flash

İstanbul Özgür Üniversite dersleri video

NextPrevious

Yeni Yayınlar

Yıkıntının Tarihi ve Teorisi
ykntnn-tarihi-kapak1

Eser Adı: Yıkıntının Tarihi ve Teorisi

Yazar: Mehmet İnanç Turan

Kitabın genel anlamda türü: Araştırma

Yayına Hazırlayan: İsmet Erdoğan

Kapak Tasarım: Mustafa Kemal Tutkun

Baskı: 1.

Cilt Bilgisi: Kuşe

Kağıt Bilgisi: Avrupa Enzo (Kitap Kağıdı )

Basım Tarihi: Ekim 2011

Sayfa Sayısı: 367

Kitap Boyutları: 13.5/21

ISBN No: 978-975-8449-76-7 

Barkot No:9789758449767

Etiket Fiyatı: 20.00 TL

Çıkış Tarihi: 02/11/2011
Devamını Oku
 
1925 Kürt İsyanı ve Kemalist İktidar
1925-kapak-tantm-son-1

Eser Adı: 1925 Kürt İsyanı ve Kemalist İktidar

Yazar: Şaban İba

Kitabın genel anlamda türü: Araştırma

Yayına Hazırlayan: İsmet Erdoğan

Kapak Tasarım: Mustafa Kemal Tutkun

Baskı: 1.

Cilt Bilgisi: Kuşe

Kağıt Bilgisi: Avrupa Enzo (Kitap Kağıdı )

Basım Tarihi: Ekim 2011

Sayfa Sayısı: 367

Kitap Boyutları: 13.5/21

ISBN No: 978-975-8449-77-4 

Barkot No:9789758449774

Etiket Fiyatı: 20.00 TL

Çıkış Tarihi: 02/11/2011
Devamını Oku
 
Piyasa İslamı
kapak_piyasa_islam

Eser Adı: Piyasa İslamı

Yazar: Patrick Haenni
Çeviri: Levent Ünsaldı

Kitabın genel anlamda türü: Araştırma

Yayına Hazırlayan: İsmet Erdoğan

Kapak Tasarım: Mustafa Kemal Tutkun

Baskı: 1.

Cilt Bilgisi: Kuşe

Kağıt Bilgisi: Avrupa Enzo (Kitap Kağıdı )

Basım Tarihi: Mayıs 2011

Sayfa Sayısı: 135

Kitap Boyutları: 13.5/21

ISBN No: 978-975-8449-75-0 

Barkot No:9789758449750

Etiket Fiyatı: 13.00 TL
Satın Al

Devamını Oku
 
Yoksulların Gücü
yoksullarn_gc_kitaplar_kapak-1-1site_copy

Eser Adı: Yoksulların Gücü

Yazar: Jean Robert, Macit Rahnema

Kitabın genel anlamda türü: Deneme

Çeviri: Şule Ünsaldı

Yayına Hazırlayan: İsmet Erdoğan

Kapak Tasarım: Ali İmren

Baskı: 1

Cilt Bilgisi: Kuşe

Kağıt Bilgisi: Avrupa Enzo (Kitap Kağıdı )

Basım Tarihi: Nisan 2011

Sayfa Sayısı: 287

Kitap Boyutları: 13.5/21

ISBN No: 978-975-8449-74-3 

Barkot No:9789758449743

Etiket Fiyatı: 18.00 TL

Çıkış Tarihi: 04/04/2011

Devamını Oku
 
İktidarın Coğrafyası
iktidarn_kapak-1-2_copy

Yazar: Richard Peet

Kitabın genel anlamda türü: Deneme

Çeviri: Oktay Etiman, Bülent Göktaş

Yayına Hazırlayan: İsmet Erdoğan

Kapak Tasarım: Ali İmren

Baskı: 1

Cilt Bilgisi: Kuşe

Kağıt Bilgisi: Avrupa Enzo (Kitap Kağıdı )

Basım Tarihi: Nisan 2011

Sayfa Sayısı: 311

Kitap Boyutları: 13.5/21

ISBN No: 978-975-8449-73-6 

Barkot No:9789758449736

Etiket Fiyatı: 19.00 TL

Çıkış Tarihi: 04/04/2011

Devamını Oku
 

Duyurular

Sinema Buluşması
Tema : Kapitalizm/Yabancılaşma
21 Ocak Saat:15.00
Film: "Çocuk"

Yer Ankara Özgür Üniversite

Herkese Açıktır

Duyuru
___________________

Özgür Üniversite Formu'nun

Gelecek sayısının teması

Kapitalizm ve Ekoloji

olacaktır. Katkı yapmak

isteyenler sayı editörü ile temasa geçebilirler.

Sayı editörü: Fikret Başkaya


Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

___________________
 

forum kapak11111

İçindekiler

Sunuş

Ekonomik büyüme: Sorun mu, çözüm mü?*
Fikret Başkaya

Büyüme, Nicel Fetişizmi ve Ekonomizm
Levent Ünsaldı

GELİŞME SORUNU, DEVLET-PİYASA İKİLEMİ VE ÖTESİ
Bener Ergüngör

Bir Yeniden Üretim Sorunu Olarak Kapitalist Büyüme
Nihat Kentel

Gilbert Rist ile Mülakat
Fransızcadan Çeviri: Levent Ünsaldı

GÜNÜMÜZDE KAPİTALİZM ve BÜYÜME
Reha Alpay.

Küçük güzeldir
Özgür Gürbüz

Gıda Egemenliği ve Ekolojik Bağlamında Sürdürülemez Kalkınma
Emet Değirmenci

KAPİTALİST PARADİGMA HAKKINDA
SİBEL ÖZBUDUN

Dialoglar-2
Levent Safalı

1. Sana göre Kapitalist bir toplumda GSYH neyin ölçüsüdür?
Levent Ünsaldı

1. Sana göre Kapitalist bir toplumda GSYH neyin ölçüsüdür?
Mehmet Türkay

Kapitalist bir toplumda GSYH neyin ölçüsüdür?
Mustafa Sönmez

TC’nin genetiği veya vicdanı kirlenmiş toplum
Fikret Başkaya

 


___________________

 


Üye Girişi



Mail Grubuna Üye olun

Google Grupları
Özgür Üniversite grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Facebook Grubumuz

Twitter

Follow ozguruniversite on Twitter
Frontpage Slideshow (version 2.0.0) - Copyright © 2006-2008 by JoomlaWorks
Sayı 33 Büyüme PDF Yazdır E-posta
Administrator   
Çarşamba, 18 Ocak 2012 11:52

Sunuş

 

Şimdilerde ekonomik büyüme, siyasetçilerin, burjuva iktisatçılarının, akademi taifesinin, “uluslararası” denilen emperyalist finans kurumlarının, velhasıl “yeryüzünün efendileri” cephesinin vazgeçilmez amentüsü haline gelmiş bulunuyor... Artık işin kolayını bulmuş görünüyorlar: Ekonomi büyüyecek, tüm sorunlar çözülecek... Sanırsınız ki, bu dünyada yaşam ekonomiden, insan da “ekonomik bir hayvandan” ibâret... Ekononik büyüme zenginleşmenin, zenginleşme de sorunların çözümünün [ kalkınmanın] anahtarı sayılıyor ve Gayri Safi Yurtiçi Hasıla [ GSYH] ile ölçülüyor. GSYH’deki değişimler de büyüme oranı olarak ifade ediliyor. İstikrarlı bir ekonomik büyüme oranı yakalanırsa, bireysel ve kollektif mahiyetteki tüm sorunların çözüleceği inancının ve beklentisinin bir kıymet-i harbiyesi var mıdır? Olabilir mi? Kaldı ki, bir toplum hangi durumda “zenginleşmiş”, “kalkınmış” sayılacaktır? Bir ülkede GSYH’nin artışı orada işlerin yolunda gittiği anlamına gelir mi? Böyle bir anlayış daha baştan “zenginlik nedir” sorusunu yok sayıyor. Neyin zanginlilik, zenginleşme ve refah olduğu konusunda bir netleşme olmadan yapılan değerlendirmelerin bir anlamı olabilir mi?

Devamını oku...

Ekonomik büyüme: Sorun mu, çözüm mü?*

 

Son dönemde tüm sorunların çözümünün anahtarı, tüm dertlerin devası olarak sunulan, ‘gerekliliğinden’ ve ‘kesinliğinden’ de asla şüphe edilmeyen ekonomik büyüme nedir? Aslında ekonomik büyüme, ilerleme, modernleşme, kalkınma... gibi kavramların gerisindeki reel bir karşılığı olan asıl kavramdır. Başka türlü ifade edersek, ilerleme, modernleşme, muasır medeniyet seviyesini yakalama, kalkınma... söyleminin derin çekirdeğini ekonomik büyüme denilen oluşturuyor. Bir ülkenin kalkınması, ilerlemesi, modernleşmesi için ekonomik büyümenin vazgeçilmezliğinden şüphe edilmiyor... Büyüyor, ilerliyor, modernleşiyor o halde kalkınıyor velhasıl işler yolunda... şeklinde genel-geçer bir anlayış hâkim. Bir şeyden şüphe etmemek, tartışmamak, onu yeniden düşünmemek, o şeyin bir inanç kategorisi haline geldiği durumda mümkün oluyor. O kadar ki, şimdilerde ekonomik büyüme burjuva uygarlığının dini haline gelmiş durumda. Eğer yüksek oranlı ve istikrarlı bir büyüme gerçekleşirse, yoksulluğun ve işsizliğin sorun olmaktan çıkacağı, sıkıntıların aşılacağı, işlerin yoluna gireceği, toplumsal refahın gerçekleşeceği, huzura erileceği söyleniyor.

Devamını oku...

Büyüme, Nicel Fetişizmi ve Ekonomizm

 

Büyümeye (ve dolayısıyla kalkınmaya) inanmak, bir anlamda (ve hatta önemli ölçüde) nicel olana, rakama, ölçülebilene, rakamın yarattığı tartışılması bile “abest” gerçekliğe ve bu gerçekliği ölçen-biçen ve “rasyonel” biçimde ortaya koyan “yüce” bilimlere (ekonomi-istatistik) inançtır. Oysa kalkınmaya ilişkin tartışmaların çoğunlukla bir nevi rakamlar mücadelesine dönüşmesi (büyüme rakamları, kişi başına gelir rakamları, kalkınma göstergeleri, vs…) rakama ilişkin çok ciddi epistemolojik itirazları gölgelememelidir. Gerçekliğin nicel tezahürü olarak kutsanan rakamlar, göstergeler, söyleme, tahlile, bilimsel-nesnel bir hava katmakla kalmaz yapılan faaliyetin, ölçme faaliyetinin, temellerine ilişkin olası bir sorgulamayı da (rakam neyi, nasıl ölçer, her şey ölçülebilir mi, ölçülmeli midir, ölçülenin değeri ve geçerliliği nedir?) güçleştirir. Sahlins bu ölçme saplantısında Batı kültürünün temel zihni şemalarından birinin tezahürünü görür:

Devamını oku...

Bir Yeniden Üretim Sorunu Olarak Kapitalist Büyüme

 

Ekonomik büyüme, kapitalist ekonomilerde, yapının kendini yeniden üretmesinin ve varolmasının asli ve vazgeçilmez yöntemidir. Büyüme, hacmi pazardaki güçler tarafından belirlenen sermayenin birikimi ve varlıkların çoğalması biçiminde gerçekleşir. Kapitalizm ve kapitalist işletmeler büyüme bağımlısı bir yapıya sahiptir. İşletmeler, varlıkları ve kaynakları üzerinden tanımlanır. Bu iki büyüklük her işletmede dengededir ve işletmenin satışlarına bağlı olarak, varlıklar ve kaynaklar değişik seviyelerde eşitlenir.

Devamını oku...

GELİŞME SORUNU, DEVLET-PİYASA İKİLEMİ VE ÖTESİ

Bu yazı, gelişme[1] sorunuyla ilgili tartışmaya eleştirel bir açıdan göz atınca, kapitalist sosyo-ekonomik düzen içinde gelişme amacını gerçekleştirebilmenin genel olarak, yani birkaç istisna hariç, mümkün olmadığını göstermektedir. Kapitalist sosyo-ekonomik düzen içinde bağımsız gelişme amacını gerçekleştirebilmenin ise hiçbir şekilde mümkün olmadığını göstermektedir. Bunun da ötesinde, asıl sorunun gelişme değil, kapitalizmin kendisi olduğuna dikkat çekmeye çalışmaktadır. Ancak, bu yazı genelinde doğrudan doğruya kapitalizm eleştirilmemekte, buna gerek duyulmamakta, çünkü, gelişme sorununa ve bununla ilgili tartışmaya bilimsel şüpheyle yaklaşmanın, tartışılması gereken asıl sorunun kapitalizm olduğu sonucuna kendiliğinden varacağı ortaya konulmaktadır.

Devamını oku...

Gilbert Rist ile Mülakat[1]

 

Gilbert Rist: Yıllarca İsviçre’de kalkınma üzerine çalıştı. 1986’dan 2003 yılına kadar profesör olarak çalıştığı, şimdiki adı Uluslararası ve Kalkınma çalışmaları Yüksek Kurumu (IHEID) olan, Kalkınma Çalışmaları Yüksek Kurumu’na (IUED) katılmadan önce Tunus’ta çalışmış ve yıllarca Merkez Avrupa- Üçüncü Dünya yöneticiliğini yapmıştır. Temel entelektüel ilgi alanlarından biri, en az diğerleri kadar garip ve geleneksel olarak gördüğü Batı toplumuna ilişkin modernite antropolojisinin inşasıdır. Kalkınma üzerine birçok çalışması mevcuttur.

Devamını oku...

GÜNÜMÜZDE KAPİTALİZM ve BÜYÜME

Ekonomi 21. yüzyıl insanı için kaçınılmaz olarak sürekli üzerinde düşünülen bir alan. Neredeyse her gün elimizdeki ya da kazandığımız parayı nasıl kullanacağımızı, neyi nasıl alıp tüketeceğimizi düşünüyoruz. Şu ya da bu ürün yerine diğerini alırsak ne kadar kazancımız olur? Ya da market yerine pazara gitmek bize ne kazandırır? ve diğer sorular. Eğer yeterli birikimimiz varsa işimiz daha da zor. Bu birikimi yatırım araçlarıyla mı değerlendireceğiz? Yoksa yeni bir bilgisayar, araba veya ev mi alacağız gibi sorular için saatlarce hatta günlerce düşünmemek elde bile değil. Çünkü geleceğe ilişkin belirsizlikler yanlış kararların çok pahalıya mal olmasına yol açabilir. Tüm toplumun bu gibi konulara harcadığı vaktin ekonomik değeri hesaplanabilmiş olsa belki de ulusal gelir ikiye filan katlanır.

Devamını oku...

Küçük güzeldir

 

Çocukların daha doğduğu gün büyümesi istenir. Benim hatırladığım bir tek ninni var. “Uyusun da büyüsün, tıpış tıpış yürüsün” diye başlıyor. Daha sonra ninniye danalar giriyor, bostancı onları kovuyor, bolca okuma ve büyük adam olma dileğiyle ninni devam ediyor. Ne gariptir ki, çocuklar büyür büyümez işler değişiyor. Bebeklik fotoğrafları çekmecelerden çıkarılır, bu defa da o çocukların bebekken ne kadar güzel olunduğuna dair methiyeler dizilir. Küçükken büyük, büyükken küçüklük övülür. Ne istediğini bilememe durumunun psikolojide bir karşılığı elbet vardır. Belki de bu durum insanın görerek öğrenmesine iyi bir örnek. Büyüdükçe, küçük olmanın ne kadar güzel olduğunu anlıyoruz ama yaşamadan da öğrenemiyoruz.

Devamını oku...

Gıda Egemenliği ve Ekolojik Bağlamında Sürdürülemez Kalkınma

 

...sesimizi duyurmak için yağmur çamur demeden günlerce yürürüz

- Brezilya Topraksızlar Hareketinden bir konuşmacı

Son 16 yıldır toprak ve yiyeceğe ilişkin bağımı gittiğim her ülkeye taşıyor ve mümkünse ilk elden öğrenmeye çalışıyorum. Yiyeceğe dayalı ekolojik politikaların günlük yaşamımızın her alanını yakından ilgilendirdiğini biliyor musunuz? Brezilya Topraksızlar Hareketinden (Movimento dos Trabalhadores Rurais Sem Terra) genç akademisyen bir kadın Janaina Stronzake Seattle'daki konuşmasına ben bir Topraksızlar Hareketi çocuğuyum diye başlıyordu. 2011 yılı itibariyle Brezilya da 350 000 topraksız köylü aile olduğunu da ekliyordu (1).

Devamını oku...

KAPİTALİST PARADİGMA HAKKINDA

 

“Ütopyadan yoksun bir toplum,

tam anlamıyla totaliter bir toplumdur.”[1]

1. Size göre kapitalist bir toplumda GSYH neyin ölçüsüdür?

Elbette ki yalanın ve manipülasyonun… Bir ülkenin toplam gelirini ülke nüfusuna bölmekle yalnızca bir “yalan” elde edersiniz: Çünkü kapitalizm, bizatihî bir eşitsizlik rejimidir; eşitsizlikler sayesinde vardır, eşitsizlikleri büyüterek kendini sürdürebilir ancak. Toplam gelirin (kağıt üzerinde) toplam nüfusa bölünmesinin ima ettiği “eşitlik” ise, bir yandan “kurulu düzen” iktisatçılarının sistemin temelinde yatan eşitsizlikleri perdeleme gereksinimini, bir yandan da kapitalizmin “refah” yanılsamasını yansıtmaktadır:

Devamını oku...

Dialoglar-2

 

Pazar Kahvaltısı

- Anne : Ooo herkesin elinde bir gazete ... güzel yüzünüzü göremeyecek miyiz?.... bana da yine pazar ekleri kalmış

-Oğlan : Deme öyle annem... bende de spor eki var... bak MBA de yeni   tezahurat yapmıslar...."hook... hook... jump shut... look"

-Kız : Güzelim pazar kahvaltısında tribün sesleri....

-Oğlan : Ablam benim... şak şak şak.... Dünyayı kurtaracakkk..... Caka caka cak.....

-Kız : Keşke hayat basket olsa da ... biz de 3 sayılık atış derdinde olsak..

-Oğlan : Ha ha ha.. ne o abla..3 sayı falan... sen bu kuralları bilmezdin... bak sen de eriyorsun Hidayete... diyorum bak "huzur sporda"...Hidayet......Hidayet....

-Kız : saçlamalama !

Devamını oku...

1. Sana göre Kapitalist bir toplumda GSYH neyin ölçüsüdür?

 

GSYH’nin neyi ölçtüğünden çok, neyi ölçmediği veya neyi ölçer gibi yaptığını sorgulamak lazım. GSYH, her şeyden önce meta dolaşımına dair rakamsal bir ifade. Diğer bir deyişle, meta alış-verişi veya ticari mübadele ve hizmetler içersinde dolaşımda olan mal ve hizmetlere dair bir ölçüm. Oysa kapitalist ilişkilerin hâkim olduğu bir toplumda dahi, meta dışı, ticari mübadele dışı birçok ilişki tipi var.

Devamını oku...

1. Sana göre Kapitalist bir toplumda GSYH neyin ölçüsüdür?

 

GSYH, belirli bir zamanda üretim kapasitesindeki artışının ölçülmüş halidir. Ancak, bu nicel gösterge, bu haliyle sonuçların ölçülmesi anlamına gelmektedir. Nedenler, sayısallaştırılamadığı ve dolayısı ile ölçülemediği ölçüde 'hesabın' dışında kalmaktadır bu durumda. Bu haliyle GSYH, mevcut olanın tespit edilmesine dair bir ölçüdür. Elbette bu ölçü, kapitalist bir işleyişin muhasebeleştirilmesidir.

Devamını oku...

Kapitalist bir toplumda GSYH neyin ölçüsüdür?

Gayri Safi Yurtiçi Hasıla, bugüne ulaşan tanımıyla, bir toplumda üretilen mal ve hizmetlerin parasal değeri diye tanımlanır. GSYİH, tarihi 17’nci yüzyıla kadar uzanan bir toplumda üretimin değerini ölçme çabasıyla başladı. Fizyokratlar, üretimde tarımı esas alarak hesaba katılırken Adam Smith, tarımın yanı sıra diğer dallardaki üretimin de analize katılması gerektiğini öne sürdü..
GSYH, önce toplumdaki ulusal paranın cari değeri ile hesaplanır, sonra enflasyondan arındırılarak “reel değer” hesaplanır, çoğunlukla da dolar, Avro gibi rezerv paralarla hesaplanır ve ülke nüfusuna bölünerek kişi başına GSYİH elde edilir. Bu da ülkelerin zenginliklerini kıyaslamada , ülkeleri sıralamada kullanılır.

Devamını oku...

TC’nin genetiği veya vicdanı kirlenmiş toplum.

 

Türkiye Cumhuriyeti Osmanlı İmparatorluğu’nun devamı olarak varoldu. Tevatür edildiği gibi bir “kopuş” söz konusu değildi. Osmanlı İmparatorluğunda devlet kutsaldır. Elbette bu sadece Osmanlı’ya mahsus bir “ özellik” veya “orijinallik” değildi. Bu, premodern dönemin Eski Rejimlerinin genel durumuydu. Devletin kutsal sayılması demek, devlet dışında hiç bir şeyin bir önemi ve değeri olmaması demektir. Mevzubahis olan devletse, gerisi teferrüattır ve orada kendi başına bir değeri, kıymet-i harbiyesi olan başka hiç bir şey yoktur. Devlet çıkarı her şeyi mübâh kılar. Devletin çıkarı ve bekâsı için her türlü cinayet, katliam, suikast, komplo, hile, yalan... gerekli ve meşru sayılır. Bırakın halktan insanları, devletin çıkarı için padişah ailesi mensuplarının katli de son derece olağan bir şeydir. Kardeş, çocuk, ana, baba, hepsi devlet çıkarı için katledilebilir. Başka türlü ifade edersek, Osmanlı İmparatorluğu’nun da dahil olduğu “Eski Devletler ailesinde’ devletin bekâsı, aile içi temizliği varsayar ve başka türlü yapması mümkün değildir. Zaten herkes padişahın kuludur. Kulun hakkı yoktur, sadece kulluk yükümlülüğü vardır. Dolayısıyla ilişki yönetenden yönetilene, efendiden kula ve tebaya doğru ve tek yönlüdür.

Devamını oku...

 
ORTADOĞUDA AMERİKAN - İRAN SOĞUK SAVAŞI Ve Daha Büyük Bir Savaş Tehdidi PDF Yazdır E-posta
Mahdi Darius Nazemroaya   
Çarşamba, 18 Ocak 2012 11:49

mahdi-1

Amerika ile İran arasında soğuk bir savaş devam etmektedir. ABD casusları, insansız hava araçları, suikast faaliyetleri ve Tahran’a yönelik suçlamalar soğuk savaşı yürütme programının birer parçasıdır. Washington ve onun yardakçıları, bu soğuk savaş sürecinde, Birleşmiş Milletler gibi uluslararası kurumların da dâhil olduğu mümkün olan her türlü aracı, Tahran’a karşı yürütülen bu soğuk savaşta, savaş meydanı olarak kullanmaktadır. İran, Irak, Suriye ve Lübnan’a karşı yürütülen istikrarsızlık yaratma kampanyası bu soğuk savaşta kritik bir cephe oluşturmaktadır.
Obama yönetimi, 2011 yılını, ABD ve İsrail hegemonyasına karşı duran Ortadoğu – Kuzey Afrika (MENA) bölgesindeki bütün ülke ve birleşik güçleri bir araya getiren Direniş Blok’una karşı Washington’un sözüm ona “Ilımlı koalisyonun” elinde tuttuğu tasmasını serbest bırakmakla geçirmiştir. İsrail’in 2006 yılında Lübnan’da yaşadığı hüsrandan sonra, İran ve müttefiklerine karşı mücadele etmenin bir aracı olarak, Ortadoğu-Kuzey Afrika bölgesinde daha da belirgin hale gelen iki kamp, Washington, Tel Aviv ve NATO’nun planladığı hizaya gelmiştir. Dış İşleri Bakanı Condoleezza Rice ve Savunma Bakanı Robert Gates ile temsil edilen Amerika Birleşik Devletleri, 2007 yılında, İran, Suriye ve bölgedeki müttefiklerine karşı stratejik ve geniş kapsamlı bir cephe oluşturmak üzere, Mısır ve Ürdün’ün de artı olarak katıldığı, Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleriyle; Suudi Arabistan, Katar, Bahreyn, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman, “GCC + 2” formülü altında, Kahire’de bir toplantı düzenlemiştir. Washington tarafında kurulmuş olan söz konusu bu “Ilımlı Koalisyon”, İsrail ve Türkiye’nin önemli, merkezi katılımcı taraf olarak dâhil olduğu NATO’nun doğrudan bir uzantısı olmuştur.

Devamını oku...
 
Arap Baharı ve Kürtler PDF Yazdır E-posta
Hazırlayan: Celal Sancar   
Çarşamba, 18 Ocak 2012 11:35

Gabriel Gatehouse/BBC muhabiri/12 OCAK 2012

arap-1 

Şubat 2011'de Kuzey Irak'ın ikinci büyük kenti Süleymaniye'de binlerce kişi sokaklara döküldü. Orta Doğu'da yaşanan diğer olaylardan ilham almışlar ve halkın gücünün küçük ama güçlü bir seçkin grubunun onlarca yıldır devam eden yolsuzluklarına son verebileceğini düşünmüşlerdi. Ancak Tunus ve Mısır'dakinin aksine Kürtlerin talepleri karşılık bulmadı ve demokrasi yanlısı prostolar iki ay sonra acımasız bir şekilde bastırıldı. 16 yaşındaki oğlu Sirkew'in mezarı başında ağlayan Konca Kadir "Ona dışarı çıkma demiştim" diyor: "O'na dedim ki Sirkew rüyamda gördüm. Ateş etmeye başlarlarsa dışarı çıkma dedim."

Çarşamba, 18 Ocak 2012 11:51 tarihinde güncellendi
Devamını oku...
 
Zenginlik, yoksulluk ve özel mülkiyete dair II PDF Yazdır E-posta
Fikret Başkaya   
Pazartesi, 02 Ocak 2012 11:01

Özel Mülkiyeti neden lağvetmek gerekiyor?

“Bir yoksul aç ise, bunun nedeni, zenginin zevk ve sefa içinde yaşamasıdır. Nerede bir bolluk görsem, onun yanı başında mutlaka çiğnenmiş bir hak görmüşümdür.” *

Hz. Ali

Mülkiyet gasptır, zorla, şiddet ve hileyle topluluğa [kamuya, socium‘a, herkese] ait olana özel şahışlar tarafından el konulan zenginliktir. Ancak şiddete dayanılarak korunabilir ve çoğaltılabilir. Devlet savaşın ‘sosyalleşmesi’ sonucu oluşmuş bir aygıttır. Devletle birlikte hukuk sistemi de ortaya çıkmıştır. Mülkiyet, hukuk sistemi tarafından meşrulaştırılır ve korunur ama hukukun varlığı zoru ve şiddeti dışlamaz. Geçerli hukuk sistemi, verili durumdan hareket eder ve statükoyu korur. Hiçbir zaman temeldeki asıl haksızlığı sorun etmez. Geçerli eşitsiz, adaletsiz ilişkiler bütününü korumayı ve sürdürmeyi amaçlar. Aslında özel mülkiyetin kural olduğu bir toplumda hukuk adalete karşıdır. Gerçek durum böyledir ama retorik farklıdır. Doğal ve sosyal zenginliğin küçük bir azınlığın elinde toplandığı, geniş kesimlerin, açlığa, çaresizliğe, sefalate terkeldiği bir toplumda, hangi adaletten söz edilebilir? Siz kentlerin merkezinde yükselen adalet saraylarının varlığına aldanmayın. Oralarda adalet tecelli etmez, etmesi mümkün değildir.

Devamını oku...
 
Devrim üzerine söyleşi II PDF Yazdır E-posta
Fikret Başkaya - Gün Zileli   
Pazartesi, 02 Ocak 2012 10:57

“Örgüt Paradoksu” Üzerine

GZ: Söyleşimizin önceki bölümünde “örgüt paradoksu”ndan söz ettin. Bunu biraz açar mısın?
FB:
İstersen ondan önce önemli gördüğüm bir hususa açıklık getirelim. Devrimci çevrelerde “devrimi örgüt yapar” şeklinde bir anlayış var. Bir örgüt kurulacak, büyüyecek, olgunlaşacak ve zamanı geldiğinde de devrim yapacak... Aslında bu, devrim hakkında yanlış bir anlayışın ürünüdür. Devrim sosyal eylemin sonucu olan bir dönüşümdür ve ancak geniş halk kitlelerinin yapabildiği bir şeydir. Dolayısıyla, politik volontarizm, kitlelerin kendi bilinçli eyleminin yerini alamaz. Başka türlü ifade edersek, politik eylem hiçbir zaman sosyal eylemin yerini alamaz. Tabii bu tür bir devrim anlayışı da, Rusya’daki durumun yanlış anlaşılmasından ve orada olup bitenlerin “evrensel değeri olan bir şey” sayılmasından kaynaklanıyordu. Şubat’taki bir sosyal devrimdi ve yol almaya devam ediyordu.

Devamını oku...
 
“Sosyalizmin Sorunları” Tartışması Tarihinden Yapraklar… PDF Yazdır E-posta
Gün Zileli   
Pazartesi, 02 Ocak 2012 10:56

Bundan 30 yıl önce, 1981 yılında (Türkiye İşçi Köylü Partisi) TİKP içinde açılan “Sosyalizmin Sorunları” tartışması, tam otuz yıl sonra, Taraf gazetesinin yazarları, Halil Berktay, Murat Belge ve Roni Marqulies (ve Taraf dışından Oya Baydar) arasında yeniden açıldığı gibi, Tarık Günersel’in, “Stalin’in cinayetleri… Havel” başlıklı (21 Aralık 2011) yazısıyla Birgün’e de sıçramış bulunuyor.
Otuz yıllık tarihin başlangıcına dönmeden önce bu tartışmanın yeniden hararetlenmesinin nedenleri üzerine birkaç şey söylemeliyim. Tutucu (Ortodoks)-Marksist kesimler, bu tartışmanın, burjuva-liberal bir rüzgârın sonucu olarak yeniden gündeme geldiğini ileri sürüyorlar ama gerçek böyle değil. 30 yıl önce de TİKP içindeki benzer kesimler aynı gerekçeyi ileri sürmüşlerdi. Bu, bir savunma refleksinden öteye bir anlam taşımıyor.

Devamını oku...
 
MÜŞTAK BABA’YA, TÜBA’YA, AKIL SAĞLIĞINA, AKP’YE, POSTMODERNİTE’YE VS. DAİR[*] PDF Yazdır E-posta
SİBEL ÖZBUDUN   
Pazartesi, 02 Ocak 2012 10:54

 “Sıradan insanların kendilerine
yapılan haksızlığa karşı
yerini şaşırmış aşkı,
otoritelerin kurnazlığından
daha büyük bir kuvvettir.”[1]

 “Müştak Baba”dan söz edildiğini duydunuz mu? Kimsenin merak etmediklerini merak edip, herkesin bildiklerinden bihaber olanlardan biri olmakla, itiraf etmeliyim ki ben ilk defa dün duydum. O da yükseköğrenimli, entelektüel düzeyi vasatın çok üstü, bilgisayar teknolojisine hâkim genç bir dostumuz sayesinde.
Google sağolsun, hakkında kısa sürede fena olmayan miktarda malûmat da edindim. Benim gibi kayıtsız/ilgisizleriniz için özetleyeyim:
Müştak Baba, 1759-1832 arasında yaşamış, Bitlis’li (yani Kürt) bir sûfî şair imiş. Soyu Abdülkadir Geylanî vasıtasıyla Hz. Ali’ye dayandırılırmış. Avrupa’dan Hindistan’a çok yer gezen Müştak Baba bir süre İstanbul’da Eyüp Selâmi Efendi dergâhında kalmış ve II.Mahmud’un has nedimi olmuş. Müştak Baba bir ara Kadirîye tarikatında postnişinlik de yapmış… Bitlis ziyareti sırasında konakladığı Muş’ta öldürülmüş.

Devamını oku...
 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Son >>

Sayfa 1 - 31
visitor counters