'İnsan Manzaraları...'
David Hirst (eski bölge muhabiri): 'Baş günahkâr' İsrail; çünkü Orta Doğu’da şiddet ve etnik temizlikle var!
David Hirst bugün yayınlanan yazısında, "Tartışmanın bir tarafı nükleeri seçerse, diğeri de öyle yapmaya mecburdur" diye yazıyor. İran'ın nükleer programıyla ilgili krizin, Amerika Birleşik Devletleri'nin desteğiyle, İsrail'in bölgede kitle imha silahı tekelini elinde tutmasının sonucu olduğunu belirten Hirst'ün yazısı özetle şöyle: "Kriz on yıllardır ortadaydı. Batı'ya dost olsun olmasın, bölgede ikinci bir nükleer gücün ortaya çıkması, krizin otomatik tetikleyicisi olacaktı. İran elbette tamamen suçsuz değil ancak Orta Doğu'daki 'baş günahkâr' İsrail. 'Nükleer silahlardan arınma' evrensel olmalı. Çatışma ve gerginlik olasılığı bulunan herhangi bir bölgede, taraflardan birisi nükleer silahlara yönelirse karşı tarafın bunu yapmaması beklenemez. Bu durum ne kadar eskide kalmış olursa olsun, İsrail bundan sonra olacakların da sorumluluğunu taşıyacaktır.
CIA 1963 yılında, İsrail'in nükleer güvenlik önlemlerine yönelmesinin bölgede yaratacağı sorunlar konusunda uyarmıştı. İsrail, bu gücü kendisini yok etmek isteyen komşularına karşı caydırıcı bir araç olarak görüyor.
Peki komşuları İsrail'i neden yok etmek istesin?
Çünkü İsrail hep 'haylaz bir devlet' oldu. Bölge dengelerini sarsıp, şiddet ve etnik temizlikle var oldu. Bu krizin gidebileceği üç olası nokta var. Birincisi İsrail, bölgede nükleer güç tekelini sürdürme konusunda ısrar eder ve bunu başarır. İkincisi, Orta Doğu, Soğuk Savaş dönemine benzer bir sürece girer - ki bu istikrarlı bir dönem olabilir. Üçüncüsü ise İran nükleer hevesinden vazgeçer. Ancak bunu sağlamanın tek yolu İsrail'i de aynı şekilde davranmaya ikna etmektir." (bbc,
Guardian, 4.4.2006)
Bulgaristan'da Amerikan üsleri
Nick Thorpe/BBC muhabiri
ABD'nin Bulgaristan'da kuracağı üç askeri üste 3 bin dolayında Amerikan askerinin konuşlanabileceği söyleniyor. ABD, geçen Kasım ayında da Romanya'yla benzer bir üs anlaşması imzalamıştı. Washington'un Bulgaristan'la imzaladığı anlaşmayla Romanya'daki anlaşma arasında büyük benzerlikler var. Anlaşma uyarınca Bezmer ve Graf Ignatievo'daki NATO standartlarına uygun iki büyük hava üssü Amerikan askerlerinin kullanımına açılıyor. Ayrıca Amerikan askerleri Novo Selo'daki eğtim üssünden ve Burgaz limanı yakınlarındaki boşaltma ve depolama tesisinden de yararlanacak. Bulgaristan ve Romanya, Amerika'nın iki yakın müttefiki. İki ülkenin hem Irak hem de Afganistan'da muharip birlikleri var. ABD'yle varılan üs anlaşmasına Romanya'da kimse ses çıkarmamıştı. Bulgarisitan'da ise anlaşmaya karşı çıkan gruplar, farklı kentlerdeki protesto gösterileri için binlerce kişiyi seferber etti. Bulgaristan'daki üsler, Amerikan birliklerine Karadeniz üzerinden Irak, İran ve Kafkaslar'a kısa yoldan ulaşma imkânı verecek. Yeni üs anlaşmaları, ABD askerlerinin Soğuk Savaş dönemindeki büyük daimi üslerden daha küçük ve daha esnek üslere kaydırılması stratejisinin bir parçasını oluşturuyor. Bulgaristan'a ilk Amerikan askerlerinin önümüzdeki yıl gitmesi bekleniyor.(bbc,24.3.2006)
Economist: Türkiye yalpalıyor
1 Nisan tarihli Economist dergisinde Türkiye hakkındaki bir değerlendirme yazısında, Türkiye'nin yalpalamaya başladığı, 'ılımlı İslamcı' olarak nitelenen başbakanın giderek artan şekilde pervasızlaşan siyasi taktiklerinden kendisini takdir edenlerin bile endişe etmeye başladıkları dile getiriliyor.
Economist dergisine göre, Arap Birliği zirvesi için Sudan'a gitmeden önce, Merkez Bankası başkanının atanması tartışmalarına ilişkin olarak 'Ortada endişelenecek birşey göremiyorum' diyen Başbakan Erdoğan'ın "bütün kayıtsızlığına rağmen", Türkiye hakkında bu günlerde endişelenecek çok şey olduğunu bilmesi gerekiyor.
Economist, endişe edilmesi gereken konuları da şöyle sıralıyor: "Ekonomiye ilişkin alarm zilleri çalıyor. Avrupa Birliği ile ilişkiler Kıbrıs yüzünden soğumuş durumda. Ayrılıkçı Kürt şiddeti yükselmeye başlarken, bazı generaller kılıçlarını şakırdatmaya başladı. Özetle, Tayyip Erdoğan'ın üç yaşındaki hükümeti tarafından getirilen, bundan önce benzeri görülmemiş düzeydeki mali ve siyasi istikrar şimdi sallantıda görünüyor ve birçok kişi bundan, başbakanın ne yöne evrileceği belli olmayan tavırlarını suçluyor."
Economist dergisi Erdoğan'ın bu belirsiz tavırlarına örnek olarak, IMF'ye karşı olduğunu ifade eden Adnan Büyükdeniz'i Merkez Bankası başkanlığına atamasını ve bu atamanın yarattığı tartışmaları gösteriyor. Merkez Bankası tartışmalarının IMF'nin Türkiye'yi sert dille eleştirmesiyle aynı zamana rastladığına işaret eden Economist, IMF yöneticisi Rodrigo de Rato'nun endişelerini aktarıyor: "Rodrigo de Rato, tekstil ihracatçılarının ödediği katma değer vergisini azaltma ve kamu sektörü ücretlerini arttırma kararının, Türkiye'nin piyasalardaki saygınlığını tehlikeye düşürdüğünü söyledi. İki önlem de, IMF ile sağlanan 10 milyar dolarlık kredi anlaşmasının koşullarını çiğniyor. Rodrigo de Rato ayrıca, istikrarlı büyümeye ve enflasyonun azaltılmasına rağmen, yüksek kamu borcu nedeniyle Türkiye ekonomisinin hâlâ kırılgan olduğunu da belirtti. De Rato buna, yüksek cari hesap açığını da ekleyebilirdi."
'AB heyecanı kayboldu'
Economist dergisi, Avrupa Birliği cephesinde de hükümetin reformcu heyecanının büyük bir bölümünü kaybettiğini söylüyor ve Kıbrıs'a limanları açma konusunda yaşanan çözümsüzlüğü aktarıyor. Avrupa Birliği'nin, Türkiye'nin üyeliğini engellemek için Kıbrıs sorununun arkasına gizlendiği görüşünü birçok Türk'ün paylaştığına değinen Economist dergisi, Avrupa Birliği'ne duyulan düşkırıklığının kamuoyu yoklamalarına yansıdığını ve üyeliğe verilen desteğin düştüğünü vurguluyor. Fakat Economist, Tayyip Erdoğan'ın Avrupa Birliği ile bağları yeniden sağlamlaştırmak yerine, son sıralarda Arap ve Afrikalı liderlerle ilişkilerini güçlendirmeye daha fazla önem verdiğine dikkat çekerek, Hamas'ın liderlerinden Halid Meşal'in Türkiye'de ağırlanmasını, radikal Şii lider Muktada El-Sadr'ın da Türkiye'ye davet edilmesini eleştiriyor.
Oy taktiği
Economist, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın, yeni dikkatsiz politikalarının, önümüzdeki yıl yapılacak genel seçimler öncesinde oy kazanmaya yönelik bir taktik olduğu görüşünde ve Başbakan'ın bu politikaların risklerini iyi tartması tavsiyesinde bulunuyor: "Hükümetinin inkâr edilemeyecek başarısının ardında büyük oranda, IMF programına sadık kalması ve Türkiye'nin AB hedeflerini kucaklaması yatıyordu. IMF'yle ya da AB'yle kopmaya neden olacak herhangi bir karışıklık Türk ordusunun kaybettiği siyasi zemini yeniden kazanmasına yol açabilir."
Ecocomist'in yazısı şu yorumla son buluyor: "Birçok Batılı hayranlarının düşündüğü gibi, Erdoğan hâlâ Türkiye'yi gerçek bir demokrasiye çok daha yakın kılabilir. Ama kendisinden önceki birçok liderin izlediği yola girip, popülist bir başarısızlık örneği de olabilir. Belki de onunla ilgili en iyi şey - 2004 yılında zinayı suç kapsamına alma girişiminde görüldüğü gibi - her an fikirlerini değiştirebilecek olması."(bbc,1.4.2006)
Hazıralyan Celal Sancar