan çocuklara da yer veriliyor. Kendilerini akrabaları olarak tanıtan kişiler tarafından kaçırılan çocuklara. Banda Aceh'te anneleri ve babaları dev dalgalara yenik düşmüş, 11 yaşındaki Arnish ve 9 yaşındaki kardeşi de bu çocuklar arasında. Yetim düşen kardeşler, felaketten sonraki iki geceyi kumsalda geçirmişler.
Üçüncü gün ise bir otel odasına götürülmüşler. Arnish yaşadıklarını şöyle anlatıyor: "Bu adam bize bakacak biri olacağını ve yemek vereceklerini söyledi. Biz de çocuklar için bir ev gibi bir yer olduğunu düşündük. Gidebileceğimiz hiçbir yer yoktu. Bize yiyecek getiren adamlar vardı. Sürekli cep telefonuyla konuşuyorlardı. İçeri gelir, birimizi yanlarında sürükler ve tarif etmeye başlarlardı. Çok genç çocuklar olduğumuzu söyler, sonra da para pazarlığına girişirlerdi. Ne olduğu hakkında hiçbir fikrimiz yoktu." (bbc,9.1.2005)

Xx

DENGE BOZULUNCA…

Sunday Telegraph gazetesinde yer alan bir haberde, Çin hükümetinin, kız çocuğu sayısındaki azlık nedeniyle kürtajı yasaklamaya hazırlandığı belirtiliyor. Tek çocuk politikasının uygulandığı Çin'de erkek çocuklara büyük önem veriliyor. Bu nedenle, doğacak bebeklerinin kız olduğunu anlayan aileler, gelecekte erkek çocuk sahibi olma ümidiyle kürtaj masasına yöneliyorlar. Bunun sonucunda da her 119 erkek bebeğe karşılık olarak, sadece 100 kız dünyaya gelebiliyor. Habere göre, erkek çocukların kızlara tercih edilmesinin nedeni maddi. Zira, aileler yaşlandıklarında kendilerine erkek çocuklar bakarken, kız çocuklar evlendikleri eşlerinin ailelerinin bir ferdi sayılıyor. Dolayısıyla nüfustan sorumlu bakanlık cinsiyetler arasındaki dengeyi koruyabilmek için kürtajı ve doğacak bebeğin cinsiyetinin tespit edilmesi için ultrason cihazlarının kullanılmasını yasaklamayı planlıyor. Böylece, 2010 yılına kadar cinsiyetler arası dengenin kurulması hedefleniyor. Nüfusu geçen hafta 1 milyar 300 milyonu bulan Çin'de nüfus dağılımı erkekler lehine bu şekilde devam ederse, on milyonlarca Çinli erkeğin ülkelerinde evlenecek kadın bulamayacakları da ifade ediliyor.(bbc,9.1.2005)

Bölge halkının acıları…

“Yalnızca Hint Okyanusu'na kıyısı bulunan ülkeleri değil, Avrupa'nın ortasında bizi de vuran felaketin korkunç hatları daha yeni yeni belirmeye başlıyor; ölü sayısı her geçen gün artıyor. Aslında bugün görebildiğimiz boyutlarından çok daha korkunç düzeyde, kelimenin tam anlamıyla bir küresel faciayla yüz yüzeyiz. Hala pek çok kayıba ulaşılamadı, bölgede salgın hastalıkların patlak verme tehlikesi giderek büyüyor. Diğer yandan, facianın dünya çapında bir boyuta sahip olması uluslararası toplumun yakınlaşmasına neden oluyor.

Bir yanda bu insani faaliyetler yürütülürken, bazı Alman turistler kaybolan bavullarından ve tur organizatörlerinin ilgisizliğinden yakınıyor. Bölgede yüzbinlerce insan acı çekerken böyle bencil bir tutuma anlayış göstermek mümkün değil.

Şu sıralar Güney Asya'ya yardım akıyor. Ancak önemli olan, deprem ve etkileri gazete manşetlerinden indikten sonra da yardımın akışını sağlamak. Kuşkusuz Avrupa'nın olaya gösterdiği hassasiyeti büyük ölçüde olaydan Batılı turistlerin de mağdur olması etkilemektedir. Yıllardan beri tatilini bölgede geçirmeyi tercih eden Avrupalılar olarak dünyanın uzun süreden beri bir küresel köye döndüğünü unutmamalıyız.“ Verica Spasovska Almanyanın sesi,30.12.2004)

GÜNEY ASYA AVRUPA BASININDA…

Alman ve diğer Avrupa gazetelerinde bugün yer alan yorumlarda Güney Asya'da meydana gelen afet ağırlıkta. Gazetelerde, batılı ülkelerin tutumu ve sorumluluğu sorgulanıyor. “Thüringer Allgemeine” adlı Alman gazetesinin yorumu şöyle: “Kulağa belki biraz sert gelecek ama, Batı'nın Güney Asya'ya yardım etme istekliliğinin bu denli büyük olması, öncelikle bölgede kaybolan yabancı turistlerle ilgili. Yardımların, bundan bir ay sonra konu dünya gündeminin odak noktası olmaktan çıktığında sürüp sürmeyeceğini hep birlikte göreceğiz.”

Paris'te yayımlanan “Le Monde” da yorumunda yapılan yardımlarla ilgili taahhütleri konu ediyor: “Yaşanan felakete duyulan ilgili depremden zarar gören bazı yerlerin, zengin Batılı turistlerin uğrak yeri olmasına bağlı. Yardım çabası, elbette bir iyi niyet göstergesi. Ama bu çaba verilen sözlerin tutulup tutulmayacağı sorusunu da beraberinde getiriyor. Yardım örgütlerinin, verdikleri sözleri yerine getireceğinden şüphe yok. Ama hükümetlerle uluslararası örgütlerin de aynı şekilde davranacağı şüpheli. Geçtiğimiz yıl İran depreminde 1 milyar dolarlık yardım vaadinde bulunulmuştu. Yapılan yardımlar ise sadece 17 milyon dolarda kaldı.”

Alman gazetesi Rheinische Post da yorumunda Batı'nın sorumluluğuna dikkat çekiyor: ‘Batı'nın yolsulluğu yok etme niyeti var mı?'

“Tsunami felaketinde teknelerini kaybetmiş olan balıkçılar ya da aileleri ile evlerini kaybetmiş olan günlük yövmiye ile çalışan işçiler biliyorlar ki yolsulluk ve az gelişmişlik karşı karşıya kalınan trajediyi daha da korkunç hale getiriyor. Batı'nın yeterli maddi imkanı var, ilacı var, ama acaba yolsulluğu yok etme niyeti var mı? Bu sorunun yanıtını, kapımızdaki 2005 yılı verecek.”

İtalyan “La Republica” gazetesinin felaketle ilgili yorumu ise şöyle: “Avrupalı turister bölgeyi yıllardır sadece bir tatil cenneti olarak gördü. Bölge halkının ne denli zor koşullar altında yaşadığını ise görmezden geldi. Vicdanların rahatlaması bölgeye yapılacak yardım miktarına bağlı.”

İngiliz “The Times” gazetesi de bireysel yardımların önemi dikkat çektiği yorumunda “Yapılacak en iyi şey, içimizdeki acıma duygusunu bağışa çevirmektir” diyor. Alman gazetesi “Neue Osnabrücker Zeitung” ise ABD Başkanı George Bush'un tutumu eleştiriliyor: “Başkan Bush, yine utanılası bir davranışta bulundu ve tatilini bölme gereği bile duymadan, açıklama yapmak için 3 gün bekledi. Sonunda yaptığı yardım vaadi ise 35 milyon dolarda kaldı. Bu, Amerikalılar'ın Irak'ta dört saat içinde harcadıkları miktara eş.”

Alman “Nürnberger Nachrichten” gazetesinin yorumu da şöyle: “Şu anda doğal olarak Asyalı sel kurbanlarına yönelik acil yardımlara ilgi büyük. Ancak bir süre sonra, başta süper güç ABD olmak üzere sorumlular, küresel bir köy haline gelen dünyamızı, sadece kontrol edilemez faciaların tehdit etmediği konusunu düşünmeye başlamalı. Doğal afetelrin yanı sıra, iklim değişikliğinden sosyal sorunlara kadar önlenebilir pek çok tehdit mevcut.” Derleyen: Tuba Tuncay/Almanyanın sesi,31.12.2004)

Irak savaşına harcanan paralar

Şöyle diyor Guardian başyazısında: İngiliz hükümetinin, başta 15 milyon sterlin olarak belirlediği ve hayli eleştirilen yardım miktarını artırması cesaret verici." Gazete, İngiltere'nin Irak savaşı sırasında 6 milyar sterlin harcamış olmasını da hatırlatmaya değer buluyor. (bbc,31.12.2004)

Hayata dönen çocuklar...

Depremden sağ kurtulabilen çocuklar depremin etkisinden hala kurtulabilmiş değil.

Güneydoğu Asya depreminin ölümcül dalgalarından kurtulanlar hayatta kaldıklarına sevinemiyorlar bile. Onların asıl mücadelesi şimdi başlıyor. Malezya'nın tatil adası Penang'da sellerden kurtarılan çocuklar, felaketin her anını yeniden yaşıyor...

Deprem dalgaları Malezya sahiline ulaştığında Muhammed Fikri 13 yaşındaki ablasıyla kıyıya bir km. uzaklıktaki evlerinin bahçesinde oynuyordu. Uğultunun geldiği yere baktığında karşısında kapkara sudan bir duvar buldu. Annesi Rahibe çamurdan koyulaşmış, hindistan cevizi ağacı yüksekliğindeki su kütlesinin bir anda çevrelerinde ne varsa silip süpürdüğünü anlatıyor. Dalgalar Muhammed'in ablasını komşuların balkonuna savurmuş. Rahibe hanım korkuyla bir direğe sarılırken kabararak akan sular Muhammed'i alıp götürmüş. Bir akrabaları canı pahasına çamur rengindeki suya dalıp, tesadüfen eline gelen Muhammed'i çekmiş çıkarmış. “Kollarımdaki çocuk sanki çamurdandı. Ağzı ve burnu bile çamur doluydu” diyor. Küçük Muhammed hastanede hayata döndü. Ama iştahsız. Yemek yemiyor, konuşmuyor. Sorulara zor cevap veriyor.

Eşref de kurtarıldı

Küçük Muhammed'in yanında yatan Muhammed Eşref de, ailesiyle piknik yaptığı sahilde nereden geldiği belli olmayan deprem dalgalarının gazabına uğramıştı. Önce ufukta bembeyaz köpükten bir çizgi belirmişti. Hayranlıkla seyrettikleri bu çizgi birden dev dalgalar halinde kumsaldakileri yutarcasına karaya vurmuştu. Deniz çekildiğinde küçük Eşref sırtüstü kumların üzerinde yatıyordu. Babası hayret içinde, “Boğulma tehlikesi geçiren çocukların nasıl kurtarılacağını bilmiyordum, ama nasıl olduysa doğrusunu yapmışım, Allah Eşrefi bize bağışladı” diyor. Annesi Hatiye, “Bir daha sahilde piknik yapmak mı, asla” derken sinirden zangır zangır titriyor. Eşref, bu konuşma sırasında elleriyle yüzünü kapatıyor. Annesi bu kabusun hiç geçmeyeceğini biliyor.

İlkel yöntemler hayat kurtardı

Asya ülkeleri depremden önce afet tecrübesi topladıklarından çoğu kıyı bölgesinde halk büyük tehlikelerden korunma yöntemleri geliştirmiş. Hindistan'dan Filipinler'e kadar bütün sahil boyunca ilkel, ama etkili çozümler bulunmuş. Kimi yerde sırıklar üzerinde çardak kuran Asyalılar kimi yerde de tayfunların yol açtığı dev dalgaları frenleyebilmek için kıyılarda mangrov ormanları yetiştiriyor yada eski kamyon lastikleriyle evlerini tahkim ediyorlar.

Deprem dalgaları Hindistan'ın Tamil Nadu eyaleti kıyılarına vurduğunda ilkel bentler bütün bir köy halkının hayatını kurtardı. Kıyıya paralel bir km. uzunluğundaki kayalık dalgakıran deprem dalgalarını da frenledi ve sahil şeridindeki köylerde can ve mal kaybı olmadı.

Bangledeş ve Vietnam'da alınan önlemler

Komşu Bangladeş deprem dalgalarını ucuz atlatan bölge ülkeleri arasında. 1991 yılında 138 bin can alan fırtınadan sonra kıyıda yüksek sütunlar üzerine kurulu 2 bin sığınak inşa edilmiş. 33 bin gönüllü sivil savunma uzmanının koordineli çalışması sayesinde 1997 yılındaki tayfunda 600 bin kişi bu sığınaklara yerleştirilmiş ve can kaybı asgariye indirilmiş.

Vietnam'da da “sellerle yaşamayı öğrenme” projesi çerçevesinde mekong deltası daha güvenli hale getirilmiş. Barajlar, bentler ve geliştirilmiş kanal projelerine ilaveten sel barınakları ve tahliye merkezleri kurulmuş. Tayland, Hindistan ve Filipinler'de, suda yaşayabilen bir ağaç türü olan mangrovlar doğal bir bariyer olarak kullanılıyor ve bu esnek ağaç örtüsü dalgaların şiddetini kırıyor. En fakir kıyı sakinleri de çatıya yerleştirdikleri ağır kamyon ve traktör lastiklerini yere çakılmış kancalara tutturarak evlerinin fırtınada uçup gitmesini önlüyorlar. (Almanyanın sesi, 2.1.2005)

sayfa başına dön

 

Yayına Hazırlayan: Celal SANCAR


Untitled Document

ÖZGÜR ÜNİVERSİTE

2010 BAHAR DÖNEMİ SEMİNERLERİ BAŞLIYOR….

Açılış Semineri
" KALKINMA DİYE BİR ŞEY VAR MI? “

Konuşmacı:

FİKRET BAŞKAYA

Dinleti:
Deyişler Nefesler Topluluğu

Programın Tamamı İçin Bak

Tarih:
20 Mart Cumartesi 2010 – Saat-15.00
Yer:
İstanbul Özgür Üniversite

 

.................................................................

 

YENİ YAYINLAR

Stalinizm
Bir İdeolojinin İflası

Sayfa: 248
Fiyatı: 14 TL

.................................................................

Kapitalizmden Uygarlığa

Sayfa: 266
Fiyatı: 15 TL

.................................................................

Türk Kimliğinin Yaratılması ve
Ulusal Kimlik Sorunu Üzerin

Sayfa: 144
Fiyatı: 10 TL

..................................................................

Resmi Tarih Tartışmaları 8
Türkiye’de “Azınlıklar”


Sayfa: 390
Fiyatı: 18 TL

Sefaletin Yoksulluğu Kovduğu Bir Dünya


Sayfa: 348
Fiyatı: 16 TL

Resmi Tarih Tartışmaları 7


Sayfa: 278
Fiyatı: 14 TL

SEVR BİR ÖCÜ MASALI


Sayfa: 219
Fiyatı: 12 TL

: RESMİ TARİH TARTIŞMALARI 6


Sayfa: 451
Fiyatı: 22 TL

:Seçilmiş Yazılar 2

Gıda yardımı alan bir kadın
Seçilmiş Yazılar 2
Sayfa: 336
Fiyatı: 15 TL

: Ekonomik Kurumlar ve Kavramlar Sözlüğü


Sayfa: 1449
Fiyatı: 47 TL

: RESMİ TARİH TARTIŞMALARI 5


Sayfa: 198
Fiyatı: 12 TL

:Sevr'den Lozan'a Kürt Sorunu ve Kemalist Hareket


Sayfa: 462
Fiyatı: 22 TL

:: Marksist Ekonomi El Kitabı


Sayfa: 685
Fiyatı: 27,50 TL

: Köylü ve İşçi Mücadeleleri


Sayfa: 411
Fiyatı: 22 TL

: KALKINMA SÖZLÜĞÜ
Sayfa: 494
Fiyatı: 25 TL

: RESMİ TARİH TARTIŞMALARI 3


Sayfa: 373
Fiyatı: 16 TL

:: RESMİ TARİH TARTIŞMALARI 4


Sayfa: 233
Fiyatı: 14 TL

:: ULUSALCILIK

Sayfa: 180
Fiyatı: 10 TL

:: RESMİ İDEOLOJİ SÖZLÜĞÜ
Sayfa: 728
Fiyatı: 30 TL

:: REEL ATATÜRKÇÜLÜK
Sayfa: 288
Fiyatı: 12 TL


::KAVRAM SÖZLÜĞÜ II


Sayfa: 642
Fiyatı: 30 TL
 
 

 



Mail Grubumuza Üye Olun

Lütfen e-mail adresinizi giriniz...


Untitled Document
 
Merkez: Menekse Sokak 16/8 Kizilay-ANKARA
Tel: (0 312) 418 32 41 - Faks: (0 312) 418 32 87 e-mail:ozguruniversite@ozguruniversite.org
Istanbul Sube: Kumbaraci Yokusu 57/3 Tünel- Beyoglu
Tel: (0 212) 243 54 81 - Faks: (0 212) 249 12 92 e- mail:istanbul@ozguruniversite.org


 
2006
Başlangıç Tarihi: 17 Şubat 2003