Amerikan Doları'nın Küresel Rolü Hakkında Soru İşareti
Nick Beams 8 Aralık 2004
Amerikan Doları'nın döviz piyasalarındaki düşüşü devam ederken, onun, dünyanın baskın uluslararası rezerv parası olma rolü hakkında sorular ortaya çıkmaktadır. Bu, 2 Aralık tarihli Economist dergisinde, “ The Passing of the Buck ?” başlığıyla yayınlanan bir makalenin de konusudur.
Dolar'ın, Euro'ya karşı tüm zamanların ve Yen'e karşı da son beş yılın en düşük düzeyine ulaşarak, diğer ana paralara karşı yaklaşık % 7 oranında değer kaybetmesi Ekim ayının ortasında başlamıştır. Şubat 2002'deki zirvesinden bu yana, Dolar, Euro'ya karşı % 35 ve diğer paraların büyük çoğunluğuna karşı % 17 değer kaybetmiştir.
Bu düşüş, yabancı yatırımcılar ve merkez bankalarının dolar varlıklarından ayrılmaya başlayabileceği uyarılarını ortaya çıkarmış ve iktisatçıları “asla düşünülemez olanı dikkate almaya sevk etmiştir: dolar, rezerv-para statüsünü kaybedebilir mi?”
Halihazırda, Dolar'ın yabancı döviz rezervleri içindeki payı, 1970'lerin ortalarındaki % 80'lik düzeyinden, bugün % 65 düzeyine düşmüştür; Economist dergisi, Dolar'ın rolüne ilişkin soruların 1990'ların başlarında ortaya çıktığını belirtmektedir, fakat Dolar'ın öncü-şöhreti hayatta kalmıştır. O zamanlarda, başka alternatif söz konusu değildir. Bugün ise bir alternatif olarak Euro vardır.
Bir rezerv-paranın gereklilikleri, geniş bir ekonomi, açık ve derin finansal piyasalar, düşük enflasyon ve paranın değeri konusundaki güvendir. Cari döviz kurları altında, Euro Bölgesi'nin ekonomisi, Amerika'nınkinden daha küçük değildir; Euro Bölgesi, aynı zamanda dünyanın en büyük ihracatçısıdır ve tek para sistemine geçilmesinden bu yana, Avrupa finans piyasaları daha derin ve akışkan hale gelmiştir. Euro Bölgesi'nin Amerika'ya göre, daha yavaş bir reel GSYİH (gayri safi yurt içi hasıla) büyümesi olduğu doğrudur. Fakat dolar cinsinden bakıldığında, geçen beş yıl boyunca, gerçekte Euro Bölgesi'nin ekonomik ağırlığı Amerika'ya göreli olarak büyümüştür.
Daha uzun dönemler için, Dolar'ın en büyük sorunu değer birikim deposu olmasındadır. Dolar, 1960'tan bu yana, Euro'ya (Euro'nun tedavüle çıktığı 1999'dan önceki yıllar için kukla olarak Alman parası kullanıldığında) ve Yen'e karşı, yaklaşık üçte iki oranında değer kaybetmiştir.
Euro Bölgesi, Amerika'nın aksine, bir “net” kredi-vericidir. Daha önce hiçbir zaman, dünyanın ana rezerv-parasının korumacısı, kendi en büyük borçlusu olmamıştır. Ve bir borçlu, dış açığını azaltmak için devalüasyona başvurması konusunda özendirilebilir––bir rezerv-para için oldukça arzu edilir bir özelliktir.
Economist dergisi, Amerika'nın ödemeler dengesi açığıyla ilgili bir dizi iddiayı ve bunun finansmanı için günde 2.6 milyar $'lık bir sermaye girişine ihtiyaç duyulduğunu reddetmekte, büyümekte olan zayıflığın, Dolar'ın rezerv-para statüsü için tehlike işaretleri verdiğini bildirmemektedir.
Dergi, iddianın aksine, Birleşik Devletler Hazinesi'nin desteğiyle, sermaye girişlerinin Amerikan piyasalarında yatırım getirilerini artıracağını belirtmekteyse de, bu ancak 1990'ların sonları için doğru bir iddia olabilir, durum artık böyle değildir. Geçen yıl için, uzun-dönem doğrudan yatırımlarında net bir açık (sermaye çıkışı) vardır ve geçen birkaç yılda, Amerika, doğrudan yabancı yatırımlar, net dış varlık ve bonolardan, Avrupa ve Japonya'ya nazaran daha düşük getiriler elde etmiştir.
Cari işlem açığı, şu anda, yabancı merkez bankaları ve kısa-dönem (sıcak) para ile finanse edilmektedir. 2004'ün ortası itibariyle, yabancı merkez bankaları, Amerika'nın açığının beşte üçünü finanse etmiş durumdadır. Merkez bankalarının son rezerv alımlarının daha önce emsali yoktur. Küresel döviz rezervleri . . . son 18 ayda, 1 trilyon $'a yükselmiştir. 1 trilyon $'ın resmi rezervlere bir önceki eklemesi, 10 yıl almıştır. Bu rezervlerin Amerika için hiçbir beklenen getirisi yoktur, fakat bunlar, alıcı ülkelerin paralarını düşük düzeyde tutmayı amaçlamaktadır.
Sıkça öne sürülen başka bir iddia, Amerika'nın ödemeler dengesi ve borç pozisyonunun, ancak ve ancak, dünyanın geri kalanındaki, özellikle Avrupa ve Japonya'daki, talebin yükselmesi ile sürdürülebileceğidir. Fakat bu iddia, 2001'de, Avrupa ve Japonya'da yurt içi talep Amerika'dakinden biraz daha hızlı genişlediğinde, açığın ancak kımıldadığını yok saymaktadır. İthalat, halihazırda, ihracattan % 50 daha fazla iken, açığın büyümesini önlemek için, ihracatın ithalata oranının 1.5 kat artması gerekmektedir.
Yakın zaman önce, finansal sistem, içinde Asya merkez bankalarının kendi paralarının değerlerini aşağıda tutmak için Dolar aldıkları ve böylece ihracat piyasalarını elde tuttukları, yeni bir tür “sabit kur altında işleyen savaş-sonrası Bretton-Woods sistemi”ne doğru evrildiği için, Amerikan açığının sadece bir problem olmadığı da iddia edilmiştir.
Fakat bu iddia, Bretton-Woods sistemi altında, Amerika'nın cari işlem fazlası sürdürdüğü ve Dolar'ın değerini altına sabitlediği gerçeğini ihmal etmektedir. Bugünkü sistem, Asya bankaları Dolar almaya devam ederek, kendilerini, Dolar deneyimindeki ani düşüşlere karşı kendi paraları cinsinden büyük kayıpların her zaman daha yüksek olan risklerinden uzak tutabildikleri sürece, ancak sürebilmektedir.
Economist , Dolar'ın 1980'lerin sonlarındaki ciddi düşüşünün ekonomi üzerinde kötü etkiler yarattığını, şimdiki durumun ise daha fazla endişenin kökeni olduğunu ifade etmektedir. Çünkü, Amerikan cari işlem açığı GSYİH'in % 6'sına yaklaşması, 1980'lerin sonlarındaki zirveden neredeyse iki kat daha büyüktür ve açık, genişlemeye devam etmektedir. Ayrıca, Birleşik Devletler bugün hala bir “net” kredi-vericidir. Bugün, dünya ödemeler dengesi fazlasının yaklaşık % 75'ini elde eden ve bu yılın sonu itibariyle, yabancı yükümlülükleri 3.3 trilyon $'a, ya da GSYİH'inin % 28'ine, ulaşması beklenen, dünyanın en büyük borçlu ulusudur.
Çev: Mustafa Aktar
sayfa başına dön