|
Hakan Mertcan:
|
|
Cuma, 04 Mayıs 2012 09:56 |
|
1- Suriye’de muhalefetin gerçek bir muhalefet olmadığını yazdınız. Suriye’de geniş bir muhalefet yelpazesi bulunduğu biliniyor. Bu süreçte, yani emperyalizmin saldırılarının üst düzeyde olduğu günlerde, çeşitli sol- demokrat ve seküler güçlerin olduğu Suriye muhalefetini tek bir potada değerlendirebilir miyiz? Eğer hayır ise, bize Suriye muhalefetini çeşitli kesimleriyle birlikte değerlendirebilir misiniz?
Fikret Başkaya:
Suriye’de az-çok her ülkede olduğu gibi bir muhalefet var. Bu muhalefet daha özgürlükçü, daha demokrat, daha sosyal bir Suriye istiyor. Bir de emperyalizm hesabına ülkenin çökertilmesi, bölünüp-parçalanması için kan dökenler, katliamlar yapanlar, insanlık suçu işleyenler var. İşte kolonyalist/emperyalist NATO’cu ittifakın, bölgedeki pro- amerikan, pro-siyonist gerici Arap monarşilerinin ve Türkiye’nin “Suriye muhalefeti” dediği bunlar. Desteklenenler bunlar... “Özgürlük ve demokrasi savaşcısı” dedikleri bunlar. Elbette içerde de fanatik dinci bir muhalefet var ama hareketin omurgasını dışardan ülkeye sızan, Afganistan’da, Irak’da, Libya’da savaş deneyimi edinmiş unsurlar oluşturuyor. Bunlara emperyalist cephenin, Siyonist İsrail’in, Türkiye’nin ve bölge monarşilerinin ülkeyi çökertme ve parçalama planının taşeronları demek mümkündür. Yani paralı askerler... Kabaca söylersek, bunların dışında çok geniş bir muhalefet cephesi var ki, bunlar seküler unsurlar: Sosyalistler, komünistler, demokratlar, libareller, ülkenin seküler yapısını korumak isteyen geniş halk kesimleri ... Bu geniş yelpazede yer alanlar emperyalizmin rejimi çökertme planına şiddetle karşı çıkıyorlar.
|
|
Cumartesi, 05 Mayıs 2012 09:14 tarihinde güncellendi |
|
Devamını oku...
|
|
|
Tolga Ersoy
|
|
Cuma, 04 Mayıs 2012 09:54 |
|
Bireye Ulaşmak İçin Naçizane Birkaç Öneri
ya da “Küçükburjuvaca Zırvalamak”
homofobi!
Homofobi bir hastalık mıdır? Belki de bu bağlamdaki tartışmalara böyle bir soruyla başlamak daha kestirmeden sonuca ulaşmamızı sağlayabilir. Birkaç soruyla daha devam edelim; yoksa indirgenmiş bir ırkçılık türü müdür ya da tam aksine “nitelikli” bir ırkçılık türü müdür? “İktidara gelme” hastalığından muzdarip her türden ideolojinin ortak düşmanı olan eşcinsellik olgusunun salt bu “düşmanlık” özelliği nedeniyle; iktidar kurumunun onun karşısındaki konumlanışı nedeniyle, iktidarsız bir dünya özleyen tüm ütopistler ve benim gibi tüm distopyacılar için yol gösterici/yol açıcı niteliği temel bir değer oluşturmalıdır. Ama asla ötekileştirmeden. Günümüz sosyalist pazarının aşağılık kavramı/yaklaşımı “öteki/beriki” unsuru ile her an hesaplaşarak… Kısa bir süre önce istemeden karıştığımız bir tartışma “ötekileştirme” sorununun tartışılmasını tekrar tekrar zorunlu kılıyor. Ama önce biraz öznel güncelimize bakalım…
sürdürülebilir devrim
Bir önceki yazının ardından geçen iki aylık sürede dünya ve Ortadoğu siyasası ile ilgili mevzularda derin komünistlerimizden dinlediğim sunumlar, okuduğum yazılar kafamda bir türlü yerine oturtamadığım bazı kavramların netleşmesine aracılık etti. Okumuyorum, dinlemiyorum, yazmıyorum ve eylemden vaz geçtim diyerek üçbuçuk maymunu oynamakta ısrarcı davranmak ne kadar yararlıysa hepten entelektüel evrenimizden uzaklaşmakta o kadar zararlı, bunu anladım. “Kendi meşrebine uygun bir yerde duruyorsun zaten senin gibilerin kafası böyle şeyleri almaz, anlamaz” türünden eleştirileri de sonuna kadar kabul ediyor ve bu kabullenişten dolayı da susma hakkımı kullanma gereği duymuyorum.
|
|
Cumartesi, 05 Mayıs 2012 09:16 tarihinde güncellendi |
|
Devamını oku...
|
|
Chris Marsden
|
|
Cuma, 04 Mayıs 2012 09:53 |
|
ABD adına Suriye’ye askeri müdahalede bulunmak üzere yürütülen kampanyanın başında Türkiye bulunmaktadır. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu Brüksel’de yapılan NATO toplantısına (18 Nisan) katılmış ve Washington’un başını çektiği Avrupa güçleri, Suriye’ye karşı savaş kampanyası sürdüren Suudi Arabistan ve Katar gibi Arap Birliğine üye devletler den meydana gelen cephe, Paris’te yapılan “Suriye Dostları” toplantısına da (19 Nisan) katılmıştır. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile birlikte Savunma Bakanı İsmet Yılmaz da katılmıştır. Birleşmiş Milletler ve Kofi Annan’ın ateşkes sis perdesinin arkasında, NATO şemsiyesi altında hazırlanan, ABD’nin de dâhil olduğu müdahale planları artık son halini almaktadır. Türkiye, NATO üyesi ülkelerin bakanlar toplantısında Suriye ile olan sınır ihlali konusunu gündeme getireceğini açıklamış ve Türkiye’yi “savunmak” için NATO’ya çağrıda bulunmuştur.
|
|
Pazartesi, 07 Mayıs 2012 12:38 tarihinde güncellendi |
|
Devamını oku...
|
|
Robert FISK
|
|
Cuma, 04 Mayıs 2012 09:51 |
|
On beş yıl kadar bir zaman önce, İslami Düşünce konusunda araştırma yapan Arap profesörlerinden tanınmış bir isim olan Nasır Hamit Ebu Zeyd ile Leiden tren istasyonunda, halka açık olan bir Cafe’de görüşmek üzere Hollanda’ya bir seyahat yapmıştım. Kahire adli makamları, tombul bir fiziğe sahip, çok candan ve seküler kişi olan bu adamı dinden çıkmış olarak ilan edip, Üniversitedeki profesörlük ünvanını elinden almış, üstüne üstlük 1995 yılında, eşi İbtişam Yunus’tan boşandığını kamuoyuna bildirerek, Hüsnü Mübarek yönetiminin egemen olduğu Mısır’ı terk etmeye zorlamıştır. Dinden çıkmış bir erkek sıfatıyla, Müslüman bir kadınla nasıl evli kalabilirdi ki? Ancak, Fransız Dili Profesörü İbtişam Hanım, Hollanda’da sürgün hayatı yaşayan eşinin yanına gitmiştir.
|
|
Pazartesi, 07 Mayıs 2012 12:38 tarihinde güncellendi |
|
Devamını oku...
|
|
Kadir Cangızbay
|
|
Cuma, 04 Mayıs 2012 09:50 |
Yüzde on barajı, darbe dayatması: Anti-demokratik, gayrı adil, ayırımcı, dolayısıyla da bölücü; akan kanda önemli rôlü var. Barajı savunan herkes aslında insanlarımızın canına kastediyor demektir. AKP, Hazine Yardımını da baraja endeksleyerek, 30 yıllık kan dökümünü sonsuza kadar uzatmayı deniyor; ‘Kürt açılımı’ydı, ‘terörle mücadele, siyasetle müzakere’ gibi içi boş panayır çığırtkanlıklarını da neo-liberalizmin ‘kan dökmeden edemez’liğini gözlerden gizlemek için piyasaya sürüyor. Sen hem 12 Eylül’ün bütün melûnluklarına, sonuna kadar da değil, sonundan da öteye sahip çık, hem de darbecilerden hesap soruyorum ayaklarına yat: Çok ayıp ve nankörlük, o iki emekli paşanın şahsında bütün darbecilere karşı. Aslında çok ilkel/sığ/çiğ bir oyun: Darbeciliği askerlere indirgeyerek, akıllarınca, darbenin getirdiği zulüm ve kandan en az silahlılar kadar sorumlu Özal’ı kurtarmış oluyorlar; dahası sivilliği üzerinden adamı demokrat ilân ediyorlar: Darbecilerin kılavuzu/başbakan yardımcısı/bezirganı Özal, liberalimin demokratı.
|
|
Pazartesi, 07 Mayıs 2012 12:38 tarihinde güncellendi |
|
Devamını oku...
|
|
SİBEL ÖZBUDUN
|
|
Cuma, 04 Mayıs 2012 09:48 |
|
“Sorabilmek için
önce öğrenmek lâzım.”[1]
“Tahsin Şahinkaya’nın eşi Çan’daki seramik fabrikasının ortaklarındandı. Emrimdeki kuvvetlerle birlikte hem Çan’ın giriş-çıkışını tuttum hem de bu fabrikayı korudum.” 12 Eylül 1980’de Çanakkale’nin Çan ilçesinde teğmen olarak görev yapan ve bölgedeki “Bayrak Harekâtı”nı yürütmekle görevlendirilen Rahmi Yıldırım’ın, 12 Eylül davasının 6 Nisan 2012 tarihli üçüncü oturumunda müdahillik talebinde bulunurken sarf ettiği bu sözler, 12 Eylül darbesini biçimlendiren ilişkilerin veciz ve çarpıcı bir özetini oluşturuyor. Askere yüzde 3-4 oranında hisse ver, yükselen emek mücadelesini bastırmak için darbe yaptır, ardından da fabrikana koruculuk yapmak üzere istihdam et. Bedavaya! Ne de olsa “bugüne kadar hep işçiler güldü, biz ağladık; bundan sonra biz güleceğiz,”[2] değil mi?
|
|
Pazartesi, 07 Mayıs 2012 12:38 tarihinde güncellendi |
|
Devamını oku...
|
|
Faiz Cebiroğlu
|
|
Cuma, 04 Mayıs 2012 09:47 |
Dil tartışmaları sürüyor. Dil tartışmaları, anadilin yasaklandığı ülkede ve Türkiye’de sürüyor. Diller mozaiği Türkiye’de bu tartışmlar; beraberinde, insanlık tarihi için, utanç verici örnekler de bırakıyor: Sur Belediye Başkanı Sayın Abdullah Demirbaş’ın görevden alınması bunun bir örneğidir. Sayın Abdullah Demirbaş ne yapmıştır? Abdullah Demirbaş, Türkiye’deki “resmi dil” söylemleri dışında görüş beyan etmiştir: çok dillik ve anadilde eğitim hakkını, savunduğu için, “suç(!)” işlemiş ve görevinden alımıştır. Sayın Demirbaş, her insanın hakkı olan anadilde eğitim hakkını savunduğu için, “suç” işlemiştir! İşte böyle, ne yazık ki, Türkiye gibi ülkelerde, bu konuda şaka dahi edilemez. Bunun suçu büyüktür: Vatan hainliği ve vatan bölücülüğüdür!
|
|
Pazartesi, 07 Mayıs 2012 12:39 tarihinde güncellendi |
|
Devamını oku...
|
|
Ljubodrag Simonovic´
|
|
Cuma, 04 Mayıs 2012 09:45 |
|
Breivik’in işlediği suçun çok fazla sembolik değeri vardır.
Utoya adasında işlenen katliam, egemen düzenin yıkıcı dogasının belirgin şekilde açığa çıkmasıdır.
Breivik günümüz kapitalizmin otantik bir ürünüdür.
O, tekelci kapitalizmin; “rekabeti iptal et” [destroy competition] yönetici ilkesi üzerine kurulu “yeni dünya düzeninin” haçlı askerlerinden [crusaders] biridir.
Çok güçlü Amerikan ve Avrupalı kapitalist kuşatmanın aslında gizleyemediği şey onların “artık” insanı bozma [annihilate] gayesidir.
NATO üniforması içinde kaç tane Breivik vardır?
Problem, Breivik’in kendi başına öldürmesidir.
|
|
Pazartesi, 07 Mayıs 2012 12:39 tarihinde güncellendi |
|
Devamını oku...
|
|
Administrator
|
|
Salı, 17 Nisan 2012 11:24 |
|
Yaklaşık bir yıldır Suriye’de “düşük yoğunluklu” bir savaş devam ediyor. Her zaman olduğu gibi medyatik yalanlar ve diplomatik dalavereler ve tam bir ikiyüzlülükle Suriye’ye dair gerçek gizleniyor. Savaşın tarafları hakkında insanların kafası karışık. Genel algı kabaca şöyle: Orada özgürlük ve demokrasi talebiyle sokağa çıkanlara, gösteri yapanlara “zalim diktatör” Beşar Esad’ın askerleri ve polisleri ağır silahlarla saldırıyor, insanları öldürüyor, yaralıyor, hapsediyor, işkenceye tâbi tutuyor, ülkeden kaçmaya zorluyor... Eğer sorun gerçekten hak, özgürlük ve demokrasi talebi ve mücadelesiyle ilgili olsaydı, tartışmasız isyancıların desteklenmesi gerekirdi. Lâkin, gerçek durum görünenden çok farklı...
|
|
Cumartesi, 05 Mayıs 2012 09:14 tarihinde güncellendi |
|
Devamını oku...
|
|
SAMİR AMİN
|
|
Salı, 17 Nisan 2012 11:18 |
Neden “Arap Baharı”?
Arap halklarının 2011 başından itibaren olan başkaldırısı (Tunus, Mısır, Bahreyn ve Yemen, daha sonra Suriye) Batılı güçler için olmasa bile en azından pek çok solcu Arap aktivisti için beklenmedik değildi.
Arap ülkeleri, Bandung ve Bağlantısızlık dönemi süresince (1955–1970) halkların, ulusların ve Güney devletlerinin daha iyi bir gelecek ve daha az eşitsiz bir global sistem için olan mücadelelerine bayraktarlık etmekteydi.
|
|
Çarşamba, 18 Nisan 2012 11:39 tarihinde güncellendi |
|
Devamını oku...
|
|
|